SPD’nin kurtarıcısı Schulz

Almanya Gündemi

Merkel’in 2017’de yapılacak genel seçimlerde bir kez daha CDU’dan başbakan adayı olarak ilan edilmesinin ardından, SPD’den kimin aday olacağı merak konusu idi. Merakları bizzat SPD Genel Başkanı Sigmar Gabriel giderdi. Gabriel SPD’nin merkez binasında yaptığı açıklamada başbakan adayı olmayacağını ve parti genel başkanlığından da çekileceğini açıkladı. AP’deki görevini ülke siyaseti için bırakan Martin Schulz ise SPD’nin Merkel karşısındaki başbakan adayı. Schulz aynı zamanda SPD’nin Genel Başkanı olmaya da hazırlanıyor. Gabriel’in çekilmesi, Schulz’un adaylığı her ne kadar kamuoyunda sürpriz bir karar olarak lanse edilse de, SPD içindeki tartışmalar, anketler beklenen sonucun bu olduğunu doğruluyordu. Zaten Gabriel de aday olması halinde SPD’nin daha fazla oy kaybedeceğinin farkındaydı.  

Toplam 11 yıl, 3 dönemdir görevde olan Merkel karşısında  2005 seçimlerinde Gerhard Schröder, 2009 seçimlerinde Frank-Walter Steinmeier 2013 seçimlerinde Peer Steinbrück SPD’nin kaybeden adaylarıydı. 7 yıldan bu yana SPD başkanlığını sürdüren Gabriel dönemi SPD için parlak bir dönem değildi. Zira 2005 yılında oy oranı yüzde 34,2 olan SPD, 2005 yılında yüzde 23’lere kadar gerilerken, 2013’te yüzde 25,7 alarak oylarını ancak yüzde 2,7 oranında yükseltebilmişti. Şimdiki anketlere göre SPD, bu oy oranlarını bile almayabilir.

Martin Schulz’un AP’yi bırakarak NRW eyaletinde birinci sıradan federal seçimlere aday olacağını açıklamasının ardından aslında SPD’de tablo netleşmeye başlamıştı. Merkel’in bir kez daha aday olması ile birlikte, yorgun seçmen için yüzü eskiyen değil, yeni ve enerjik bir rakibe ihtiyaç vardı. Nitekim SPD’nin bu yöndeki taktiği seçim atmosferi için oldukça merak konusu idi. Schulz’un stratejik olarak sunala bilecek en iyi aday olacağını hesap eden SPD, bu kararı ile seçim gündemini de renklendirmiş oldu. 

1994 yılından bu yana AP üyesi olan, 2012 yılından bu yana AP’nin başkanlığını yürüten Schulz’un Merkel karşısında başarı kazanacığını düşünenlerin sayısı şimdilik azınlıkta. Fakat bir çoğunun hemfikir olduğu nokta, Schulz’un adaylığının seçim atmosferini rutinden kurtaracağı. AP’de politika yürüten Schulz’un Almanya iç politikasına nasıl bir çıkışla entegre olacağı ise şimdilik merak konusu. 

Son yıllarda özellikle Almanya Türkiye ilişkilerinin seyri Almanya iç politikasını da birebir etkileyen önemli bir konu. Bu yöndeki duruşu, taze aday Schulz’un seçimlerde alacağı puana kuşkusuz etki edecek. Merkel’in mülteci antlaşması nedeniyle Erdoğan’a karşı gösterdiği tolerans kamuoyunda rahatsızlık yaratıyordu. Schulz’un bu noktada farklı bir platformda siyaset yapmanın getirdiği avantajlardan kaynaklı sık sık Erdoğan’ı eleştirdiğine tanık olduk. Hatırlarsak; Erdoğan’ın Alman basınına karşı gösterdiği tahammülsüzlüğü eleştiren Schulz mülteci antlaşması çerçevesinde işbirliği yaptıklarını ama temel haklar konusundaki hassaslıklarından ödün vermeyeceklerini dile getirmişti. Ayrıca ihlallerine devam ederek AB’ye rest çeken Erdoğan’ın açıklamalarına karşılık, Türkiye’ye yaptırım konusunu da gündeme getiren Schulz’a, Erdoğan‚ ’Terbiyesiz’ demiş, haddini bilmesi telkininde bulunmuştu. Fakat tüm bu karşıtlıklara rağmen Avrupa’dan Almanya politikasına geçiş yapan Schulz’un daha uzlaşıcı bir dil ve politika izlemesi yüksek olasılıklar dahilinde. Zira Schulz’un adaylığı için Merkel’in etekleri tutuşmuş değil. Kamuoyunda enerjik, hırslı, açık sözlü imajına rağmen Schulz Merkel karşısında çok güçlü bir aday izlenimi vermiyor. SPD’nin parti programı da Almanya’nın geldiği dar boğazda kurtarıcılık vadetmiyor. Bunların dışında SPD’nin sosyal demokrasi çizgisi baskın ve kalın değil, bilakis silik, zorlanarak görülen bir seyirde. 

Schulz’un SPD puanlarında olağanüstü bir değişiklik yapması beklenmiyor, fakat SPD’nin çakılmasını da engelleyeceği kesin. Merkel’in yeri ise hala sağlam.

Yazarın diğer yazıları