SPD’de Demokratik Sosyalizm çatlağı

Bu yıl DGB öncülüğünde yapılan 1 Mayıs kutlamaları 500 ayrı noktada gerçekleştirildi.
AB seçimleri dolayısıyla seçimlere yönelik mesajlar ise yürüyüşlerin temel sloganlarından biriydi.

Zira artık amaca hizmet etmediği düşünülen AB politikaları eleştirilirken, çalışanların haklarının artırılması ve daha fazla söz hakkına sahip olmaları da talep edildi.
Ayrıca daha fazla sosyal politikalar izlenilmesi gerekliliği ve sağcı partilere daha az oy verilmesi talebi yine öne çıkan mesajlar arasındaydı.

Almanya’da 1 Mayıs için alanlara çıkanlar arasında aşırı sağcılar da vardı ve tarihçeyi saptırma geleneklerini bu eylemlerde de sürdürdüler, fakat sayıları kalabalık değildi.
Şunu belirtmekte fayda var; sayılarının alanlarda az olması örgütlenmelerinin gerilediği anlamına gelmiyor.

Öyle ki; Federal Anayasayı Koruma Teşkilatı’nın hazırladığı gizli bir rapora göre, aşırı sağcılar küçük ama etkili gruplar temelinde örgütleniyor ve bu yapılanmalar farklı ülkelerdeki oluşumlar ile de ilişkilenmeler içerisinde. Raporda aşırı sağcıların özellikle mülteciler, göç ve İslam konularından beslendiği kaydediliyor, ki aşırı sağın Avrupa’da giderek büyümesi temel olarak bu 3 argümana dayanıyor.
Aşırı sağın ülkede bu dalgalanmaları sürerken, SPD gençlik teşkilatı (Jusos) Başkanı Kevin Kühnert’in ortaya attığı bazı söylemler oldukça tartışma yarattı.

Kühnert, sosyal demokratların politikalarını eleştiren ve onların eksik bıraktığı politikaların sağ popülistler için boşluk oluşturduğunu düşünen biri. Dolayısıyla SPD’nin bir zamanlar sosyal demokrasinin, emeğin değerinden bahsederken, bugün göçmenlerden ve milli kimlik sorunlarından bahsettiği eleştirisini yapıyor.

Fakat Kühnert’in deyim yerindeyse politikacıları öfkelendiren düşünceleri bunlar değil.
Sosyal demokratların sadece kimlik sorunlarına endekslendiklerini ve bu alanda sıkıştıklarını düşünen Kühnert, “Kamulaştırma olmadan, kapitalizmi yenmek mümkün değil” söylemiyle bütün okları üzerine çekti. Zira Kühnert demokratik yolla büyük şirketlerin kamulaştırılması gerektiğini, örnek olarak da Almanya’nın en büyük otomotiv şirketlerinden BMW’yi gösteriyor.

Kühnert’in tartışma yaratan sözleri devamla şöyle: “BMW tabelasının yerinde devlet otomobil şirketi veya kooperatif otomobil şirketi yazıyor olması önemli değil. Asıl mesele, kolektivizasyon olmadan kapitalizmi alt etmenin mümkün olmaması.“

Gazetelerin manşetlerine taşınan Kühnert’in bu söylemleri çoğunlukla bir ütopya olarak görülüyor. SPD çevresinde ise AB seçimlerinde SPD’nin kampanyasına olumsuz bir etki yaratacağı düşünülüyor. Zira bu söylemleri diğer partilerden daha çok SPD’nin kendisi eleştiriyor. Nitekim SPD Başkan Yardımcısı Ralf Stegner konuya yönelik, Kühnert’in her düşüncesini desteklemek zorunlulukları olmadığını söyledi.

Diğer partilerden eleştirilerin dozu biraz daha sertti. Zira Kühnert, “Başkalarına ait bir dairede kendi geçimini sağlamak meşru bir ticaret modeli değil. Herkes en fazla kendi oturduğu daireye sahip olmalı” görüşünü de dile getirdi ve çözüm yolu olarak kooperatifleri gösterdi.
Kapitalist düzenin en iyi temsilcilerinden olan Almanya’da bu söylemleri herkese kabul ettirmek oldukça zor.

Diğer yandan Almanya 2018’i rekor bir bütçe fazlası ile çıkarmış olsa da ülkede sosyal eşitlikten bahsetmek mümkün değil. Sol Parti’nin önergesine verilen yanıtta örneğin, Almanya’da tam gün çalışan yaklaşık 3 milyon 380 bin kişinin aylık kazancı brüt 2 bin Euronun altında. Kira fiyatlarındaki artış artık tepkileri de beraberinde getiriyor.

Sosyal adaleti sağlamak açısından sorunlara yönelik çözüm modeli olarak Kühnert’in demokratik sosyalist önerileri tercihler arasında yer almıyor. Sert söylemlere, öfkeli açıklamalara bakıldığında, bir süre daha bu sıcak tartışma devam edecek anlaşılan. Kühnert’in kendi partisi SPD’nin bile bu açıklamalara mesafeli yaklaşması tartışmaların gideceği boyutu şimdiden gösteriyor.

Yazarın diğer yazıları