Sosyalizmde ısrar etmek

Rojava’da yaşayan halklar; Kuzey Kürdistan Hareketi, sosyalizmde ısrar ediyor.

Son haftalarda, Ortadoğu ve özellikle de Suriye ve Rojava’daki savaş ekseninde hareket eden güçlerin politika adımları öncekilerden daha da hızlı.

Basına yansıyan haberlerde, Fırat’ın doğusunda, üstlerinde PYD bayrakları taşıyan üç tank görüntülenmişti.

Washington ve Moskova arasında giderek yıpranan Ankara’ya Trump’dan yanıt geldi ve Gülen’in Türkiye’ye iadesinin gündemde bulunmadığı açıklandı.

Bu gelişmeler, bir ABD Dışişleri Bakanı sözcüsünün Ankara’da beklenmedik, üç Kürt liderinin başına ödül konduğu açıklanmasından sonrasına denk düşüyor.

Ani, beklenmedik, yön değiştirerek basına yansıyan politik açıklamalar, aynı zamanda, perde arkasında yoğun diplomatik pazarlıkların yapıldığının bir göstergesi.

Bu beklenmedik açıklamalardan biriyle ilgili geçen hafta yazdığım, “Postmodern Kovboyluk” yazıma dair ilginç bir yorum ve eleştiri aldım; paylaşmak istiyorum: “Kürtleri Amerika’nın paralı askerleri ilan etmek ne kadar doğru!

Siz böyle yazarsanız Türkler, Araplar ve Farslılara ne diyebiliriz?

Çok beceriksiz bir çıkarma olmuş. Sizden derinlik bekliyoruz.

Kürtler yoğun bir sekilde kimseye paralı asker olmadı.

Sağlıcakla kalın.”

H. T. (iznim olmadığından, ismin sadece baş harflerini aktarıyorum.)

ABD’nin Kandil’deki Kürt liderlerin başına ödül koymasının etkileri hala devam ediyor.

Son olarak, Murat Karayılan, bu karara karşı mücadelenin yükseltilmesi gerektiğini açıklamıştı.

Hukukçu bir dostum, konuyla ilgili beyanında, dikkati binlerce ve belki de onbinlerde isim yüklü “İnterpol Listeleri”ne çekti.

Bu, şimdilerde karşılığı olmayan Washington çıkışının tahmini nedenlerini aktardığımda, amacın “tablodaki güçlerin duruşunda değişiklik yaratmak” olduğunu yazmıştım.

Ve Kürtler’in Amerikan’ın paralı askerleri olduğunu ima eden hiçbir düşüncem yok, olmadı.

Böylesi bir iddia, radikal bir formüledir ve işe yaramaz cümle olarak, yargılayıcı ve analizden yoksundur.

Ancak. H.T.‘nin “Kürtler yoğun bir şekilde kimseye paralı asker olmadı” belirlemesinde, sanki Kürtler yoğun olmazsa da, az oranda birilerine asker olduğu şüphesi uyandıran talihsiz bir tabloya işaret etmektedir.

Realiteye gelince:

Fırat’ın doğusundaki gelişmeler ve PYD’nin denetiminde olan bölgelerde aynı zamanda ABD askeri güçlerinin bölgede bulunmasıya ilgili olarak, Kuzey Kürdistan Hareketi’ne yapılan eleştirileri, ortaya çıkmış büyük kareyi analiz etmede yetersiz görüyorum.

Mevcut tabloda, sosyalist idealler ve özellikle de kendi kaderini sadece teoride değil, Rojava’da yaşayan halklarla (Araplar, Asuri/Süryaniler, Türkmenler, Çerkezler, Kürtler vd.) birlikte, politik ve ekonomik kollektif paylaşıma idame ettiren PYD var.

Aynı resim keresinde, bölgede kalmak ve savaştan sonraki paylaşımda, Rusya ve Çin gibi güçlü egemenliklerle pazarlık içinde olan ABD de bulunuyor.

Pratik politikayla ilgili, biribiriyle politik amaçları itibarıyla örtüşmeyen ancak, ulaşacakları pratik hedefler bazında, ortak hareket etmelerini gerektirecek nedenler bulunan ve biraz da geçici olarak biribirine muhtaç iki güçten bahsetmek mümkün.

Yaşam politikasının renginin yeşil olduğu bir alanda, teorinin gri rengini öne çıkarmanın nafile bir uğraşı olduğunu düşünüyorum.

PYD’nin güçlü olduğu bir mekandayız.

Aynı mekanda, dünyada süper güç olduğunu iddia eden ABD var. Kim güçlü, kim daha da güçlü? Bu sorulara verilecek cevaplar, sorunu çözecek mi?

Ancak, ABD’ye rağmen Rojava’ya bulunan çözümün yaşatılması için verilecek her cevap, özgürlüğe ve sosyalizmde ısrar etmek açısından, hayati önem taşıyacak.

Bu cevabı Rojava’da yaşayan hakların bulacağı umuduyla…

Yazarın diğer yazıları