Sözün bittiği yer

BDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş, Türk Genelkurmay Başkanı’nın hiçbir kıymeti harbiyesi olmadığını söyledi.
Hakkında dava açılmasını buyuruyorlar.
Bir mahkeme karar verebilir.
Demirtaş’ı yargılayabilirler.
Türk Genelkurmay Başkanı’nın bir kıymeti harbiyesinin  olmadığını söyleyen Demirtaş, daha sonra muhtemelen Türkiye’deki Asliye/ Ağır Ceza Mahkemeleri’nin de hiçbir kıymeti harbiyesinin olmadığını söyleyecektir.
Daha sonra dava Yargıtaya havale edecektir.
Yargıtay’ın verdiği kararın da bir kıymeti harbiyesi olmayacaktır.
Sonra son sözü Türk Başbakanı Erdoğan söylececektir.
O’nun rütbesinin de bir “er”den daha da aşağıda olduğu söylenecektir.
Ve daha sonra “nihai söz‘ü Çankaya söyleyecektir.
Çankaya köşkünden çıkan bir sözün, Hakkari’deki bir Kürt köylüsünün söylediklerinin yanında hiçmi hiç bir kıymeti harbiyesi olmayacaktır.
Yani “Ankara melodisi” yüklü hiçbir söz para etmeyecektir.
Dahası, Ankara damgalı karar yüklü “kağıtlar” hiçe sayılacaktır.
Meydanlarda Yargıtay’ın verdiği karar bir kibrit çöpünden çıkan alevlerle tutuşturulduktan ve duman olup gittikten sonra, Kürtler kendileriyle barışacaklardır.
O zaman ne Metiner Ankara’daki “Başbuğ Erdoğan” tarafından azledilmek için, Kürtler’in seçtiği bir Milletvekili’ne “hodri meydan” diyebilecek ve ne de Türkiye’deki Meclis, Kürtler’i birbirine kırdırmak için, birilerini bulup partilerinden aday koymak isteyeceklerdir.
Evet o zaman…
Yani Kürtler, Türk devleti ile tüm bağlarını kopardıktan sonra, Türk Devleti nezdinde Kürtler’in de hiçbir kıymeti harbiyesi kalmayacaktır.
Kürtler, Türk sömürgeci sistemi, ona bağlı kolonyal insan tipine, kolonizatörlerin bir kıymeti harbiyesi olduğunu söyledikleri andan itibaren, Kürdistan sistemindan koparılıp alınmak istenen bazı Kürtler’in de bir “kıymeti harbiyeleri” olacaktır.
Gerisi hikaye.
Türkçe’yi kendi dilinden yüksekte tutan Kürtler olduğu müddetçe, içerdeki Genelkurmay Başkanı’ndan daha da tehlikeli çıkış yapan bir Orgeneral Özel çıkacaktır. Buna hiç şaşırmadım.
Bir komutan, başka bir dilin eğitim dili olup olmaması konusunda karar veriyor.
Türkiye için karar verse “normal” olurdu.
Bu kararı Kürdistan için veriyor.
O zaman da silahlı dünyada çoktan “kemiğe dayanan bıçak”lı adamlar, süngüyle yürekleri hedefliyorlar demektir.
Ve ondan dolayı da, o tarihi tepki geldi: “Biz başbakanın bu inkar politikasını tanımıyoruz. Başbakanı tanımıyoruz, genelkurmay başkanını hiç tanımayız. Bizim şahsımızda bunların meşruiyeti yok.”
Doğru tümünün de allah belasını versin…
Söz bitti.
Ve böylece, kolonyal demagoji kanıksayanları ya TRT (şaş)‘ta ya Mehmet Metiner hizasında duran kolonizatörlerin kalem işlerinde seruma bağlanan “Gönüllü Tugaylar” da bulabilirsiniz. ya da….
Ama Kürdistan’da değil.
Eskiden “Ankara nere, Hakkari nere” derlermiş.
O şarkı sözün tam anlamıyla yerine oturuyor.
İki ayrı diyar.
İki ayrı dünya.
Ve umudum iki ayrı yaşam felsefesi.

Yazarın diğer yazıları