Sol kaybetti sağ eridi

Avrupa Parlementosu seçimlerinde en büyük hayal kırıklığı yaşayan sol partiler oldu. Berlin Duvarı’nın yıkılmasından bu yana en kötü sonuçları alan solun oy kaybetmesinin en büyük nedeni ise Avrupa Birliği konusunda muğlak politikası, mülteci sorununda sağcılaşması ve anti-neoliberal bir politika izleyememesi.

Bu seçimde yaşanan yüksek katılımın aktörleri ise kuşkusuz ırkçı partilerin yükselişini durdurma motivasyonu ile sandığa giden genç seçmenler oldu. Aşırı sağcıların daha düşük oy almasını sağlayan genç seçmenlerin adresleri ise çoğunlukla Yeşil partiler oldu.

FEHMİ KATAR / BERLİN

Aşırı sağ ve Avrupa Birliği karşıtlarının yükselişi nedeniye Avrupa Birliği’nin kader seçimi olarak lanse edilen Avrupa Parlementosu seçimlerinde aşırı sağ oylarını yükselti ama korkulduğu kadar da yüksek oy almadı. Sosyal ve Hıristiyan demokratların radikal sol ile beraber büyük hüsran yaşadığı seçimlerin en büyük kazananı ise Yeşiller ve liberaller oldu.

Avrupa Birliği üyesi 28 ülkenin Avrupa Parlementosu’nun 751 üyesini seçtiği seçimlerin sonuçları ile ilgili en çok merak edilen şey kuşkusuz aşırı sağcı partilerin ne kadar oy alacağıydı. Parlementonun en güçlü grubunu oluşturma iddiasındaki aşırı sağcılar oyların ancak yüzde 7,9’unu alarak 54 sandalye ile dördüncü büyük grubu kurabiliyor. Fransa’da Marie Le Pen’nin Rassemblement National/Ulusal Cephe (RN) ile yüzde 28 ve İtalya’da İçişleri Bakanı Matteo Salvini’nin partisi Lega Partisi yüzde 34,31’lik oy alarak iki ülkede en yüksek oy almayı başaran aşırı sağcılar, birçok ülkede de oylarını arttırmayı başardı.

Aşırı sağcıların oylarını en çok arttırabildiği ülkelerden birisi Almanya. Irkçı parti AfD oylarını 2014’deki seçime göre yüzde 3,9 artırarak Almanya’daki toplam oyların yüzde 11’ini aldı. İki eyalette en yüksek oyu alan ırkçı AfD bir eyalette de kıl payı birinciliği Hıristiyan Demokratlara kaptırdı.

 Aşırı sağcıların yüksek oy aldığı diğer bir ülke ise Avusturya. Bu ülkede yaşanan İbiza krizine rağmen bir önceki seçimden sadece yüzde 2 daha az alan FPÖ, yüzde 17,2 oy alarak ülkenin en çok oy alan üçüncü partisi oldu.

Aşırı sağcılar başta İskandinav ülkeleri olmak üzere birkaç ülkede ise oy kaybı yaşadı. Hollanda’da aşırı sağcıların en çok tanınan simalarından birisi olan Geert Wilders’in yüzde 3,5 alan partisi yüzde 4’lük seçim barajına takılarak Meclise giremedi.

Aşırı sağ AP’yi bloke edecek

Aşırı sağcıların diğer bir fraksiyonu olan ulusalcı grup Uluslar ve Özgürlükler Avrupası (ENF) oyların yüzde 7,72’sini alarak 58 sandalyenin sahibi oldu. Yer yer daha liberal olan aşırı sağ ile dirsek temasında olan reformcu ulusalcı muhafazakarların Avrupalı Muhafazakarlar ve Reformcular İttifakı (AECR) da aldığı yüzde 8,39 oy ile 58 sandalyeye sahip oldu. İtalyan Salvini ve Fransız Le Pen öncülüğü ile ENF ve EFDD Brexit’in gerçekleşmesinden sonra Halkların ve Ulusların Birliği çatısı altında birleşecek.

Sonuç olarak aşırı sağcılar çoğunluğa ulaşabilecek bir oy oranı almamış olsa bile faşist partiler Macar Jobbik, Yunanistan’dan Altın Şafak, İspanya’dan VOX, Slovakya’dan Milliyetçiler ve Urban’ın Fidesz’i ile beraber 190’a yakın sandalye ile meclisin dörte birini oluşturabiliyor. Farklı ajandalara sahip oldukları için beraber hareket etmeleri beklenmeyen aşırı sağcılar seçim propagandalarında söyledikleri gibi Avrupa Parlamentosu’nun alacağı kararları bloke etmeye çalışacak. Özelikle AB yanlısı grupların çelişkilerinden yararlanmaya çalışacak olan aşırı sağcılar, Avrupa Parlementosu’nu işlevsizleştirmeyi amaçlayacak.

Son 25 yılın en yüksek katılımı oldu

Bu seneki Avrupa Parlementosu seçimlerinin en önemli sonuçlarından biri de 25 yıldır seçmen katılımının en yüksek olduğu seçim olması. Eylül ayında Avrupa Birliği’nden ayrılması beklenen İngiltere sayılmadığı taktirde Avrupa genelinde yüzde 51 oranında katılım oldu. Bu oran 2014 yıllındaki seçimlerde yüzde 43,9 idi. Katılım kısmen artsa da ülkeler arasındaki sandığa gitme oranındaki uçurum yine değişmedi. Slovakya’da katılım oranı yüzde 22,74, Portekiz’de yüzde 31,40 iken İspanya ve Almanya gibi ülkelerde bu oran yüzde 60’ların üzerinde oldu.

Seçime katılımın zorunlu olduğu ülkelerde ise yüzde 80 civarında katılım oldu. Bu seçimde yaşanan yüksek katılımın aktörleri ise kuşkusuz ırkçı partilerin yükselişini durdurma motivasyonu ile sandığa giden genç seçmenler oldu. Seçim katılımını arttırarak aşırı sağcıların daha düşük oy almasını sağlayan genç seçmenlerin adresleri ise çoğunlukla Yeşil partiler oldu.

Eylemler Yeşiller’e yaradı

Yeşiller, Almanya’da oyunu bir önceki seçime göre ikiye katlarken birçok ülkede de oyunu arttırmayı başardı. Japonya’nın Fukuşima kentindeki termik santralin patlamasından sonra oldukça popüler olan Yeşil partilerinin, o dönem sadece anketlerde gösterebildiği başarı bu sefer sandıklara yansıdı ve Yeşiller bir önceki parlementoda 52 olan sandalye sayısını 69’a yükseltebildi. Yüzde 20,5 oy olarak parlementoda 21 sandalye kazanan Alman Yeşiller, 12 sandalye kazanan Fransız Yeşiller ile beraber Yeşil grubun yarısını oluşturmayı başardı.

Özelikle metropollerdeki genç seçmenlerin oyunu alan Yeşiller bu başarısının azımsanmayacak kısmını 15 yaşındaki İsveçli aktivist Greta Thunberg’in öncülük ettiği ”Gelecek için Cuma Günleri” eylemlerine borçlu. Başta Avrupa olmak üzere dünyanın birçok yerinde gençler, Cuma günleri okula gitmek yerine küresel ısınmaya karşı çevrenin korunması için ”Gelecek için Cuma” eylemlerine katıldı.

Solun politikasızlığı

Kısa sürede kamuoyunun dikkatini çeken bu eylemler, aşırı sağın yükselişini tepki olarak sandığa giden genç ve orta yaş seçmenlerin tercihlerine de yansıdı. Bu tercih aynı zamanda sosyal demokrat ve muhafazakarların neoliberal politikalarda ısrar edip sosyal devleti törpülemesine tepkili olan, sol eğimli seçmenlerin, kriminalize edilen radikal solun aksine kabul edilebilir parti statüsünde olan Yeşiller’e şans tanıması olarak da yorumlanır. Sol seçmenin bu tercihinde radikal sol partilerin özelikle çevre ve Avrupa Birliği’ne dair net bir politika üretememesinin de payı az değil.

Merkez partiler eridi

Avrupa Parlemento seçimlerinin kuşkusuz en büyük kaybedeni merkez partiler olarak lanse edilen Sosyal Demokratlar ve Hıristiyan Demokratlar oldu. Neredeyse AB’nin kuruluşundan beri sadece en büyük grubu değil, aynı zamanda da hükümet başkanlarının çoğunu bünyesinde bulunduran Hıristiyan Demokratların grubu EVP ile Sosyal Demokratların S&P grupları parlementodaki çoğunluklarını kaybetti. Bir önceki seçimde 221 sandalyesi olan Hıristiyan Demokratlar bu seçimde 43 sandalye kaybederek 178 sandalyeye düşerken; Sosyal Demokratlar ise bir önceki seçimdeki 191 sandalyesinin 38’ini kaybederek 153’e geriledi. Şimdiye kadar resmi olmayan büyük koalisyon gibi hareket eden iki büyük grup hem parlemento başkanı hem de mecliste alacakları kararlar için diğer partilerle konsensüs yakalamak zorunda kalacaklar. Yeni parlementoda kilit grup durumundaki Fransız Başbakan Macron’un 105 sandalyeli Liberal grubu En Marche, Yeşiller grubu ile beraber EVP ve S&P’nin en ideal partneri durumunda.

Neoliberal politikalar cezalandırıldı

Avrupa Parlementosu’nun bu iki grubunun yaşadığı oy kaybının temel nedenleri olarak da bu partilerin iktidarda olduğu ülkelerdeki kötü mülteci politikası ve ciddiyetle ele almadıkları ve yer yer inkar ettikleri küresel ısınma ve doğa tahribi olarak gösteriliyor. Mülteci politikasını sertleştirmek için aşırı sağcı partileri bahane eden, aşırı sağcıların söylemlerini kullanan sosyal demokrat ve muhafazakar partiler gönülü olarak aşırı sağın reklamını yaparak, seçmenlerinin azımsanmayacak kısmını da bu partilere kaptırdı.

Aşırı sağcıların birçok ülkede dirsek temasında olan Hıristiyan Demokratlar ve onların hükümet ortakları Sosyal Demokratların yaşadıkları oy düşüşünün en büyük nedeni olarak ise uyguladıkları neoliberal politikalar gösteriliyor. Neoliberal politikalar sonucu gelir uçurumunu oluşturan, refah devletinin sosyal güvencelerini bir bir ortadan kaldırılınca özelikle orta yaş ve gençlerin güvenini kaybeden sosyal demokratlar ve muhafazakarların yerini ise çoğunlukla sistem karşıtı iddiası ve yabancı korkusunu yayarak aşırı sağcılar doldurdu.

Özelikle genç seçmenlerin artık ilgi göstermediği geleneksel merkez partiler oylarını aşırı sağcı popülist partilere ve bu partilere karşı olan Yeşiller ve daha küçük partilere kaptırdı. Almanya’da oy kulanan seçmenlerle yapılan anketlerin sonucuna göre 30 yaş altı seçmenlerin yüzde 33’ü Yeşillere oy verirken, sadece yüzde 10’u sosyal demokratlardan yana tercihini kullandı. Birinci parti durumundaki muhafazakar CDU’nun ise 30 yaş altı seçmenlerden aldığı oy oranı yüzde 13.

Politika oluşturamayan Sol kaybetti

Avrupa Parlementosu seçimlerinde en büyük hayal kırıklığı yaşayan gruplardan biri de radikal sol oldu. Seçim öncesinde en azından oyunu korur denilen Sol partiler beklenenin altında kalarak, Berlin Duvarı’nın yıkılmasından bu yana elde edilen en kötü sonucu aldı. Yunanistan’da hükümette olan Syriza’nın kaybettiği oylardan dolayı erken seçim kararı aldıran Avrupa seçimlerinde Portekiz’deki sol parti dışındaki bütün sol partiler oy kaybetti. Toplam oyların yüzde 5,06’sini alan Sol Parti grubu GUE/NGL daha önce sahip olduğu 52 sandalyenin nerdeyse dörtte birini kaybederek 38 sandalyeye geriledi. Bu sonuç ile Avrupa Parlementosu’nun en küçük grubu olacak olan radikal sol, eğer Boyun Eğmeyen Fransa (LFI) gruba katılmayıp bağımsız kalmayı seçerse grup da kuramayacak.

Sol merkez partilerin kuyusuna su taşıdı

Sol partilerin oy kaybetmelerinin en büyük nedeni olarak Avrupa Birliği konusunda net bir tavır ortaya koyamamaları; AB ile ilgili ikna edici anti-kapitalist ya da en azından tutarlı bir anti-neoliberal sol strateji üretememeleri ve merkez partilerinin söylemlerine entegre hareket etmeleri sıralanıyor. Avrupacı bir politikayı esas alan Sol, Yeşillerin ve orta sınıf solun söylemlerine destek olmaktan ileriye gidemedi. Birçok konuda Sosyal Demokratlara ve Yeşillerin politikalarına entegre olan sol partilerin; küresel ısınma, dijital değişim, mülteci politikası gibi sol söylemleri domine etmesi gereken konularda bile net bir politika ortaya koyamaması eleştiri konusu.

Aşırı sağın yükselişinin en büyük sorumluluları olan muhafazakar ve sosyal demokratlar, aşırı sağın yükselişinin demokrasiye tehdit olduğunu söyleyerek, seçmenleri ”Avrupa için” ve ”Daha fazla Avrupa için” oy kulanmaya çağırarak, hem kendilerini demokrasinin yegane temsilcisi olarak gösterdiler hem de aşırın sağın yükselişindeki sorumluluklarının üzerini örtmeye çalıştılar. Sol ise neredeyse eleştirisiz buna destek verdi. ”Daha fazla Avrupa” eylemlerinin en büyük destekçisi olan Sol partiler kendi söylemlerini üretemedikleri için sol seçmenleri daha tutarlı ve ikna edici söylemleri olan Yeşillere kaptırdı.

Solun küresel ısınma söylemi muğlak 

Radikal sol partilerin düşük oy almasındaki en temel nedenlerden biri olarak da küresel ısınma ile ilgili muğlak söylemleri gösteriliyor. Radikal solun, benzine ve ete daha yüksek vergiler gibi daha çok orta sınıfa yönelik söylemleri, küresel ısınmanın yapısal nedenleri ve yapısal çözümü yerine sorumluluğu bireylere veren, onların yaşam biçimlerini değiştirerek daha çevreci davranmalarını öneren söylemlerle esas olarak Liberallerin ve Yeşillerin kuyusuna su taşımaktan öteye gidemedi.

Ciddi bir özeleştiri şart

Neoliberal ve burjuva partilerinin danışıklı dövüş yaptığı Avrupa Parlementosu seçimlerinin kuşkusuz en büyük kaybedeni Avrupa solu. Geleneksel merkez partilerin bu kadar güven kaybettiği bir ortamda bu kadar başarısız olan sol partilerin çok ciddi bir özeleştiri yaparak hem AB ile ilgili sol stratejisini hem de küresel ısınma, neoliberal politikalar ve mülteci konusu hakkında ciddi bir sol strateji oluşturması bekleniyor.

Sonuç olarak; neoliberal politikalar ve mülteci anlaşmaları gibi anlaşmalar yaparak kendi değerleri ile çelişen ve bunun sonucunda halkın güvenini kaybeden Avrupa Parlementosu, bizzat bu neoliberal politikaların güçlendirdiği aşırı sağa karşı, demokrasiyi kurtarmak için sol seçmeni sandığa çağırdı. Her ne kadar eski geleneksel merkez partiler halkın güveni kaybetmiş olsa da, Sol partilerin politikasızlığından dolayı, tepkiler asıl yönelmesi gereken yere yönelmemiş, oylar sistem karşıtlığı iddiasındaki aşırı sağ ile Yeşil kapitalistler arasında paylaşılmış oldu.

Yazarın diğer yazıları

    None Found