Sömürge aydınının trajedisi

Yüz yıllık Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin Kürt dili ile olan savaş ve imtihanı devam ediyor. Kürtler neredeyse tam yüz yıldır dilleriyle konuşabilmek, dilleriyle şarkı söyleyebilmek, hikaye anlatabilmek, kendi dilleriyle ağlayıp gülebilmek, kendi dilleriyle hemhal olabilmek için direniyorlar. Bütün dünya halkları için doğuştan gelen son derece temel bir hak, insani bir hak olan, bütün uluslararası sözleşmelerle güvence altına alınan anadilini her alanda kullanabilme hakkı için Kürtler yüz yıldır büyük bedeller ödüyorlar. Kürtler dilleri için bu kadar bedel ödemişken hem de yirmi birinci yüzyılın dünyasında Türkiye Cumhuriyeti Devleti Kürtçe bir televizyon kanalı açmayı, Kürtçe gazete, kitap basılabilmesine izin vermeyi, özel eğitim veren Kürtçe okullar açabilme izni vermeyi büyük bir lütuf gibi sunmaktadır Kürtlere. Yedeğine aldığı sözüm ona Miroğlu gibi, Kızılkaya gibi aydınlar aracılığıyla bu lütufun propagandasını yapmakta, Kürt dili için yapılanlar övüle övüle bitirilememektedir. Eh herkes bilir sömürge aydınının neyi ne için övdüğünü, burayı ve bu şahısları geçelim.

Gelgelelim Kürt belediyelerini hizaya getirmek için atadığı kayyum denen siyasi, meftaların ilk icraatı belediyelerdeki Kürtçe tabelaları indirmek olunca bu sömürge aydınları hükümeti savunmakta epey zora düştüler “aman sakın ha, Kürtçe tabelaları kaldırmayın bizim, Kürtlere ve Kürtçeye karşı olduğumuz algısı oluşur” deyince içişleri bakanı “Kürtçe bizimde dilimiz. Kürtçe tabelaları, üzerlerinde biriken tozları silmek için indirdik, tekrar yerine asacağız açıklamasında bulundurlar. Bizim sömürge aydınlarımız içişleri bakanının bu uygulamasını yine öve öve bitiremediler. 

Lakin mızrak çuvala sığmıyor, Türkiye Cumhuriyeti Devleti bilindik huyundan vazgeçmiyor her gün bir yeni baskı ve yasaklamayla bu sömürge aydınlarını çok güç duruma düşürüyor, durumu kurtarmak için kırk takla atmak zorunda kalıyorlar. “Kürt çocukları kendi dillerinde televizyon izliyorlar, devletimiz ne büyük devlet, devletimiz ne kadar Kürt sevdalısı” demekte iken devlet küt diye Kürtçe çizgi film yayınlayan çocuk kanalını kapatıveriyor. Şimdi gel de bu uygulamayı savunmak için argüman üret, bir çocuk kanalının kapatılması için ürettiğin argümanlarla komik duruma düş, sömürge pazarında bile bir kıymetin kalmasın. 

Tam kamuoyu bu rezaleti unutmuşken, sömürge aydını bir Kürtçe yayın yapan çocuk kanalının kapatılması savunma travmasını atlamış ve zihninden bu durumu silmişken hadi bakalım hükümetten yeni bir icraat. Üç yüze yakın Kürt çocuğunun ana dilleriyle eğitim gördükleri Ferzad Kamenger İlkokulu’nu mühürleyivermesin mi? Gel de çık çıkabilirsen işin içinden. Ama olmaz ki bu kadar da yük bindirilmez ki devletine sadık sömürge aydınının omuzlarına. Uykular kaçar, bir süre basından kaçar sömürge aydını. Günler ve geceler boyunca gerekçeler aramaya koyulur. Biraz kızar devletine ilk defa. Yani nemalandıklarımızın karşılığında bu kadar yük yüklemeyin, mahallede azıcık itibarımız kalsın diye içinden sessizce söylenir devletine. 

Oysa çok iyi bilmektedir ki sömürge aydını, eğer bir devlet, bir sömürgeci çocuklara, çocukların diline yönelmişse aslında bir halkı toptan yok etme, imha etme kararı almıştır. Avrupa devletlerinin sömürgeci aydınlarına öykünüp hem sömürgeci devletten nemalanmak hem de kendi halkı içerisinde az çok bir itibar sahibi olabileceğini düşünmek nafiledir. Ortadoğu sömürgeciliği ve diktatörlükleri sömürge aydınına kendini yaşatabilecek gri alanlara izin vermez. Mutlak itaat ve hizmet ister. 

Yazarın diğer yazıları