‘Soçi Mutabakatı’ ve olası gelişmeler

Suriye üzerindeki ABD-Rusya çekişmesi, Erdoğan ve Putin arasında Soçi kentinde imzalanan “Mutabakat Muhtırası” ile yeni bir aşamaya taşınmış oldu. Küresel aktörler Ortadoğu bölgesini yeniden “şekillendirirken”, üç bölge ülkesi öne çıkıyor: İran, İsrail ve Türkiye. Suriye dosyası “çözüm” beklerken, bu üç bölge ülkesinin şu anki pozisyonları bu şekillendirme girişimlerinin nasıl olacağın ilişkin önemli ipuçları sunuyor. Kuşkusuz bütün bu yeniden “şekillendirmenin” odağında, 45 milyon nüfusu ile Kürtler duruyor. Kürtlerin “kendi kaderlerini belirlerken” bölge halkları ile ortak yaşamı seçmeleri ve dayanışma içinde oluşları bütün dünyanın desteğini ve takdirini kazanmış durumda. Kürtlerin “hakları ve hukukları” göz ardı edilerek, onların “özgürlük ve statü” talepleri duymazlıktan gelinerek, Ortadoğu’da barış ve istikrarı sağlamak mümkün değil. Katliamlar, savaşlar, etnik temizlik ve “ihanetlerle” yüz yüze kalan Kürtler, bütün bunlara rağmen, bölge halklarına “ortak yaşamın” mümkün olabileceğini, Rojava Devrimi ile kanıtladılar.

Soçi’de halklara rağmen imzalan “mutabakat”, sanılanın aksine uygulamada yaşam bulması, halklara rağmen zor görülüyor. Tehdit ve savaş dayatmalarını bölge halkları kabul etmez.

Savaş, işgal ve ilhak politikaları asla “meşruiyet” kazanamayacak, bu yaklaşımlar ve girişimler dünya kamuoyunun vicdanında şimdiden mahkum edilmiş durumda.

Suriye’de iç savaş sona yaklaştıkça, kimi askeri ve siyasi hamlelerin kısa vadede “yarar” sağlayacağını umanlar, çözüm yolunda bu pozisyonlarını kaybedebilir.

ABD Başkanı Trump’ın çekilme kararı, Kürtleri ve SDG’lerine yönelik “ihanet” olarak değerlendirildi. ABD’nin çekilme kararı yeni “denklemler” ortaya çıkardı. Değişen koşullar hem Kürtler için hem de SDG’yi yeni “dengelere” göre konum almaya zorlarken, kurulacak yeni denklemlerde Kürtler olmadan başarı şansının olmayacağı gerçeğini de göstermesi açısından önemli. Önümüzdeki dönem sahadan çok Cenevre’de başlayacak olan anayasa çalışmaları ve siyasi çözüm çabaları oluşturtacak. Masada olmak ve bunun diplomasisini yapmak Kürtler için öncelikli hale gelecek. Sahadaki “savaş ve işgal” tehdidi, kimi geçici sonuçlar doğurabilir ancak halka ve öz güce dayalı demokratik siyaset stratejisi uzun vadede “kazandırıcı” bir yol olacaktır.

Soçi Mutabakatı ile Suriye kuzey sınırlarına konuşlanıyor. Bu iç savaştan bu yana ilk kez gerçekleşecek. Suriye güçleri ve Türkiye böylece karşı karşıya gelmiş olacaklar. Suriye uzun süre topraklarında “işgalci” bir gücün kalmasına rıza göstermesi beklenemez.

Suriye politikasını “Kürt düşmanlığı” üzerine kuran AKP-MHP iktidarı ise ABD ile varılan ateşkes ve Rusya ile yapılan anlaşmayı bir “zafer” edası ile sunsa da, nihayetinde bu mutabakat gereğince Esad’ın elini sıkmak zorunda kalacak. Türkiye’nin eğitip donattığı “Suriye Milli Ordusu” adını verdiği ve bütün dünyanın “terörist” olarak tanımladığı güçlere ne olacağı ise meçhul!

İdlib bundan sonraki sürecin odak noktası olacak. Soçi Mutabakatı ile Türkiye’nin İdlib’de verdiği tavizleri yakında anlayacağız. Hem Şam ve hem de Rusya İdlib konusunda “sabırlarının” sınırlarına ulaşmış durumdalar. Öyle anlaşıyor ki daha önce Doğu Guta’da denenen Rus planı bu kez İdlib’de uygulanacak. Karşılığında: ABD ile varılan 120 Km’lik genişlik ve 32 Km derinliğindeki bölgenin Rusya’nın bu mutabakatla, geçici olarak “evet” demesi.

ABD’de Trump’a karşı güçlü bir muhalefet var. Avrupa Birliği ise “kaygılı” duruşunu aşan bir çizgi tutturmuş durumda. Yapılan açıklamalar ve silah ambargosu kararları kısa vadede etkisini göstermeyebilir. Daha somut ve caydırıcı adımların gelmesini AB’den beklemek gerçekçi değil. Mülteci ve DAİŞ korkuları “depreşse” bile AB’nin Ortadoğu politikaları “çıkar” çarklarının ötesine geçmiyor.

ABD’nin Suriye’den çekilmesi ve Soçi Mutabakatı Rusya’nın Suriye’de etkin güç olarak daha fazla alan sağlamış görünüyor.

ABD’nin ve Avrupa’nın bu hamleye karşı yanıtı gidişatı belirleyecek.

Yazarın diğer yazıları