Soykırım ve boyutları

Utanmazlığın güzel zamanlarında olduğunuzu hayal ettiniz mi hiç? Utanmanın olmadığı, utanılacak bir şeyin yapılmadığı hatta utanç kavramının olmadığı bir zamanı… Ben bazen hayal ediyorum ve hayalinin bile çağımın gerçeğinden daha güzel olduğunu keşfediyorum. Hakikatin aranmadığı ya da hakikatin henüz kaybedilmediği zamanlarda utanmazdır insanlar. Keşke biz de utanmaz olsak. Hiç utanmasak… Ve utanma olmasa. Utanılacak bir şey yapmasak.

Utanma kavramı, erkek sisteminin egemen olduğu zamanlara ait bir kavram. Ana tanrıça kültünün zalim erk iktidarı tarafından yıkıldığı zamanlardan beri utanıyor insanlık. Utanç, kadını esir alan bir kavram. Tarihin en büyük ihanetinden sonra utanç peyda oldu. Ve en çok kadını vurdu. Baksanıza utanmazlık bile değişip utanca dönüşmüş… Ve bütün ihanetler, gerçeği inkar ederek başlar. Hakikati tersine çevirerek devam eder. Ve o zaman utanç hayata egemen olur. Çünkü utanç, egemen erkek sisteminin ideolojisidir.

Bu yüzden eski vefayı yeni kafalarda aramak bir illüzyona sürüklüyor bizi. Eski vefa ve yeni kafa çelişkisi hayatımızın ortasında her an karşımıza çıkıyor. Ana tanrıçaya vefa göstermeyen her kadın, erkek kafanın kurbanı oluyor. Değerden kopuyor ve yolunu kaybediyor. Gülistan Doku da yolunu kaybeden, yolu kaybettirilen genç bir kadın. Erkek tuzağına düşmüş bir kadın. Bazen düşünüyorum da eğer Gülistan, “Gelini de gelini Kürdün gelini, dağlara verir, mavzere verir, işgalciye vermez elini” şarkısını dinleseydi, benimseseydi ve bu sözleri benliğine yedirseydi, gidip her gün ırkını öldüren bir polisin oğluna elini vermezdi. Gülistan, düşmanın eli ona değmesin diye kendini uçurumdan atan Besê’yi tanısaydı, direnen Zarîfe’yi bilincinde diri tutabilseydi böyle kayıp bir öyküsü olmazdı. Ve biz utanmazdık. Toplum olarak kök değerlerden koparan sistem karşısında bu kadar savunmasız oluşumuz elbetteki Gülistan’ın suçu değil. Bütün kurumların ve işgalci, iktidarcı, soykırımcı sistem ile mücadele ettiğini iddia eden bütün örgütlü odakların suçu. Liberalize olmuş, özünden kopmuş, yalanlara inanmış bir kuşak yetişti. Kolay düşen, kolay kaybolan ve kolay ölen bu kuşaktan biz sorumluyuz. Ebeveynler sorumlu. Soykırımın boyutlarını iyi argümanlarla anlatamayan bizler sorumluyuz. Asimilasyonu kabul eden ve bir tercih olarak yaşayan insanlar topluluğu, hiçbir zaman özgürlükten bahsedemez. Doğal olarak direniş türküsü de dinlemez. Direnişe dair kulağına bir söz çalınmayan insan her türlü teslimiyete açıktır.

Kürt toplumu olarak başımızı iki elimizin arasına alıp biraz düşünelim. Her gün gençlerimizi özünden koparıp utanç sisteminin çarkında lime lime öğüten bu sistem karşısında ne yapıyoruz sorusuna bir cevap bulalım. Amed’in sokakları direniş marşlarının mekanı olacakken neden uyuşturucu bataklığında inleyen  gençlerin mekanı haline getirildi? Neden kültürel değerin yurdu olan Cizre’de kültürsüzlük kol geziyor? Neden işgalciye isyan eden Dersim’in kızı bir işgalcinin elini tutup kayıplara karıştı? Ve biz bu utancın neresindeyiz!

Çocuklarını mücadeleden koparan toplum, çocuklarını kendi eliyle düşmana teslim ediyor. Ve “Ben çocuğumu sana teslim ettim, onu incitme” diyemez. Ancak o zaman ölümden ölüm beğenebilir.

Biz çocuklarımızı kahramanlarla tanıştırmazsak, ucubeler onlara kahraman olur. Biz çocuklarımızın kulağına direniş türküsü söylemezsek gerçeğe sağır olurlar. Dersim’de Zarîfe’yi tanımayan kız, Gülistan olur. Amed’de Ciyager’i tanımayan genç bir cami tuvaletinde bonzai uyuşturucusundan dolayı ölü bulunur. Cizre’de Mem ve Zîn’i bilmeyenin sevdası yalan olur. Bakın bu bir trajedidir. Bu ölümler, bu kayıplar hiçbir ölüme benzemiyor. İnsanın içine asit döküyor. Bunlar Kürdistan’da çok bilinçli yapılıyor. Bunlar soykırımın boyutlanmış hali. İşin ilginç tarafı, her Kürt savaş mevzisinde sonuna kadar direnip can vermiş bir savaşçı için üzülüyor ama yanıbaşında düşmana kaptırdığı ana kuzusu, gözlerinin önünde dirhem dirhem eriyor ama buna alışıyor. Bu alıştırılmış kölelik ve alıştırılmış soykırım dünyanın en çirkin ölümüdür. Ve çocuğunu kültürel olarak yaşatmayan toplumlar, utanca mahkumdur. Utancın olduğu yerde de özgür olunamaz.

Yazarın diğer yazıları