Siz hangi ülkenin hainisiniz?

Kaç haftadır Sarı Yeleklileri konuşuyor hem faşist güruhunun temsilcileri hem de sol cenah. Sadece Türkiye’de değil pek çok yerde. Bir yazarın ifadesiyle, burjuva demokrasilerinde barışçıl, yaygın ve güçlü eylemler, diktatörlüklerde daha fazla yankı buluyor ve parmaklar sallanmaya başlıyor: “özenen olursa karşılarında bizi (!) bulur”… bu “biz”in kim olduğu ne kadar açık değil mi bizler için, kontrgerilla, derin devlet, işkenceciler, en ufak bir demokratik söyleme linç ile cevap verenler ve hatta kendini devletin temsilcisi sanan lümpen peynir mafyası…

Sarı Yeleklilerin kim olduğu, neleri talep ettiği veya hangi görüşlerden insanlarla sokakta bulundukları hiç önemli değil; zira öyle korkuyorlar ki Fransa bile “terörist” dememişken, bizim sağ politikacılar “hain” ilan etmeye başladılar bile Sarı Yelekliler eylemlerine katılanları. Öyle ki bazıları olayın Fransa’da geçtiğini, taleplerin Fransızca olduğunu unutmuş bile. Haykırıyor: “sarı yelek giyen sarı etek giyer!” İşte tam bu sözlerle, yukarıdaki havlayan grubun kadına yönelik şiddeti veya ayrımcılığı da içinden nasıl da çıkardıklarını, tecavüz ve tacizi nasıl da “doğallaştırdıklarını” görüveriyoruz. Bu cenah, aynı zamanda Kürtlere “bölücü”, Ermenilere “kılıç artığı”, gayrimüslimlere “gavur”, Alevilere “mum söndü” diyenler hem de, hepimiz çok defa yaşadık bunları.

Komşunuzla sohbet ettiğiniz sırada içinden çıkan ırkçılık karşısında çayınız yarım kalır, yine kendisi şiddet gördüğünde ne yapacağınızı bilemezsiniz veya HDP için oy istediğiniz bir Türkiyeli göçmen Berlin sokaklarında, sizi kısa şortunuz nedeniyle cinsiyetçi küfürlerle tehdit edebilir. Ama aynı kişinin Alman ırkçılarından yaşadığı şiddet karşısında, yanında olup olmamayı sorgularsınız; hatta ülkeden kaçmanıza neden olacak davanın gizli tanığı ile bir iltica başvurusu sırasında karşılaşabilir ve aynı muameleyi görürsünüz… Öyle içiçe geçmiş durumlar yani, omurgalı olana ne mutlu.

Sarı Yeleklilere geri dönersek, işsizliğin yüzde 10 olduğu, gençlerin işsizliği ve esnek çalışmayı kural olarak kabul ettiği, kamu hizmetlerinin giderek piyasalaştığı ve kalitesinin düştüğü bir dönemde ortaya çıkması pek de şaşırtıcı değil. Üstelik, benzine yapılan zam ve vergi adaletsizliğinin temel motivasyon olması da Sarı Yeleklilerin meydanlara çıkma nedenlerini, kentsel süreçlere bakarak anlaşılabileceğini gösteriyor bize. Zira hareketin sembolü olan sarı yelek, dikkati üzerlerine toplanmak istediklerinin ve sözlerini ve durumlarını iktidara duyurmak istediklerini ifade ediyor. Hareketin doğduğu yerlere bakılacak olursa, Fransa’nın nispeten düşük kira oranları ile yaşamanın mümkün olduğu ancak, çalışanların çalışmaya devam etmek için toplu taşıma yerine kendi araçlarına binmek zorunda oldukları; hatta eğitim ve sağlık gibi hizmetleri almak için dahi özel araç kullanımına gerek duydukları yerler. Bu açıdan benzine yapılan zam, bütçelerinde önemli bir etki meydana getiriyor bu insanların. Zaten çalışsalar bile devam ettirmekte zorlandıkları yaşamlarını ise iyiden iyiye borç batağına sürüklüyor.

Ayrıca Macron’un kibirli tutumları ve iktidarın, sermayedarlara yönelik vergi affı getirmesi de bir başka dinamik oluyor. Açıkladıkları 42 maddelik talep listesinde bu anlamda, sosyal devlet veya kentsel adalet çağrışımları görüyoruz. Ancak göçmenler ve mülteciler açısından ise çelişkili maddeler var. Maalesef, işsizliğin nedeninin göçmenlerde bulunduğuna dair tezler toplumda hala bir geçerliliğe sahip. Halbuki göçmenlerin talip olduğu işler, “insana yakışır iş” sıfatını alabilecek işler değil. En zor, en pis ve en kötü işler, toplumun en görünmez, en altta olanına kalıyor, her yerde.

Sarı Yeleklilerin faşizan devletlerin sağcılarından aldıkları tepkiler, kimlerin aynı gemide olduğunu gösteriyor bizlere aynı zamanda enternasyonalist bir mücadele yürütülmediği taktirde giderek nefes almamızın imkansızlaşacağını da.

Yazarın diğer yazıları