Soylu vakası ve psikolojik savaş

Türkiye’de faşist cellat ve elebaşılar genellikle devletin sivil ve militarist bürokrasisinden ve emrindekilerden yetişip sivrildiler. 

Muğlalı, Alpdoğan, Sakallı Nurettin paşalar… Dr. Reşit, Topal Osman, Yahya Kaptan vb… Alttakiler, ideolojik olarak benimsedikleri kadar, hatta daha çok yukarının emirleriyle kirli ve kanlı işlerini yapıyorlardı. 

Bu gelenek esasen sürse de 60’lı yıllardan bu yana kısmen değişti. Kontrgerilla şefleri olarak Tağmaç’lar, Demirel’ler, Evren’ler, Ağar’lar, Çiller ve Güreşler, Ünal Erkanlar, M.Çitil’ler, C.Temizözler, Büyükanıt ve Başbuğ’lar, emir komutalarında asker ve sivil alt cellatları kullanıyorlardı. 

Kontrgerilla şeflerinden Türkeş’in MHP’de örgütlediği ama pantürkçü ideolojisi olan ve mukaddesatçı kültürden gelen özgün ve özerk sivil faşist hareketin cellatları oluştu. Çatlılar, Ağca’lar, Kırcı’lar bunun örnekleri oldu. 

Şimdi Erdoğan faşizminin şefleri, devlet terörü yanı sıra IŞİD’li, Nusra’lı, Sultan Murat’lı, ÖSO’lu, Osmanlı Ocaklı, SADAT eğitimli ve Ülkücü  katilleri kullanıyor. MHP gibi “ideolojik cellatları” örgütleyip saldırtıyor. 

Erdoğan faşizminin polis-ordu özel savaş güçlerinin yanı sıra bu sivil faşist cellatlar aygıtını ortak ve koordineli yöneten şefinin iç savaş bakanı Süleyman Soylu olacağı kesinleşiyor. 

Reis nasıl sivilden geldiyse sadık şef Soylu da sivil politikacı ve antikomünist gelenekten ve DP başkanlığından geliyor. Antikomünist geleneği, onun karşı devrime ve emperyalizme bağlılığının güvencesi ve saldırganlığının kaynaklarından biri. Çiller ve Ağar tarafından 90’lı yılların deneyimleriyle eğitildi. 

Van gezisinde yine esip savurdu: “Bugün iyi günleri çok net söylüyorum. Nisan’dan sonra başlarına geleceklerin ne olacağını tahmin edemeyecekleri kadar büyük bir yok oluşla karşı karşıya kalacaklar.”(8.12.16, Aydınlık).

DP genelbaşkanlığı döneminde bugünkü şefi Erdoğan’ı küçültücü demeçleri de oldu ama sonunda Kürt düşmanlığı ve antikomünist ortak nitelikleri onu Erdoğan’a biat ettirdi. 

Biattan sonra HDP Eşbaşkanı Demirtaş’ı tehdit etmesiyle ve Gülen karşı darbesiyle önceden hazırlanmış mücadele senaryosunda başı çekenlerden olmasıyla diktatör Erdoğan nezdinde parladı. Sonradan biat edenlerin daha bağımlı olacaklarını dikkate alarak Erdoğan 15 Temmuz sonrası aradığı “düşük profilli”lerden biri olan Soylu’yu İçişleri Bakanı olarak atadı. 

Antikomünist ve Kürt düşmanlığıyla Soylu, yerine geçtiği Ala’dan daha fazla faşist saldırganlık göstermeye başladı. Ala’nın yapmayı göze alamadığı belki vekilleri ve belediye başkanlarını kelepçeleyip hapse atmaktı. Soylu bu emri ve demokratik güçleri kitlesel hapsetmeyi uyguluyor. Demokratik medyayı susturuyor. Demokratik kitle örgütlerini kapatıyor. Diğer yaptıkları, Ala’nın da yaptıklarıydı: soykırımcı saldırıyla Kürt kentlerini ve insanlarını “yoketmek”, devrimcileri imha etmek!

Soylu, elbette daha kirli saldırıları da tezgahlayabilecek zihniyet ve nitelikte. İktidarı ve zenginliği korumak için halklarımıza daha büyük kötülükleri yapmayı göze alacak derecede kuralsız ve saldırgan. 

Ama Nisan ayı sonrası dediği yaz mevsiminde de kış mevsiminde de Erdoğan faşizminin ağır saldırıları, önceden pek tahmin edilemeyecek derecedeki canavarlıklıkları; Kürt Özgürlük Hareketi’ne ve devrimci Harekete, demokratik güçlere boyun eğdiremedi. 

Erdoğan-Soylu ikilisi, demokratik güçlere ve halklarımıza büyük acıları daha çok yaşatmak istiyor. Ama yazın da kışın da denedikleri saldırılardan sonuç alamamanın umutsuzluğundan, uluslararası efendilerinden tecrit olmaktan, faşist yüzlerinin açığa çıkmasının yarattığı korkudan, demokratik güçlerin mücadele içinde örgütlenip hesap sormasından, daha fazla moralleri bozuluyor. Soylu, faşist saflara moral vermek için psikolojik savaş yürütüyor. Erdoğan faşizminin güçsüzlüğünü ve saflarındaki olası çözülmeyi önlemek için, bu tehditleri savuruyor. 

Soylu vakası, Erdoğan faşizminin, canavarlıklarının yanı sıra, güçsüzlüğünün, niteliksizliğinin de, uzun erimli olamayacağının da aynasıdır. 

Yazarın diğer yazıları