Sokak direnişinden sokak belediyeciliğine

Faşist TC devletinin 45 gün önce kayyum adı altında Kürt halkının iradesini gasp ettiği Amed, Mardin ve Wan’da protestolar kesintisiz bir biçimde sürüyor. Eylemlerle “Direniş kazanacak, kayyumlar gidecek” mesajı veriliyor. Bir anlamda halk iradesi savunuluyor, direniş bir çeşit irade öz savunması biçiminde yürütülüyor.

Buraya kadar her şey tamam. Fakat uzun süreli protesto eylemi ve direnişlerde zaman zaman tarz ve yöntemi gözden geçirmek ve gerekirse değiştirmek, zenginleştirmek gerekiyor. 45 gündür aralıksız bir biçimde sürdürülen oturma eylemi, buna ek olarak gerçekleştirilen serbest kürsü, yürüyüş vb. eylem biçimleriyle birlikte elbette ki anlamlı ve etkili. Bunu devletin tepki ve saldırılarından da anlamak mümkün. Ama bu eylem yeterince sürdürüldüğünde devletin geri adım atmak zorunda kalacağını düşünmek çok gerçekçi olmaz.

Bununla birlikte pasif direnişin kendisini de daha aktif kılmak mümkündür.

Mesela bence yapılacak en etkili şey, kayyumu protesto etmekle sınırlı kalmayıp işgal altındaki belediyeyi anlamsızlaştırmak, işlevsizleştirmektir. Halk belediyeciliği kayyuma rağmen, kayyuma karşı geliştirmektir. Belediyeyi, yani halk öz yönetimini sokağa taşımaktır. Yani sokak belediyeciliğini inşa etmektir.

Örneğin neden yeni bir belediye meclisi kurmuyoruz ki? Alternatif, hatta gerçek demokratik belediye meclisi sokakta ya da meydanlarda toplanıp şehrin bütün sorunlarını tartışamaz mı? Ortak akıl ile imkanlar doğrultusunda çözüm yolları bulamaz mı? Ortak güç ile bunları hayata geçiremez mi? Yine belediye kadın meclisi, belediye gençlik meclisi, hatta belediye çocuk meclisi kurulamaz mı? Bu meclisler halka açık, şeffaf bir şekilde, katılımcılığa dayalı toplantılarını yapsa, burada etraflıca her türlü sorun ve ihtiyaçlar ele alınsa, karara bağlansa. Demokratik toplum, demokratik siyaset denen de tam bu değil mi? Öyleyse tam da buradan başlamalı.

Kaldı ki tamamen olanaksız değiliz ki. Elimizde imkanlar var. Mekanlarımız da var. Yeter ki bunları etkili bir şekilde kullanmayı bilelim.

Demokratik (veya gerçek anlamıyla) siyaset demek, bir yerde toplumun ortak tartışma, karar ve eylem gücü kazanması demektir. Halk belediyeciliği buna hizmet ettiği oranda öz yönetimi anlamını taşır. Yoksa çok da alternatif olunamaz, alternatif geliştirilemez. Bunun dünyada birçok örneği bulunduğu gibi, Kürtlerin de yüzlerce, hatta binlerce yıllık deneyimleri söz konusudur. Kızılbaş Alevilerin Ocak kültürü ve Cem pratiğinden tutalım köy meclislerine kadar.

Halk belediyeciliği sokakta, meydanlarda hayat buldukça belediye binasındaki işgal anlamsızlaşır. O bina işlevsizleşir. Çünkü her yer belediye olur. Bence kayyum olgusu ve onun şahsında temsil edilen faşizm gerçeği ile en iyi ve etkili mücadele tarz ve yöntemi budur. Geri adım attırılacaksa da böyle attırılabilir diye düşünüyorum.

Demokratik sistem inşasının da temel iddiası budur. İktidarcı devlet sistemini doğrudan karşına alıp yok etmek değil, kendi sistemini gerçekleştirerek onu etkisizleştirmek, işlevsizleştirmek, gereksizleştirmektir. Ulus-devletler özelde son 400 yılda kendilerini hakim kılmak için öncelikli olarak hep toplumsal sistemlere yönelmişlerdir. Onları etkisizleştirdikçe kendi sistem ve zihniyetlerini hakim kılmışlardır. Öyleyse yapılacak en temel şey, kendi toplumsal sistemini yeniden inşa ederek onu etkisizleştirmektir. Kayyuma karşı direniş bunun güçlü bir ayağını pekala oluşturabilir, hatta öncülük edebilir.

Yazarın diğer yazıları