Söylem değil eylem zamanı

Kritik süreçler, büyük tehlikelerin boy verdiği, uzun yıllara dayanan bir mücadelenin ve ödenen büyük bedellerin sonucunda elde edilen kazanımların büyük risklerle karşı karşıya olduğu dönemler ne polemik üretmenin, ne o bu çevreyle bir türlü bitmek bilmeyen hastalıklı söz dövüşlerinin zamanıdır. Ortadaki durum, yaşanan tehlike çok net ve keskindir. Bunun karşısında yapılması gereken şey, söylem üretmekten, polemiğe girmekten ziyade net bir tavrın ve eylemin sahibi olmak ve bunu büyütecek ittifakları geliştirmektir.

Özellikle yerel seçimlerde HDP’nin bazı büyükşehirlerde aday çıkarmayarak CHP adaylarını desteklemesi ve bu tavrıyla MHP-Ergenekon-AKP faşist blokuna büyük şehirlerin önemli bir bölümünü hele de İstanbul belediye bakanlığını kaybettirmesi üzerinden HDP’ye yöneltilen eleştiriler yaşanan tehlike karşısında kitleleri demoralize etmekten başka hiçbir işe yaramayacaktır. Bu eleştirilerin bir kısmı iyi niyetli eleştiriler, bir kısmı bir takım serzeniş ve hayal kırklıklarını ifade etse de özünde hiçbiri Kürt halkının ve demokrasi güçlerinin mücadelesine katkı sunacak söylemler değildir. Elbette yerel seçimlerde HDP’nin CHP’ye verdiği destek dahil bütün tutum, yaklaşım, taktik ve stratejik hamleleri eleştiriye açıktır ve bu yapılmalıdır da. Ki zaten yapılıyor da. Bu ülkede HDP kadar eleştiriye maruz kalan bir parti daha yoktur. Ama bu süreçte, bu konu ile ilgili eleştirilerin bu kadar yoğunlaşması çok da iyi niyetli yaklaşımlar değildir.

HDP, kimi yerlerde aday çıkarmamasının, CHP’ye destekten ziyade faşist iktidar blokunda birtakım gedikler açmak, demokrasi güçlerinin bir araya gelişine ve bu arada CHP’deki demokrasiden yana olan bazı kesimlerin bu birlikteliğe dahil olmasına yarayacak bir hamle olarak tarif etmiştir. Bu hamlenin, hedeflenen şeyi gerçekleştirip gerçekleştirmediği elbette tartışılabilir. Bence, bu hamle hedeflenenlerin önemli bir kısmını gerçekleştirmiştir. Büyük seçimlerde AKP’ye kaybettirme taktiği AKP içinde ve AKP’nin ittifak ettiği güçler arasında çelişkileri ortaya çıkarmış, iktidar için önemli bir buhran yaratmayı başarmıştır. Bunun yanı sıra demokrasi güçlerine de bu iktidarın yenilmez olduğu gerçeğini göstermiş ve ciddi bir moral aşılamıştır. Bu eleştiri yöneltenlerin temel yanılgısı şuradadır.

HDP ve demokrasi güçlerinin son seçim yaklaşımı taktikseldir. Kimse bu hamleyle CHP’nin devrimcileşeceğini, faşist devlet politikalarına esastan bir karşı duruş geliştireceğini hesap ederek bu desteği vermedi. CHP’den böyle bir davranış beklemek için siyaseti hiç bilmiyor olmak gerekir. Fakat CHP’nin büsbütün faşist bloka eklemlenmesi konusunda tereddütler ve ikircik yaratmak elbette ki hesaplandı ve bu da yaratıldı. Yoksa CHP, Suriye ve Irak’a sınır ötesi harekat için izin veren meclis teskeresini “içimiz yanarak bu teskereyi destekliyoruz” diye izah etmek zorunda olmayacaktı. Bu bir kazanım mıdır, elbette kazanımdır. Devlet partisinin, zımnen de olsa bu savaşın gayrı meşru olduğunu itiraf etmesi, teskereye bir şerh düşmesidir. Kendi demokrat tabanı ve demokrasi güçlerine karşı mahcubiyetinin ifadesidir. Ve elbette savaşta büyük kayıplar yaşanırsa veya dünya kamuoyunun baskısıyla savaş durdurulmak zorunda kalınırsa “biz demiştik” diyebilmek içindir. Zaten AKP ve onun yandaş gazetecileri CHP’nin çok az da olsa ikircik içeren bu tavrını tefe koymaya başladılar bile. “Ordu teröristleri vuruyor, CHP’nin içi yanıyor.” “İçin yanıyorsa niye evet dedin” şeklindeki gazete başlıkları ve söylemler üzerinden CHP’nin teslimiyetini yeterli bulmadıklarına dair nota veriyorlar. Faşizm ikircik sevmez, netleşmiş hatlar, kayıtsız şartsız teslimiyet ister. CHP, demokrasi tarafgirliğinde netleşmediği sürece Türkiye muhalefetine bırakalım alternatif sunmayı, kendini ayakta tutma şansı çok da olmayacaktır bu süreçten sonra.

Tekrar başa dönüyorum, mesele CHP’nin, AKP’nin, o devletin, bu devletin ne dediği değildir ve savaşın sona erdirilmesi, işgalin bitirilmesi için belirleyici değildir. Sonucu Kürt halkının, dostlarının ve demokrasi güçlerinin faşizm karşısında ortaya koyacağı mücadele belirleyecektir. Uluslararası Koalisyonu Kobanê’ye, Rojava’ya sevk eden şey onların insani yaklaşımları değil, Kürt halkının ve dostlarının direnişi olmuştur. Hiç şüphesiz bu sefer de böyle olacaktır.

Yazarın diğer yazıları