Söz silahımız, hafıza cephanemiz

Güney Amerika’nın kuyruğunda, Arjantin’in Ateş Toprakları’nda yaşayan Onas yerlileri, kerametini dünyanın her yerinde mütemadiyen yaşadığımız bir Tanrı’ya tapınırmış: Pemaulk. O ki tüm tanrılarımızın anası, birbirimiz ve kendimize söylediğimiz her şeyin sahibi. Pemaulk, ‘sözcük’ demekmiş. (1)

İncil’in dört parçasından biri olan Yuhanna da bir bakıma Pemaulk’a selamla başlar: “Başlangıçta Söz vardı, Söz Tanrı’yla birlikteydi ve Söz Tanrı’ydı.” (2)

Bugünkü İran topraklarının bir bölümünde 927 yılından sonra yüz yıl hükmeden Ziyarîlerin hükümdarı Kabûs bin Vuşmgîr de Söz’ün hikmetini idrak edenlerdendir. Kabusnâme’de buyurur: “Söz ademde gizli değildir, illa adem Söz’de gizlidir. Zira ki Söz, ademe perdedir; şimdi bilmiş ol iyi oğul, Söz ulu nesnedir. Sen dahi Söz’ü ulu bil ki gökten gelmiş nesnedir.”

Varlıklarını Söz’e yüklemiş, kimliklerini Söz’ü elden ele gezdirerek yetirebilmiş Kürtler de ibadet eder Pemaulk’a: “Galegal ket nav dev û dirana, wê bigere li bajar û şaristana.” (Ağız ve diş arasından çıkan Söz, şehirleri ve medeniyetleri gezinir.) (3)

***

Dünya değişiyor, söyleme biçimleri değişiyor ama Söz hükmünü sürdürüyor. Sahip olmak için hâlâ fiziki kuvvet kadar ‘hikâyeye hakimiyet’ de gerekiyor. Sahip olana direnmek için de.

Bugün ezilenin egemenle askeri mukayesesi mümkün görünmüyor. 19. yüzyılın barikatları ve 20. yüzyılın gerilla mücadelesi, ortaya çıktıklarında yalnızca hikâyeye hakim olmakla kalmıyordu, askeri olarak da kazanıyordu. Hatta böylece, dünyanın kimi coğrafyalarında kitlelerin psikozuna karşı da dövüşen ‘öncüler’, zaferi getirmekte yeterli olabiliyordu; tedavi, sonraya da kalabilirdi. Mesela Küba’da işleyen, bu yöntemdi.

Askeri mukayesenin ve muharebenin hiç değilse zorlaştığı bugünlerde ise Söz, her zamankinden daha kıymetli. Direnişin kuvveti, eskisinden daha çok, hikâyeye hakimiyetle ölçülüyor. Çünkü devasa uçak gemilerini, zırhlı araç filolarını, cephanelikleri etkisiz ve işlemez kılabilecek yegâne güç, Söz’de gizleniyor. Yıkılmış -dolayısıyla askeri olarak karşı koyamamış- bir kentin ardından bile yenilgi psikozunun değil mücadele ruhunun salgılanmasını sağlama kudreti, bir tek ‘hikâyeye hâkimiyet’ ile mümkün görünüyor.

Peki hikâye nasıl anlatılır? Bildiriyle, şiirle, öyküyle, sinemayla, haberle. Veya kalaşnikofla, veya taşla. ‘Yeni’nin diliyle: Twitle, gönderiyle, videoyla. Ama illa ki bir hafıza ve anlamla. 

Çünkü Balzac’ın söylediği gibidir: “Bir sözcüğün kuvveti, vaktiyle edindiğimiz ve bu sözcüğe sığdırdığımız hayallerimizin çokluğuna bağlıdır.” 

***

Tanrı, hikâyeyi anlatandır. Söz, en büyük silahımız. Ve hafıza, cephanemiz.

“Dünyanın üçüncü büyük ordusunun konvansiyonel silahlar ve binlerce kişilik güçle saldırdığı“ bir kentte direnen bir avuç Kürt, bu nedenle daha güçlüdür. Tarihin ve günün haklılığına, direniş hikâyesinin destansılığına yüklemişlerdir kudretlerini.

Nuriye ve Semih, anlattıkları hikâyeyi, yükselttikleri Söz’ü ve yaslandıkları hafızayı bir çırpıda öldürebilecek bir silah icat edilemeyeceği için güçlüdür.

‘Şehidin hükmü’ de Söz’de, hikâyede gizlidir.

Onlara kuvvet veren, kendileri, kendi hikâyeleri ve onu söyleme biçimleridir.

Söz’e hükmedemezse egemen, ezilenin yenilmesi vaki değildir. Dersimliyi öldüren, karnının deşilmesinden çok Söz’ünün, hikâyesinin deşilmesi değil midir?

***

“ki bazı sözlerin anlamı, o sözlerin söylenişindedir.” (4)

Bizi Çiyagerlerin egemene yaşattığı dumurdan fazla enkazla, isyandan çok ilgâyla meşgul etmek istiyorlar. Söz’ümüz karşı koymasın, ağlamaklı olsun. Egemenin ‘gösteri’si içinde dursun, “Ama onlar sivildi” deyip duralım mesela; esası söylemekten, hikâyeyi özümüzle kurmaktan imtina edelim. Saldırıya maruz kalan ‘kendimiz’den biz bile kaçalım: Yeni bir soykırım psikozu, yenilgi ruhu. Cumhuriyetin temellerindeki gibi.

Hayır. “Siyasal gevezelik, elçilikler arası dolaplar, anlı şanlı geçit törenleri konusunda hiç kimse, hiçbir zaman onunla aşık atamaz.” (5) Bizi kurtaracak olan Pemaulk’tur: Söz’ümüze, hafızamıza ve hikâyemize sahip çıkmak.

Hikâyeyi kuran er ya da geç kazanır, hikâyeyi kaybeden her yerde yenilir. Savaş, hikâye üzerinedir.

(1) Onas yerlilerinin son temsilcisine dair iki yazı:

– Kadınlar; Eduardo Galeano; Sel Yay.; Syf. 20

– Hafızanın Yolculuğu; Tanju Baran; fikrisinema.com

(2) Yuhanna, 1. cümle

(3) Gotnê Pêşye Kurda; Hüseyin Deniz; Kaynak Yay. (Akt. Kürtçe Atasözleri; Scribd)

(4) Duruş; Edip Cansever

(5) Faşizmin Kitle Ruhu Anlayışı, Wilhelm Reich, Payel Yayınları

Yazarın diğer yazıları

    None Found