Sonun başlangıcı…

Cihan DENİZ

31 Mart seçimleri iktidarın geleceği hakkında her açıdan önemli sonuçlar doğurmaya namzettir. Geçen yazımızda seçim sonuçlarına ilişkin olarak maskeli balonun sonu tanımlamasını yapmıştık. O günden bugüne her alanda, gerek içte gerekse de dışta, yaşanan gelişmeler iktidar açısından artık sonun başlangıcına gelindiğini göstermektedir.

İktidar siyasi, ekonomik ve diplomatik açıdan freni boşalmış bir şekilde son sürat duvara doğru gitmektedir. Ve iktidarın elinde bugün için bu çarpışmayı durduracak bir enstrüman kalmamıştır. Attıkları her adım, yaptıkları her açıklama kimseye güven vermediği gibi, yaşanan çıkmazları daha da derinleştirmektedir.

İktidarın seçimlerde çıkan sonucu kabullenmemesinin; sonuçları kendi lehine çevirmek için iblisin bile aklına gelmeyecek hilelere, usulsüzlüklere başvurmasının tek bir sonucu vardır; o da ülkedeki siyasi istikrasızlığı daha da derinleştirmektir. KHK ile ihraç edilmek gibi kendi kanunlarına, kurallarına uymayan bir gerekçeye dayanarak, büyük oylarla seçilen belediye eşbaşkanlarına mazbatalarının verilmemesi, yazının kaleme alındığı an itibarıyla İstanbul’daki sonuçların iptal edilmesi için insan aklı ile alay eden gerekçelerle itiraz üstüne itiraz edilmesi AKP’nin dayandığı son meşruiyet kırıntısını da ortadan kaldırmaktadır. Bugüne kadar sürekli seçim sonuçlarından, sandıkta kendisine çıkan oylardan meşruiyet devşiren iktidarın 31 Mart seçimleri karşısındaki kabullenmez tavrı, kendi meşruiyetini de sorgulayacak bir sürecin kapısını aralamıştır.

Ortaya çıkan meşruiyet krizinin iç politika ve ekonomi kadar dış siyaset açısından da önemli sonuçları olacaktır. Bu yönde ilk sinyaller de gelmeye başlamıştır. İlk gündeme geldiği andan itibaren tartışma konusu olan Türkiye’nin Rusya’dan S-400 savunma sisteminin alma girişimi, gelinen noktada ABD ve Türkiye arasındaki ilişkilerin tepeden tırnağa yeniden tanımlanmasını gerektirecek bir noktaya gelmiştir.

Bu bağlamda, geçtiğimiz günlerde ABD Senatosu’na Demokrat Parti ve Cumhuriyetçi Parti Senatörlerinin ortak imzasıyla sunulan bir tasarı üzerinde durulması gereken bir konudur. Tasarı S-400 krizi ile birlikte büyük bir türbülansa giren ABD Türkiye ilişkilerini yeniden tanımlamayı, Türkiye’nin mevcut yönelimi karşısında ABD’nin Ortadoğu ve Doğu Akdeniz siyasetini yeniden şekillendirmeyi hedeflemektedir. Kıbrıs üzerindeki silah ambargosunun kaldırılması, S-400 füzelerinin alınması durumunda Türkiye’ye F-35 uçaklarının verilmesinin yasaklanması Tasarı’da öne çıkan huşular arasındadır. Tasarı aynı zamanda Doğu Akdeniz’de yeni bulunan doğalgaz rezervlerinin çıkarılması konusunda Yunanistan ve Kıbrıs ile daha yakın askeri ilişkiler geliştirilip Rusya ve Türkiye’nin denklem dışına itilmesini öngörmektedir. Tasarı bu anlamıyla, Amerika’nın önde gelen dış politika dergisi Foreign Policy’de yer alan bir makaledeki yorumda vurgulandığı gibi, “ABD’nin Doğu Akdeniz siyasetinde Türkiye’nin kilit taşı olmayabileceğinin stratejik olarak ortaya konmasıdır” (https://foreignpolicy.com/2019/04/10/u-s-lawmakers-talk-turkey-to-ankara/)

Bir NATO üyesi ülke olan Türkiye’nin hava savunma sistemi olarak Rusya’dan S-400 füzelerini alma kararı, başlı başına bir meydan okuma girişimidir. Bu kararda cemaat sonrası süreçte AKP’nin ittifak yaptığı Ergenekon’un rolü ve belirleyiciliği de ayrıca tartışılması gereken bir noktadır. “Ergenekon” süreci, görünen AKP iktidarına tehdit olan geleneksel vesayetçi bürokrasinin tasfiyesi gerekçesinden öte, Türkiye’nin eksen değiştirme riskine verilmiş bir yanıt olmak gibi bir özelliğe sahiptir. Diğer bir ifade ile, 2007 sonrası yaşanan Ergenekon süreci, bir anlamıyla da, davanın en kilit isimlerinden ve yargılama sonucunda 13 yıl hapse mahkum edilen dönemin MGK Genel Sekreteri Tuncer Kılınc’ın “Türkiye NATO’dan çıksın” şeklindeki sözlerinde ifadesini bulan anlayışa bir cevaptır. Bu sürecin ABD dışında, onun desteği olmadan yürütülebileceği düşünülemez. Bugün de Türkiye benzer bir süreç içindedir. Bir kez daha Türkiye açısından gündem eksen değiştirmedir. Buna ABD’nin bir yanıt vereceği kesindir. Ama bu yanıtın nasıl olacağını şu an bilinmemektedir. Yanıtın ABD’de Senatosu’na sunulan teklifteki hususlarla sınırlı kalıp kalmayacağını yaşayarak göreceğiz.

Ne olursa olsun, Türkiye’yi bekleyen günler parlak değildir. Seçimde alınan sonuçlar ile bir arada düşünüldüğünde, iktidarın mevcut haliyle varlığını sürdürmesi de kolay gözükmemektedir.

Yazarın diğer yazıları