Sömürgeci terör/bağımsızlık/otorite

Erdoğan, vakti zamanında El Kaide ile ilişkilerini saklamadı.

AKP-Hamas ilişkilerinin köklü olduğu resmi görüş ve Erdoğan Hükümeti, IŞİD’in "Cephe gerisi".
İnsanlık suçu işleyen IŞİD-Türkiye koalisyonu devam ediyor.
HDP’ye saldıran IŞİD, İstanbul’da polis desteği görüyor.
Kürdistan’da direnişin olduğu her alanda, Türk hakimiyetini sağlamak için, Türk güvenlik güçleri harekete geçiyorlar.
Savaş uçakları Kürdistan semalarında havalanıyor; nedeni bilinmeden(!)
Sonra iniyorlar, nedeni bilinmiyor(!)
Konuşma sırası ebediyen Erdoğan’da.
Susmuyor; Cumhuriyet ebedi, Cumhuriyet’de susmuyor.
Kettum edilmek istenen Kürdistan.
"Çözüm süreci"ne rağmen, Devlet ve Erdoğan’ın istediği, Kürtler‘den: "siyah derili, beyaz maskeler" (Frantz Fanon) devşirmek.
Böyle olduğu için de, Der Spiegel’in dünkü sayısı: "Erdoğan Devleti"ni manşet yaptı.
Türkiye’deki sahne bu: Sömürgeci terör gündemde, kolonyal faşizm gerektiğinde müdahale edecek, bunun bilinmesini istiyorlar.
Evet, Kürtler’e, Cumhuriyet izin verdiği oranda "geçit" var.
Bu Ankara’nın tarihi misyonu.
Kürdistan’a gelince.
Kendi kaderini çizmek isteyenlerin susamadıkları, susturulamadıkları ülke.
Kürdistan’da "politika" revaçta.
Silahlar geri planda, politika yapmanın sigortası olduklarını politika yapanlar söylüyorlar.
Bu politika’yı söylendiği gibi okuyamıyorum.
Aksesuarlar yanıltıcı.
Şimdi söylenenin dünü var.
Yarını da.
Çubuğu çokça büken Kürdistan’daki politikacılar, karşıtlarını temelden sarsmak için, yeni bir planı devreye sokacaklarının sinyallerini de veriyorlar.
Örnek verirsem:
Son hafta Hatip Dicle’nin "Kürtlerin sadece yüzde 5’i bağımsızlık ister" açıklaması, tarihe "not" olarak düşecek.
Ve aynı dönemde Demirtaş konuştu: Her halkın, her ulusun kendi kaderini tayin etme hakkı vardır. Türkiye’deki Kürtler de bu şekilde kendi kaderlerini tayin ediyorlar" dedikten sonra, kendisinin adaylığının, birlikte yaşama isteğinin somut göstergesi olduğunun altını çizdi.
Ve aynı dönemde, 2016 yılında Güney Kürdistan’da bir Kürdistan devleti‘nin kurulacağıyla ilgili senaryolar gündeme getirildi.
Biribirin tamamlayan açıklamalar desem, "paradoks" olur.
Böylece asıl sorunu başka türlü görüntülemek istiyorum:
Devlet geleneğinde anti-Kürt ve anti-Komünistlik var. Gelişmeler bunun değişeceğine dair bulgulara sahip değil.
Çünkü, Ankara işgalci güçlerini Kürdistan’dan çekmeyecek.
Çünkü Ankara, "değişimler" ve "çözüm"ün kendi hükmünde kalmasını istiyor.
Kürdistan’ın paylaşımı, birinci cihan harbinin ortaya çıkardığı sonuç.
Ve Kürdistan’ın tüm parçalarındaki Kürtler’in ilişkileri, tarihin hiçbir döneminde olmadığı kadar "diri".
Ve eğer Türk halkı ile Kürt halkı arasında sarsılmaz bağlar olsaydı, Türkiye halkı, Kürdistan’dan gelen "konuk" Demirtaş’ı birinci turda "Cumhurbaşkanı" olarak seçer ve Ankara’nın elini Kürdistan’dan çekmesini sağlardı.
Hayır öyle olmayacak, "her halk aradığı öncüsünü” bulur. Türkiye’deki halk Erdoğan’ı aradı buldu, başkasını değil.
Ancak Kürt halkının Ankara’yı beklemediğini biliyorum.
Sonuçta, Kürdistan’da, sadece Kürt halkının kendisini yöneteceği bir yönetim biçimi oluşturuluncaya kadar, tarihi itirazın devam edeceğini de biliyorum.
Türk askerinin hükmetmediği bir Kürdistan’da, diğer bir Kürdistan’da, diğer parçalarla olan sınırların kalkacağına dair tarihi bir bilinç oluşuyor.
İşgalci orduların olmadığı bir Kürdistan’da nasıl bir yönetim oluşacak?
Bunun kararı da, bu çeyrek yüzyılın Kürdistanlılarına kalsın.

Yazarın diğer yazıları