Soykırımdan geriye kalan Ermenistan ve üç parça…

Devrimci sürecin muayyen bir döneminde „devlet“ kaçınılmaz bir zorunluluktur.

Bu saptama „Apocu devlet“ teorisine aykırı mıdır? Bana kalırsa hayır.

Abdullah Öcalan’ın „devlet teorisi“, „ulus devlet“ eleştirisine dayanıyor.

O kadar değil.

„Ulus devletten“ bile çok, „merkeziyetçi“ devletin inkarı Öcalancı devlet teorisinin en önemli bileşeni oluyor.

Ve nihayet üçüncü olarak, Öcalancı devlet teorisi „bürokratik devlet“i reddediyor.

Buraya kadar söylenenler, söz konusu devlet teorisinin „negatif“ yanları. „Pozitif“ yan nedir?

Birincisi „ulus“ yerine „demokratik ulus“tur. Demokratik ulus, ulusların egemen sınıflar tarafından yukarıdan aşağıya ve devlet eliyle yaratıldığı saptamasından hareket ediyor. Bu olgunun anti tezi olarak da, hangi ulustan olursa olsun, hangi dine ve mezhebe bağlı olursa olsun yoksulların „aşağıdan yukarıya“ büyük bir „özgürleşme“ mücadelesi içinde „uluslaşmasıdır.“ Demokratik uluslaşma diğer etnisitelerden, dinlerden, mezheplerden ve kültürlerden kendini „ayırmak“ anlamına gelen „uluslaşmadan“ farklı olarak, „diğerleriyle“ sürekli „birleşmek“ anlamına geliyor.

İkincisi, „demokratik cumhuriyettir. Demokratik cumhuriyet, demokratik ulus içindeki öznelerin „demokratik özerkliklerinin“ toplamından oluşan adem-i merkeziyetçi bir devlettir. Başka bir ifadeyle söyleyecek olursak, toplumun en küçük „idari biriminin“, örneğin „mahalle ya da sokağın“ „özerk bir yönetime“ sahip olmasından tutun da, her hangi bir „kültürel topluluğun“ kendi özerkliğine sahip olmasına kadar yayılan „örgütlü toplum“ demokratik cumhuriyeti oluşturur. Burada iç içe geçmiş özerklikler de söz konusudur; örneğin bir Alevi topluluğu „mezhepsel özerlik“ yönetimine sahip olurken, aynı zamanda aynı sokakta Sünniler, Hıristiyanlar ve Êzîdîlerle birlikte bir „sokak komünü“ içinde birleşebilir.

„Merkeziyetçi, bürokratik ulus devletin“ zıddı bir „devlet“ için bu iki paradigma yeterli olmaz. Buna üçüncü bir paradigmayı eklemek şarttır:

Öz savunma…

Düşünün; binlerce ve belki de on binlerce „örgütlü birim“, „demokratik özerk yapı“, kendi „öz savunmasını“ yapmaktadır. Bunun anlamı, merkezi bir ordunun, polisin, jandarmanın olmamasıdır. Her birim kendini silahlı ve silahsız koruma altına aldığı anda, bir „baskı cihazı“ olan devlet, aslında ortadan kalkar. „Devleti ele geçirenin“, toplum üzerinde merkezi baskı kurma imkanı yok olur.

Böyle bir konfederal demokratik cumhuriyetler birliğinin „dış istilalara“ karşı, özerk birimlere bölünmüş bir „savunma gücüyle“ karşı koyması elbette mümkün olmaz. Bu zaaf, „ortak bir askeri komuta“ inşa edilerek aşılır. Bir özerk birim kendi varlığını korumanın, tüm „Konfederal birliğin“ varlığını korumakla sağlanacağını bilir.

Ben, Irak Kürdistanı’nda yaşanan krizin, bu teorik çerçeveye uygun bir pratikle aşılacağını düşünüyorum.

O nedenle Kürdistan parçalarının, her parçanın özerkliği temelinde ulusal birliğini kurması ve en büyük adım olarak da „ortak bir askeri komuta merkezine“ sahip olması yönünde yapılan KCK çağrılarının hayati öneme sahip olduğunu düşünüyorum.

Tek bir parçanın „merkeziyetçi, bürokratik ulus devleti“ yerine, dört parça Kürdistan’ın öncülüğünde Konfederal, ademi merkeziyetçi, her birimin öz savunmasına dayanan bir Ortadoğu Ortak Evi anlamında „devlet olmaktan çıkmış bir devlet“ programı insanlığın gelişme yoluyla uyumlu biricik programdır. O nedenle referandum bağlamında yaşanan tartışma, Ortadoğu’da büyük bir bilinç sıçraması yaşayan Kürdistani güçlerin tarihsel misyonlarıyla ilgili bir tartışmadır.

Kürt halkı ve müttefikleri, Ermeni sorununu jenositle „çözme modeline“ mi kurban gidecekler? Yoksa tüm Ortadoğu halklarının özgürlüğü, barışı, refahı yolunda üstlendikleri tarihi misyonu mu yerine getirecekler?

Şu ne korkunç bir gelecek olurdu: Barzani’nin liderliğinde „güney parçası“ bir devlet olmuş. Tıpkı şimdi ki Ermenistan gibi. Kürdistan’ın en büyük parçası olan Kuzey’de halkı yerinden yurdundan eden bir jenosid yaşanmış. Tıpkı 1915 Ermeni soykırımı gibi. Ve Rojava yok olmuş. Ve bir kere daha Doğu Kürdistan Mahabad’ın akıbetine uğramış. Kürtlerin elinde bir tek „Güney parçasındaki devlet“ kalmış. Tıpkı şimdiki Ermenistan gibi. İran, Suriye, Türkiye „Kürtsüzleşmiş“.

Razı mısınız böyle bir geleceğe?

Yazarın diğer yazıları