‘Son muhteşem olacak’a’ bir adım daha yakınız şimdi

23 Haziran’da gerçekleşen İstanbul büyükşehir belediye başkanlığı seçimlerini CHP adayı Ekrem İmamoğlu 800 bini aşkın oy farkıyla kazandı. Halkın iradesi hakkın da adaletin de yerini bulmasını sağladı. Halkın iradesini hiçe sayanlar, böylelikle şapkalarını önüne koyup “nerede yanlış yaptık” sorusuyla kafalarını patlatırlar umarım. Böyle bir sorgulama biçimi kibirli, vicdanını koltuğunun altına alanlardan uzaksa da, halk sorgulatmasını, hayatlarının en ağır tokadını vurmayı biliyor. Ve yaptı… Hep birlikte derin bir ohhhh çektik mi? Vallahi çektik… Güzel bir intikam alma biçimiydi. Yakmayacaktınız, yıkmayacaktınız, hileyle çalmayacaktınız, yok saymayacaktınız…

‘Herşey çok güzel olacak’ sözü demokratik, eşit, özgür bir ülke beklentisi olan, güzel günler düşleyen bir çocuğun sözüydü. Gelecek beklentisiydi. Seçme ve seçilme hakkına sahip olan büyükler, bu sözün gereğini yerine getirmekle mükellef olduğunu hatırlayarak, özgür, demokratik ve eşit bir Türkiye düşleyen herkesin bir araya gelerek başara bileceğini gösterdiler. O zaman unutmamamız gereken neymiş? Demokrasi, eşitlik ve özgürlük ilkeleri etrafında birleşmekmiş. Dili, dini, ırkı, cinsiyeti ve rengi ne olursa olsun, ötekileştirmemekmiş, yok saymamakmış… Şimdi ‘Son muhteşem olacak’a bir adım daha yakınız.

Tabii bu seçim, sadece AKP adayı Binali Yıldırım ve CHP adayı Ekrem İmamoğlu arasında geçen bir seçim ve yarış değildi. Sadece bu iki parti arasında kalan bir yarış olmuş olsaydı, ikisinden birinin bir diğerini geçme şansı pek olmayacaktı. Bu yarış Türkiye halklarıyla mevcut faşist iktidar arasında bir yarıştı. Çünkü İstanbul, farklı halklardan, renklerden ve toplumun her kesiminden insanların bir arada yaşadığı 16 milyon nüfusluk bir kent. Dolayısıyla sadece ‘İstanbul seçimini yaptı’ demek yanlış bir tanım. Doğru tanım, Türkiye halkları seçimini yaptı olmalı. 2023 yılı hedeflerine ısrarla yürüyeceğini söyleyen AKP Genelbaşkanı ve aynı zamanda Türkiye cumhurbaşkanı olan Erdoğan’ın bu hezimetle 2023 hedeflerine doğru yürümesi bu saatten sonra zor görünüyor.

Dolayısıyla Türkiye’yi her açıdan yeni bir süreç bekliyor. Erdoğan’ın darbelerle, kayımlarla yönettiği, baskı ve şiddetle kurduğunu sandığı korku imparatorluğunun temelleri çatırdadı. İstanbul Büyükşehir Belediye başkanlığı seçimleri sürecinde sokaktan yükselen talepler, bu faşist yönetimin Türkiye genelinde artık uzun ömürlü olamayacağını gösterdi.

  Türkiye’nin demokrasi, özgürlük ve eşitlik ilkeleri temelinde yeniden inşasının hangi yol ve yöntemle gerçekleşebileceğini de, kuşkusuz HDP’nin izlediği tarafsız ve üçüncü yol stratejisi göstermiş oldu. Bunun öncülüğünü de HDP çatısı altında bir araya gelen Kürt, Türk, Arap, Ermeni ve Türkiyeli halklar yapmıştır. Özellikle Kürtler bir kez daha Türkiye’nin demokratikleşmesinde mihenk taşı olarak rol aldıklarını ve oynadıklarını gösterdiler. Kürtlere bu fikri veren, yollarını aydınlatalan kuşkusuz Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın düşünceleri ve perspektifleridir. Bunu yedisinde yetmişine tüm Kürt halkı hiçbir tereddüte yer vermeden açıkça ifade ediyor.

Dolayısıyla ne algı operasyonları ne de havuz medyası yoluyla gündeme attıkları manipülatif haberlerle bu denli örgütlü, bilinçli bir halk olan Kürtler üzerinde etkide bulunamayacaklarını bir kez daha anlamış oldular. Kürtler, HDP çatısı altında demokratik ve tarafsız siyaset çizgisini koruyarak Türkiye’nin özgür ve demokratik geleceğinin en güvenilir ve başarılı partisi olmaya devam edeceğini -unutanlara- bu seçim yoluyla bir kez daha hatırlattı.

Ve Kürtler, bu toprakların asıl sahibi ve koruyucusu olduklarını bir kez daha dost, düşman herkese gösterdi. Birilerinden bir teşekkür almak ya da bir teşekkürü hak etmek için değil, özgür, demokratik, eşit ve barış içinde yaşamaya inandıkları için mücadele ediyorlar. Dolayısıyla Kürtlerin özgürlük, demokrasi ve eşitlik mücadelesi tüm Türkiyeli halkların mücadelesidir. Kürtlerin mücadele öncülüğüyle Türkiye’yi güzel günler bekliyor…   

Yazarın diğer yazıları