Soykırım sürüyor

Soykırım sadece insana yönelik değildir. Dersim soykırımında da sadece halk değil, halkın komün yaşamı, kimliği, kültürü, inancı ve Dersim’in eşsiz doğası hedef alındı. İnsanlar süngü, kasatura, ateşli ve -yanı sıra- kimyasal silahlarla katledilirken, diğer taraftan da hava saldırılarıyla ormanlar yakıldı, inanç yerleri tahrip edildi.

ABD Irak’ı işgal ederken, işgalin gerçek nedenini gizlemek amacıyla orada kimyasal silahların bulunduğu ve Saddam’ın diktatörlükle yönettiği Irak’a özgürlük götürecekleri yalanı üzerinden bir algı yarattı. Devletin Dersim soykırımını meşru kılmak için ardına sığındığı yalansa “feodalizmin tavsiyesi” ve “ilkel bir yaşam süren bir toplumu medeniyete kavuşturmak”tı.

Türk Devleti sadece ordusuyla değil, yasalarıya da Dersim’e yöneldi. 25 Aralık 1935’te çıkarılan “Tunceli Kanunu” ile Dersim’in tarihi bir misyona sahip olan ismi “Tunceli” olarak değiştirildi. Bu kanun çerçevesinde Dersimliler ne ile suçlandıklarını dahi bilmeden tutuklandılar. İdam cezası verilen insanların avukat tutmasına, tercüman istemesine bile izin verilmedi. Bir anda başlayıp biten davalarda verilen hükümler kesin sayıldı. En önemlisi de, kanunun geriye doğru işletilebiliniyor olmasıydı.

Abdullah Alpdoğan’ın yetkilerle donatılarak Dersim’e gönderilmesiyle Dersim’in çevre il ve ilçelerle bağlantısı kesilerek, stratejik yerlerde kışla ve karakol inşaatlarına başlandı. Bununla da kalmayıp sırtını devlete dayayan askerler taciz ve tecavüz olaylarına giriştiler. Buraya kadar hiç bir şeye ses etmeyen, ama askerlerin Dersim’e girmesini de sindiremeyen aşiretler direnişe geçti. İlk hedefler ise askerlerin oraya yerleşmesine zemin hazırlayan kışla, karakol ve köprüler oldu.

4 Mayıs 1937’de uçaklardan atılan bildirilerde Dersim halkına direnişin öncülerini teslim etmesi, teslim alınanların cumhuriyetin adil muamelesi dışında başka bir şey görmeyeceği, aksi takdirde etrafın sarılı olduğu ve “cumhuriyetin kahredici orduları” tarafından mahvedileceği çağrıları yapıldı. Aynı tarihte Bakanlar Kurulu’nda alınan gizli kararda ise “Sadece taaruz hareketiyle ilerlemekle iktifa ettikçe isyan ocakları daimi olarak yerinde bırakılmış olur. Bunun içindir ki, silah kullanmış olanları ve kullananları yerinde ve sonuna kadar zarar vermeyecek hale getirmek, köyleri kamilen tahrip etmek ve aileleri uzaklaştırmak lüzumlu görülmüştür” deniliyordu.

“Aileleri uzaklaştırmak”la “tedip” -terbiye etmek-, “tenkil” -yok etme- ve  “iskan” -sürgün- politikaları kastediliyordu. Bununla, komün halinde yaşayan insanları belli bölgelere dağıtarak zamanla asimile etmek ve devlet kültürüne uyumlu hale getirmek amaçlanıyordu.

Dersim soykırımında yer alan emekli generallerden biri, yazdığı anı kitabında “okuyucularımdan özür diliyor ve yaşantımın bu bölümünü anlatmaktan kaçınıyorum” diyerek susmayı tercih etse de, bu tavrı soykırımın boyutunu gösteriyor. Soykırımda yer alıp yıllar sonra kameralara konuşan askerler yüzlerce sivil insanı makinalı tüfeklerle katlettiklerini, Munzur ve Harçik başta olmak üzere Dersim’deki nehirlerin günlerce kan aktığını, onların eline geçmek istemeyen kadınların kendilerini uçurumlardan kayalıklara, köprülerden nehirlere  attığını itiraf etti.

Mağaralara sığınan insanların kimyasal silahlarla öldürüldüğü en yetkili ağız tarafından açıklandı. Mağaralarda bombalarla katledilenlerin çoğunun yaşlı ve çocuk, çok azının ise erkek olduğu, canlı ele geçirilenlerin askerlerce dışarı çıkarılarak üst üste yığıldığı ve üzerine gazyağı dökülmek suretiyle yakıldığı, Ali Boğazı ve Kutu Deresi’nin ceset kaynadığı, cesetlerden yükselen koku nedeniyle durulamadığı… belgelendi. Buna rağmen, Türk devleti hala öncesi ve sonrasıyla 1938’le yüzleşmedi. Yapılanların hesabı sorulmadı. Soykırımı planlayanlar ve gerçekleştirenler yargılanmadı.

Üzerinden onlarca yıl geçse de, soykırım tüm şiddetiyle devam ediyor. HDP’nin Dersim’de kazandığı tek belediye olan Akpazar Belediyesi eşbaşkanlarının geçtiğimiz günlerde görevden alınarak yerlerine kayyum atanması ise bunun en son örneği. Nerede Kürt kazanımı varsa hedefte. Tarih de gösteriyor ki, zulmeden tüm devletler hep yenildi. Zulmün olduğu yerde direniş de vardır çünkü. Özyurdunda Kürtlerin iradesi ve kazanımları yok sayılarak hiç bir yere varılamaz.

15 Kasım 1937’de Elazığ Buğday Meydanı’nda idam edilen Kürt ve Alevi öncü Seyid Rıza ve arkadaşlarını saygı ve minnetle anıyorum.

Yazarın diğer yazıları