Sofokles’in binlerce yılllık uyarısı

Sofokles bize erdemli bir yöneticinin nasıl olması gerektiğini Oidiphus tragedyasında gösterir. Ve her insanın toplumu kötüye götüren olaylar karşısında nasıl davranması gerektiğinin çerçevesini çizer. Erdem, etik yaşam olaylar karşısında nasıl davrandığımızla ortaya çıkar, “söylem yerine pratik” der Sofokles, Oidiphus tragedyasında.

Tekin AĞACIK

Çevrenizde tüm kötülükler olup biterken yerinizde oturup ‘bana ne başkalarından’ diyebilirsiniz. Ta ki adalete gereksinim duyana kadar. Ama o zaman da öncekiler yok edilirken sessiz kaldığınızdan sizin için ses çıkaracak kimse olmayacak. Her şey olup biterken sessiz kalmanız, size olacak kötülüklere karşı çıkacak tüm sesleri öldürmeniz demektir.

Bu yazıda sizlerle birlikte günümüzden 2500 yıl öncesine gidip günümüze geri döneceğiz. Antik Yunan tragedya yazarı Sofokles’i (Sofokles d. M.Ö 495-M.Ö 406) ve onun iki tragedyasını, günümüzle bağlantılı anlatmaya çalışacağım. Oidiphus ve Antigone tragedyaları…

Oidiphus tragedyası

Oidiphus tragedyası, antik Yunan tragedyalarının en önemlilerindendir. Günümüzde ‘Oidiphus kompleksi’ olarak psikanaliz literatürüne de girmiştir.

Çocukları olmayan Tebai şehrinin kral ve kraliçesi Laios ve İokaste, bir kahine danışır. Kahinler babasına, ‘Bir çocuğunun doğacağını, doğacak bu çocuğun kendisini öldürüp annesiyle evleneceğini söyler’.

Oidiphus, doğduğunda babası kehanetin gerçekleşmemesi için Oidiphus’un bileklerini birbirine çiviletir ve çobanına verip, götürüp dağda ölüme terk etmesini söyler. Çoban, Oidiphus’u dağa götürür ancak öldürmeye kıyamaz. Orada karşılaştığı başka bir çoban, çocuğu ona vermesini kendi kral ve kraliçesinin çocukları olmadığını, çocuğu onlara vereceğini söyler. Çoban da zaten çocuğun ölmesini istemediği için çocuğu ona verir. (Oidiphus, Antik Yunanca şiş ayak anlamına gelir) Diğer çoban, Oidiphus’u alır Korin, kral ve kraliçesine götürür. Onlar Oidiphus’u kendi çocukları gibi benimser, büyütür. Oidiphus’a hiçbir zaman gerçek çocukları olmadığını söylemezler. O da onları gerçek anne babası bilir. Bir gün birisi Oidiphus’a onların gerçek anne ve babası olmadığını söyler. Oidiphus, bunu babası bildiği Korin kralına sorar. Kral bu gerçeği inkar eder.

Oidiphus, gerçeği öğrenmek için öz anne ve babasının gittiği kahine danışır. Kahin, Oidiphus’un kim olduğunu ve kaderini de biliyordur. Kahin, Oidiphus’a gerçeğin tamamını söylemez, sadece kaderinde gerçek babasını öldürüp annesiyle evleneceğini söyler. Odiphus kehanetin gerçek olmaması için oradan başka bir yere Tebai şehrine gider. Tebai şehrine gelirken yolda kral ve adamlarıyla yol verme yüzünden kavga eder ve kralı öldürür. Daha sonra Tebai şehrinin girişinde, şehre girmeye çalışan herkese bir bilmece soran, bilmeyenleri uçurumdan atan, Tebai’nin başına bela olan Sfenks’le karşılaşır. Kraliçenin kardeşi Kreon, bu canavarın sorusunu bilenle kızkardeşini evlendirip kral yapma sözü verir. Sfenks ona, “Sabah dört ayaklı, öğlen iki ayaklı, akşam dört ayaklı olan şey nedir” diye sorar. Oidiphus, “İnsan” der. “Sabah çocukken dört ayak üzünde yürürüz, öğlen genç iki ayak üstünde yürürüz, akşam yaşlanınca bir baston yardımıyla yürürüz.” Doğru cevabı duyan Sfenks, kahrından uçurumdan düşerek ölür. Bunu gören Tebai halkı, hazır yeni kralları ölmüşken ve de şehrin başına bela olan Sfenks’ten kurtardığı için, dul kalan kraliçeyle Oidiphus’u evlendirip Tebai kralı yaparlar.

İşte Oidiphus ve babasının kaçtığı kehanet gerçek olur, Oidiphus’un dramı burada başlar. Oidiphus, çok cömert erdemli bir kral olarak halkı refah içinde yaşatır. Geçen yıllar içinde dört çocuğu olur. Derken bir gün Tebai şehri veba hastalığı ve kuraklıktan kırılmaya başlar. Oidiphus şehri kıran hastalığın nedenini araştırmaya başlar. Oidiphus, kraliçenin kardeşi Kreon’u kahine yollar. Kreon, dönüşünde eski kralın katilinin bulunup cezalandırılması gerektiğini ve bu katilin, şehirleri Tebai’de olduğunu söyler. Bunun üzerine Oidiphus başka bir kahin çağırıp ona sorar. Kahin ona, “Bunu araştırma” der. Oidiphus’un kralın katili olduğunu ve anne babasını bilmediğini söylemekle tehdit eder. Oidiphus kahinle konuştuğu sırada kraliçe içeri girer ve eski kocasının ölüm şeklini anlatır. Oidiphus bu sözlerden şüphelenir, çünkü kendisi şehre gelirken dört yol ağzında bir kişiyi öldürmüştür.

Gerçekte de kral Laios da dört yol ağzında öldürülmüştü. Kraliçe bu olanları anlatırken bir haberci gelir ve Korin kralının öldüğünü söyler. Korin halkı Oidiphus’un kral olmasını ister. Ancak Oidiphus geri dönmez Korin’e, babası bildiği kral onun yüzünden ölmemiştir ama kehanetin geri kalan kısmının gerçek olması korkusuyla Korin’e kral olmayı kabul etmez. Haberci, Oidiphus’a onun kral ve kraliçenin gerçek oğulları olmadığını, evlatlık alındığını söyler. Kraliçe, İokaste Oidiphus’un kim olduğunu anlar ve intihar eder. Oidiphus, bebekken onu alan çobanı bulur ve

gerçekleri ondan öğrenir. Oidiphus tüm gerçeği anlar ve gerçekte annesi olan kraliçeyle evlendiğini anlar. Kraliçeyi aramak için geri döner ancak İokaste utancından intihar etmiştir. İokaste’nin intihar ettiğini gören Oidiphus kraliçenin elbisesinden aldığı iki altın toplu iğne ile gözlerini kör eder. Utanç dolu gözlerle dünyaya bakamayacaktır artık. Oidiphus tüm zamanların edebi tarihinde erdemli insan olarak gösterilir. Neden böyle diye düşünebiliriz. Oidiphus halkı kıran vebanın nedenini öğrenmesine rağmen bu sırrı kendisine saklayıp iktidarını sürdürmek yerine erdemli bir insan olup kendi iktidarını ve bunun sağladığı tüm güçlerden vazgeçip diğer insanları düşünerek hepsini reddetmiştir.

Sofokles bize erdemli bir yöneticinin nasıl olması gerektiğini Oidiphus tragedyasında gösterir. Ve her insanın toplumu kötüye götüren olaylar karşısında nasıl davranması gerektiğinin çerçevesini çizer. Erdem, etik yaşam olaylar karşısında nasıl davrandığımızla ortaya çıkar. “Söylem yerine pratik” der Sofokles, Oidiphus tragedyasında. Oidiphus, oğulları büyüyüp ülkeyi yönetmeye hazır olana kadar ülkede kalır ve daha sonra kızı Antigone’nin yardımıyla Kolonos şehrine gider. Oidiphus Kolonos’a gittikten sonra oğulları arasında çıkan anlaşmazlık yeni bir kehanet doğurur. Babalarının gömüldüğü yer bilinmezse kardeşlerin büyük bir felaketle karşılaşacağı bildirilir. Eteokles ve Polyneikes kendi çıkarları yararına babalarını kullanmaya çalışırlar. Oğulları, Oidiphus’u Tebai şehrine zorla getirmeye çalışınca onlara beddua eder ve sonra huzur içinde ölür. Eteokles ve Polyneikes babalarının bedduasının gerçek olmaması için aralarındaki sorunu çözmeye çalışır ve her yıl biri ülkeyi yönetme konusunda anlaşır. Ancak hükmetme hırsına yenilirler.

Eteokles sırası gelince tahtı, kardeşi Polyneikes’e devretmeyi reddeder. Eteokles kardeşi Polyneikes’i ülkeden sürer, o da tahtı elde edebilmek için Argos kralının kızıyla evlenir. Argos kralını Tebai’ye saldırmak için ikna eder. Ve Tebai şehrinin kapısına dayanır kardeşine hakkı olan tahtı almak için savaşa davet eder, bu savaş sonrası iki kardeş birbirini öldürür. Antigone’nin trajedisi burada başlar. Kreon iki yeğenin ölümü pahasına aralarındaki anlaşmazlığı gidermek yerine onların birbirini öldürmesine destek olur ve en yakın akraba olduğu için kendini kral ilan eder.

  

Antigone tragedyası

Kreon, iki kardeşin birbirini öldürdüğü savaş sonrası, Eteokles’in cenazesini törenle gömer ancak kendinden yana olmayan Polyneikes’in cenazesini hain ilan ederek, kurda kuşa yem olsun diye gömülmesine izin vermez, gömmeye çalışanı hain ilan eder, yas tutulmasını yasaklar. Kreon, Oidiphus tregedyasında silik, yok denecek kadar silik, dahası iyi diyebileceğimiz bir karakterdir. Ancak Antigone tragedyasında Kreon asıl kişiliğini, iktidar hırsıyla vicdanı kör olmuş bir kişilikle karşımıza çıkar. Vatan, millet uğruna ölüm sözlerini sık sık yineler. Bu sözlerle kendi iktidarını pekiştirmek için diğerlerinin yaşamlarını nasıl hiçe saydığını gösterir. Tragedyanın başlarında şöyle der. “Devlet yönetiminde yoğrulmadıkça kişi, ölçülemez onun zekası karakteri gerçek düşünceleri”. Bu sözlerle Kreon doğru söyler ama gelecekte kendisi devlet yönetiminde nasıl kötü bir kişilik olduğunu gösterir. İktidar hırsının bir insanı nasıl bir canavara dönüştürdüğünü görürüz Kreon’un kişiliğinde. Antigone, Kreon’un buyruklarına karşı gelir, ölen iki kardeşinin aynı saygıyla gömülmesini ister. Kreon’a “ölünce herkes eşittir” der. Bu düşüncesini kız kardeşi İsmene’ye söyler ancak İsmene ona yardım etmez, ölüm korkusuna yenik düşer ve ihaneti seçer. İsmene bu tragedya da ihaneti temsil eder. Antigone, gece gizlice kardeşini gömerken yakalanır ve Kreon’un emirlerine karşı geldiği için ölüme mahkum edilir.

Canlı canlı bir kaya mezara gömülerek orada ölüme mahkum edilir. Kreon’un oğlu Haimon, aynı zamanda Antigone’nin nişanlısı bu karara karşı çıkar, ancak Kreon’un gözü iktidarından başka bir şey görmediği için onu dinlemez. Antigone hapsedildiği taş mezarda intihar eder, bunu gören Haimon da onun ölüsüne sarılarak intihar eder.

Tüm bunları gören Kreon’un eşi Eurydike de, bu haber üzerine intihar eder. Tüm bunların sonucunda Kreon sırtını dayadığı erki kaybeder. Sofokles’in bu iki tragedyasında iki kral görürüz; biri erdemli bir yaşam uğruna elindeki tüm erki kaybeder. Tüm bunları kaybetmemek, elinde olmasına rağmen erdemsiz bir yaşamı seçmek aklına bile gelmeyen Oidiphus. Erdemsizliği seçip iktidar uğruna her türlü kötülüğü seçen, en yakınlarının ölümü karşısında bile erdemli olmayı aklına getirmeyen, ama yine de iktidarı kaybeden Kreon.

TC’nin kesintisiz faşizmi

Sofokles binlerce yıl öncesinden tiranların diktatörlerin halka zulmetmek için iktidarın erkini nasıl kullandıklarını ve bunu nasıl elde ettiklerini gösterir. İnsanlık bunları görmezden geldi. Tarih çok Sezarlar, Mussoliniler, Frankolar, Hitlerler, Mustafa Kemaller, Saddam Hüseyinler gördü. Ama yine de bunların ardından gidenler, kendilerinin de felakete sürüklendiğini göremedi. Türkiye Cumhuriyeti’nde ise kesintisiz faşizm, Mustafa Kemal’le başlayıp Erdoğan’la devam ediyor.

Erdoğan, yumuşak söylemlerle herkesi kucaklıyormuş gibi görünerek iktidara getirilmiş, iktidarı iyice güçlendikçe asıl iç yüzünü ortaya çıkarmıştır. Türkiye Cumhuriyeti’nden devraldığı katliam geleneğini en barbar biçimde sürdürmekte tereddüt etmiyor.

Milliyetçilik sosuyla katliamlarını haklıymış gibi göstererek muhalefetinden yumuşak muhaliflerine kadar herkesi kendi katliamlarının sessiz ortağı yaptı. Erdoğan iktidarının Kürtlere karşı yürüttüğü sistemli, bilinçli politikası, Türkiye Cumhuriyeti’nin birincil hedeflerinden biridir.

Uğur Kaymaz, Ceylan Önkol gibi sayısız Kürt çocuklarının katliamına imzasını atmış, sessiz kalan dünya karşısında katliamlarını daha da pervasızlaştırmıştır. Roboskî, Sur, Nusaybin, Silopi, Cizre’de Kürtleri bodrumlarda canice katlettiği yetmemiş gibi ölülerimizi gömmemize bile izin vermeyecek kadar insanlığa uzak bir düşüncenin vücut bulmuş hali olmuştur, Erdoğan.

Ölülerimiz günlerce sokakta kaldı, anneler çocuklarının bedenini buzdolabında sakladı bozulmasın diye, katlettiği insanlarımızın bedenlerini yerlerde sürükletti, ölülerimize yas tutma, insani bir şekilde gömmemizin önünde en insanlık dışı yöntemlerle engel oldu.

Öte yandan dünyanın her yerinden topladığı canilerle, Rojava’da yaşayan Kürtlere yönelen Erdoğan, insanlık dışı bir savaş yürüterek Kürt düşmanlığını iyice pekiştirerek, bu katliamlarını “kahramanlık” naralarıyla süsledi. Erdoğan, tüm diktatörler gibi içindeki caniyi yönetemeyen, ama başkalarını yönetmeye kalkan, karşı çıkanı katleden, içindeki caninin kölesidir.

Mücadele etmek de bizim ödevimiz olsun!

Sofokles, bize erdemli bir yöneticinin veya insanın nasıl olması gerektiğinin çerçevesini çizer. Bir yönetici kendi itibarı uğruna başka insanları itibarsızlaştırma, öldürme gibi bir hakkı olamaz, der. Tam tersine; “eğer bir yönetici, kendisinin neden olduğu acılara veya başka kötülüklere karşı başka insanların lehine kendisine ne olursa olsun tüm gerçekleri açığa çıkarmalıdır”, der Sofokles.

Yukarıda bize göstermiş olduğu iki karakter; Oidiphus ne kadar erdemliyse Kreon o kadar erdemsiz bir yöneticidir. Elbetteki her insan erdemli olmalıdır ama erdemsiz olan bir yöneticiyse tüm halk zarar görür ve devlet itibarsızlaşır. Kendi kişisel çıkarları uğruna tüm halka zarar veren Kreon, en sonunda kendi çocukları olmak üzere tüm ailesine zarar verip her şeyi kaybetmiştir. Oidiphus’a baktıkta o kendi çıkarlarını öteleyip gerçekler uğruna sadece kendi zarar görecek bir biçimde erdemlice yaklaşmıştır.

Günümüz Kreon’a gelince Sofokles’in çizdiği kötülük karakterine benzerlikleriyle binlerce yıl sonra Erdoğan’dır. Bu kötülüğün abidesi binlerce yıl önce çizilmiş etik kuralların hepsini çiğnemiş, sadece Kürt halkına değil Türk halkı ve Ortadoğu halklarının tümüne ettiği kötülüklerle kötülük sınırlarını genişletmiş. Bu yaptığı tüm kötülüklere ailesini ve yanında yer alan insanlığın yüz karası, tüm kapı kullarını da ortak etmiştir. Tüm insanlık bilir ki ölüm karşısında herkes eşittir. Kahramanlık savaştığın birinin ölüsüne saygı duymaktır. Ne kadar düşman olsan da. Kahramanlık ölüye işkence etmek çürüyene kadar sokakta bırakmak değildir. Cizre’de cenazesi günlerce sokakta kalan Taybet Ana, buzdolabında cenazesi bozulmasın diye saklanan Cemile, birer Polineikes’tir. Kendi halkı için savaşan şehit düşen ve yaşayan her Kürt kadını ve onlarla birlikte olan dünyanın çeşitli yerlerinden gelen enternasyonal devrimciler birer Antigone’dir. Ve kendi halkına karşı zalimlerin yanında yer alan, kendi halkının acılarını görmeyip, susan her Kürt birer İsmene’dir.

Sofokles, binlerce yıl önceden insanlığı uyarıyor. Kötülere karşı insanlığın zaferini öngörüyor. Bu bir sanatçının öngörüsüdür, kötülük karşısında insanların, insanlığın ne kadar kötü durumlara düşeceğini söylüyor. Öyleyse dünyayı daha iyi bir yer yapmak için mücadele etmek de bizim ödevimiz olsun.

Yazarın diğer yazıları

    None Found