Sona doğru koşar adım!

İktidar ve paradan başka hiç bir değere inanmayan ve yaşadığı ülkenin insanına asla sorumluluk duymayan yönetici bir kadro Türkiye’yi yönetiyor.

İktidar iç politikayı rakip partileri ve muhalif çevreleri sindirerek, korkutarak, tutuklayarak, işsiz güçsüz bırakarak sürdürürken, uluslararası politikayı da zayıf olana saldırarak, güçlü olana ise rüşvetle, en olmadık ödünleri vererek sürdürüyor.

Son bir kaç yıldır Rusya ve Türkiye aradında yaşananlar dış politika yazarları ve akademisyenler için gerçekten ibretlik derslerle dolu bir süreç olarak ilerlemeye devam ediyor. Rusya’nın onayı olmadan nefes bile alamayan Suriye Rejimini İdlib’de son bir kaç gündür yaşananlardan tehdit etmek içerde kararlı dış politika olarak pazarlanmaya çalışılıyor…

Sahte zaferlerle iktidarını sürdürmek isteyen Erdoğan ve partisi aslında DAİŞ’in yenilgisi ile çoktan Suriye’de baltayı taşa vurmuştu; ancak DAİŞ’in yenilgisinden hiç ders almayan; Erdoğan ve ekibi aynı şeyleri yapmaya devam ediyorlar…

Kendileri dış politikayı tarihten ve sosyolojiden soyutlayarak kurguladıkları ve diplomatik faaliyeti sadece günlük alış verişe indirgedikleri için her defasında başa dönmelerine rağmen ısrarla aynı yanlışı yapmaya devam ediyorlar.

İdlib meselesinin bir gün buraya geleceği daha başından belliydi. Türkiye Soçi Mutabakatında İdlib’de asla yapamayacağı şeylerin sözünü vererek kendisini daha baştan bağlamıştı; fakat şimdi bu sözlerin hiç birini vermemiş gibi sorunu sadece mülteciler üzerinden tartışmak istiyor.

Halbuki Türkiye Soçi’de 15-20 kilometre derinliğinde ve 250 kilometre uzunluğunda silahdan arındırılmış bir bölge taahhüdünde bulunmuştu. Türkiye’nin Soçi mutabakatı sonrası İdlib’de oluşturduğu gözlem noktaları da bundan dolayı Rusya ve Suriye Rejimi tarafından kabul edilmişti.

Buna göre Türkiye oluşturduğu gözlem noktaları üzerinden sözüm ona ılımlı muhalif gruplarla sonradan adını “Hayat Tahrir üş-Şam (HTŞ)” olarak değiştiren El Nusra Cephesini bir birinden ayıracak ve silahtan arındırılmış bölgenin inşaasına katkı sunacaktı.

Fakat sahada işler tam tersi bir istikamette ilerledi; Türkiye’nin kendisinin de terör örgütü olarak tanımladığı HTŞ ile ilişlileri daha da derinleşti.

Zamanla Türkiye ve Tahrir üş-Şam örgütü arasında ilişkiler gelişerek daha stratejik bir karakter kazanmaya başladı; Suriye’de başlayan ilişkiler gelişerek Libya’ya ortak operasyonlara kadar ilerledi. Bir süre sonra bu ilişki o kadar aleni hale geldi ki; uzun süre Türkiye /Tahrir üş-Şam arasındaki ilişkiyi görmemezlikten gelen Rusya da artık daha fazla hiç bir şey yokmuş gibi davranamazdı.

Erdoğan Rejiminin el artırarak İdlib’de konuşlu birçok “El Nusra Cephesi” üyesi katili gemilerle Libya’ya taşıması bardağı taşıran son damla oldu. Türkiye destekli Tahrir üş-Şam unsurlarıyla Libya’da çapışmak zorunda kalan Rusya’nın sabrı taşmıştı, İdlib’de yaşananları Rusya’nın bütün bu olanlara cevabı olarak anlamak gerekir.

Ayrıca Soçi mutabakatında Suriye’nin yeniden istikrarlı bir ülke olması için çok önemli olan ve İdlib’den geçen Halep-Lazkiye ve Halep-Hama otoyollarının açılması da Rusya ve Suriye Rejimi için oldukça önemliydi.

Fakat Türkiye sahada ortaya koyduğu tutumla bunu neredeyse imkansız hale getiriyordu Türkiye’nin bu tutumu daha fazla görmemezlikten gelinemezdi; Rusya ve Suriye rejiminin buna bir cevabı olmalıydı. Erdoğan Rejiminin sürdürdüğü kirli dış politikanın bedelini 14 asker hayatlarıyla ödediler.

Erdoğan rejimi iktidar oyununu başkalarının kanı üzerinden sürdürüyor; sonra da ölen askerlerin arkasından timsah göz yaşları döküyor. İçerde de tıpkı dışarıda olduğu gibi; bu rejimin iki yüzlü, çıkarcı, ayrıştırıcı politikalarına anladığı dilden cevap vermenin zamanı gelmedi mi?

Suriye’de tutunamayan Erdoğan Rejiminin içerde de iktidarını sürdürmesi mümkün olmayacak!

Yazarın diğer yazıları