Sona doğru koşar adım!

Erdoğan/Bahçeli ikilisi telaş halinde insanları Türkiye’nin bir beka sorunu olduğuna inandırmaya çalışıyorlar. Erdoğan seçim meydanlarında görsel şovlar yapıyor; miting meydanlarına gelen insanlara Selahattin Demirtaş, Figen Yüksekdağ’ın olduğu videoları izletiyor.

Erdoğan, Türkiye halklarına en barışçıl mesajları vermiş, bu ülkenin barışı ve refahı için cezaevlerinde yatan ve bir kerecik bile olsun bunun için kimseden aman dilememiş Sayın Yüksekdağ, Demirtaş ve arkadaşlarını Türkiye halklarının; barışının, refahının, düşmanlarıymış gibi göstermeye çalışıyor.

17 yıllık iktidarının sonunda ülkeyi uçurumun kenarına getiren, bütün toplumu birbirine düşman eden Erdoğan ve çevresinin elinde iktidara tutunabilmek için nefret dilinden başka bir seçeneği kalmadı ve öyle anlaşılıyor ki bunu sonuna kadar kullanacaklar.

Erdoğan ve çevresi devleti bütün kurumlarıyla seferber etmelerine; ellerinde bulunan medya gücünü sonuna kadar oyuna sürmelerine rağmen toplumda istedikleri karşılığı yaratamadılar; en başta kendi seçmenleri olmak üzere kimseyi Türkiye’nin bir beka sorunu olduğuna inadıramıyorlar.

Bu iki açıdan önemli:

Bunlardan ilki; Erdoğan ve Türkiye toplumu arasında varolduğu varsayılan bağ her geçen gün zayıflıyor, insanlar artık her gün biraz daha az Erdoğan’a inanıyorlar.

İkincisi ve bana göre daha önemlisi; Türkiye halkları Erdoğan ve çevresinin bütün manipüle etme çabalarına rağmen Sayın Demirtaş ve arkadaşlarının Türkiye’nin mutluluğunu ve refahını tehdit ettiğine inanmıyorlar!

Daha önce girdiği bütün seçimlerde hem kampanyasının temel gündemini, hem de kampanya boyunca nelere daha fazla önem vermesi gerektiğini kamuoyu araştırmalarını esas alararak belirleyen Erdoğan, bir süredir “kamuoyu araştırmalarına güvenmediğini” söylemeye başladı.

Buradan da anlıyoruz ki; Erdoğan’ın artık Türkiye toplumuna söyleyecek sözü kalmamıştır. Elini attığı bütün sorunları daha da içinden çıkılmaz hale getiren Erdoğan iktidarda kalmak için topluma savaşı dayatıyor ve insanlar da bunu görüyorlar.

ANAR Genel Müdürü Dr.İbrahim Uslu seçemenin sadece yüzde beşinin Türkiye’nin bir beka sorunu olduğuna geri kalanların neredeyse tamamının Türkiye’nin gerçek gündeminin ekonomik kriz olduğuna inandığını söylüyor. Bunu iktidar da biliyor; fakat Türkiye’nin bütün kaynaklarını eşe dosta peşkeş çekmiş AKP iktidarının bu konuda fazla yapacak bir şeyi kalmadı, mecburen hamaset ve ırkçılıkla yoluna devam etmeye çalışıyor.

Erdoğan da biliyor ki; ekonomik olarak kendini güvencede hissetmeyen insanları; sadece din ve milliyetçilik üzerinden ikna etmek çok kolay bir şey değildir. Türkiye’de insanlar sebebi ne olursa olsun artık kendilerinin ve ailelerinin geleceğini güvencede hissetmiyorlar ve muhtemelen bu eğilim artarak devam edecek.

Kürtlerin Cumhuriyetin kuruluşundan beri temel sorunu “Özgürlüktür!”; fakat günümüzde Türkiye’nin batısının temel sorunu ise ekonomi sorunudur. Ancak bu koşularda Türkiye toplumuna ekonomik olarak fazla bir şey öneremeyeceğini bilen Erdoğan seçim kampanyasını insanları birbirlerine düşman etme üzerinden sürdürüyor.

Belki de bütün Türkiye Cumhuriyeti tarihi boyunca toplumun ekonomik ve sosyal olarak gelişmesinin en fazla olanağının olduğu 2001/2008 aralığı Erdoğan ve çevresi tarafından çarçur edildi. 2001 Krizi sonrası Kemal Derviş eliyle yeniden düzenlenen Bankacılık sektörü, Kamu maliyesinde sağlanan disiplin ve daha da önemlisi Kürt Halk Önderi Sayın Abdullah Öcalan’ın kişisel çabalarıyla yakalanan barış ortamı sayesinde Türkiye önce AB üyelik perspektifi elde etti. Bütün bu olumlu parelel gelişmeler sonrasında Türkiye muazzam bir ekonomik ve sosyal gelişme sürecine girdi.

Fakat uzun bir yoksulluk döneminden sonra; birçok tarihsel tesadüfün ve Kürtlerin uzattığı barış elinin ortaya çıkardığı olumlu atmosferi Erdoğan ve çevresi Türkiye için değil kendileri için kullandılar.

Başta Kürtler olmak üzere bütün Türkiye halklarının; barış ve refah umudu Erdoğan ve çevresi tarafından gasp edildi; 31 Mart’ta bunun hesabını sandıkta sormak halklarımızın boynun borcu olmalıdır.

Yazarın diğer yazıları