Strasbourg’dan arda kalan…


Strasbourg bir şubat ayında yine Kürt’ün direnişine sahne olurken, ardında zalime korku, başka bir dünya mümkün diyenlere büyük bir inanç ve umut bıraktı…

Avrupa’da yaşayan Kürdistanlılar, “Kara gün” olarak tanımladıkları 15 Şubat’ın yıl dönümünde bir kez yine geçtiğimiz Cumartesi günü Strasbourg’da bir araya geldi. Aylardır kesintisiz bir şekilde Avrupa’nın kentlerinde eylemde olan bu insanlar, bu defa yüreklerindeki öfkeyi de kuşanarak Strasbourg’a gelmişti.

Sabahın erken saatlerinden itibaren kenti adeta bir direniş şehrine çeviren on binlerce insan, yürüyüşün başlayacağı alanı tıka basa doldurmayı başarmıştı. Her yıl geleneksel olarak yapılan bu eylemi, 4 yıldan beridir yakından takip ediyorum, açıkça diyebilirim ki; bu yılki kalabalık diğer yıllara oranla çok daha fazlaydı. Sayısal olarak bir çoğunluğun ötesinde bu yıl farklı bir hava vardı alanda. Karşılaştığım, fotoğrafını çektiğim her yüzde aynı hava kendisini hissettiriyordu; öfkenin direnişe dönüştüğü anı…

Farklı yüreklerdeki aynı öfkenin dışa vurduğu andır belki de anlaşırmışçasına hep birlikte aynı sesi haykırmak, “Bijî Serok Apo”… Bu ses Kürt’ün isyan sesi, bu ses Kürt’ün biriken öfkesi, bu ses Kürt’ün uğruna ölümlere gideceği bir lidere bağlılığın sesiydi. Saatlerce hiç durmadan haykırılan bu bağlılık ve isyan sesi, miting alanının yapılacağı yere doğru yürüyüşün başlamasıyla birlikte daha da gürleşti. Saatlerce süren bu yürüyüşte ortaya çıkan görkemli direniş ruhu, egemenlere korku, özgürlük için direnenlere büyük bir moral verecek nitelikteydi.

Yürüyüş boyunca zalime karşı kendisini dışa vuran bu öfke ve Öcalan’a bağlılık sadece alandaki Kürtlere ait değildi. Birçok farklı ülkeden gelip, günlerdir Öcalan’a özgürlük talebiyle uzun yürüyüşte olan enternasyonalist grup da aynı duygu içerisindeydi. Dilleri, kimlikleri farklı olsa da onları Kürtlerle aynı noktada birleştirenin mi adıydı; Öcalan…

Yürüyüş, miting alanına vardığında on binlerce insanı başka bir sürpriz bekliyordu. Önce, Öcalan üzerindeki mutlak tecridi kırmak amacıyla 102 gündür açlık grevinde olan Leyla Güven’in görüntülü mesajı belirdi sahnedeki dev ekranlarda. Güven, “Leyla Güven onurumuzdur” sloganları eşliğinde seslendi on binlerce insana. Gün geçtikçe daha da çok eriyen Güven’in bedeni karşısında, on binleri duygusallık sarmak istese de, bir anda Leyla Güven’in şu sözleri giriyordu araya: “Biz haklı ve meşru bir davanın sahipleriyiz. Kavgamız insan olma kavgası, kavgamız özgürlük kavgası. Bu eylem karşısında halkımızın üzülmesini istemiyorum. Ben herkesin moralli olmasını istiyorum. Ölümün üzerine moralle, zılgıtla gideceğiz, çünkü biz direnenlerden böyle öğrendik. Biz kazanacağız!”

On binleri bekleyen tek sürpriz bu değildi. Kısa bir aradan sonra sahneye Avrupa’nın göbeğinde aynı taleple bedenlerini ölüme yatıran 14 Strasbourg direnişçisi beliriyordu sahnede. Eriyen bedenlerine inat, dimdik çıktılar uğruna ölüme gittikleri halkın karşısına, hep bir ağızdan atılan direniş sloganları eşliğinde. 62 günlük açlığın verdiği yorgunluğu bir kenara bırakıp gelmişlerdi gülen yüzleriyle on binlerin karşına. Güzel olana bağlılığın inancı ve umudu, zalime karşı direnmenin kutsallığı sarmıştı sahnedeki 14 bedeni…

Evet, sahnede olan onlardı ama bu kez konuşan, alandaki on binlerin zalime olan öfkesi ve direnişe olan bağlılığıydı… Herkesin yakından tanıdığı bu insanların eriyen bedenleri karşısında kimse üzülmedi. Çünkü bu defa direnişin öncüsü Leyla Güven uyarmıştı önceden “Biz ölüme zılgıtlarla gidenleriz” diyerek. 

Sonrasında direniştekiler arasındaki gazeteci arkadaşımız Gülistan İke aldı eline mikrofonu gülümseyen yüzüyle. Tıpkı Leyla Güven gibi aynı edayla seslendi on binlerin yüreğine, “Bu direniş, yüzyıllık bir direniştir. Bu direniş insanlığın direnişidir. Bu direniş güzel günlere olan inancın direnişidir” diyerek. Direnişe çağrı yapan konuşmasının ardından İke, alandaki Kürt analarının zılgıtları eşliğinde devretti mikrofonu bir diğer direnişçi arkadaşı KCDK-E Eşbaşkanı Yüksel Koç’a. Zayıf düşen bedeni onu zorlasa da, oturduğu sandalyeden en gür ve inanç dolu sesiyle seslendi karşısındaki on binlere, “Önümüzde iki yol var; ya teslim olup faşizme boyun eğeceğiz, ya da direnerek özgür yaşamda ısrar edeceğiz. Biz ikinci yolu seçtik, direnişle faşizmi yıkacağız, eğer bu bedel istiyorsa biz bedel vermeye hazırız.”

Verilen net direniş mesajının ardından on binlerin sevgi gösterileri eşliğinde ayrıldı sahneden 14 Strasbourg direnişçisi. Böylelikle, Strasbourg bir şubat ayında yine Kürt’ün direnişine sahne olurken, ardında zalime korku, başka bir dünya mümkün diyenlere büyük bir inanç ve umut bıraktı. Şimdi zaman, bu umudu ve inancı sahiplenip daha çok büyütmenin zamanı…

Yazarın diğer yazıları