Şu dünyanın kulpuna bakın siz!..

Türkler, dansöz ustalığı ile bir o, bir bu yana kıvırma hüneriyle, NATO’yu da, rakibi Moskova’yı da idare ederek, bu sayede, çağın gerisinde kalmış kanlı emperyalizmi oynuyor.

Oysa, bu oyunun tarihi eski çağlara dayalıdır. “Müsait toprakları işgal“ amaçlı yer yüzü keşifleri, 15. yüzyılda hızlandı. Amerikan kıtasına erişim, İspanyol ve Portekizlilerin başlattığı keşifler isimli işgal hareketinin doruğuydu.

 Britanya ve Fransa başta olmak üzere, Avrupa’nın ülkeleri, bundan sonra yoğunluklu olarak okyanuslara açıldılar. Asya, Amerika ve Afrika kıtalarının verimli topraklarını, kendilerince keşfedip koloniler kurarak, sömürge imparatorlukları çağını başlattılar. Bu toprakların zenginliklerini, ülkelerine taşıdılar.

“Avrupa medeniyeti”ni simgeleyen görkemli saraylar, ihtişamlı malikaneler, göğe akan katedraller, çalıntı ve talan malları üzerinde yükseldi. Sömürge insanlarının kanı ile batı medeniye doğuruldu.

Osmanlı bu sırada, kanlı bir çete kabuğu olarak, topladığı haraç, etrafa düzenlenen talan seferlerinin geliriyle geçiniyordu. Hep öyle kaldı. Sonra, geldiği gibi iz bırakmadan tarihten kayıp gitti. Kabuğundan da 24 ayrı devlet çıktı. Bir tek, Kürtler nasipsiz kala dursun, sömürgeciler, Kürdistan’daki Türkler gibi bir avuç, ama karşı konulamaz silahlara sahipti. Vahşi ve acımasızdı.

Efrîn ve Kürdistan’ın öteki parçalarını işgal eden Türkler kadar, aç gözlü idiler. Onlar da Türkler gibi hepsini istiyor, bu amaçla insanları yurdu, yuvasından söküp atıyor, direnenleri de kırıyorlardı.

Ama, kırarak ve sürgün alayları dizerek direnenleri teslim alamdılar. Yüz yıllar süren bir direniş maratonundan sonra, kondukları topraklardan sökülüp atıldılar.

Türkler bu süreçte, henüz yer yüzünde yoktu. Osmanlı kabuğu içinde, 1908’de gün ışığına çıktılar. Çıktıkları gün de, kanlı ırkçılığa girişerek, Osmanlı’nın sonunu getirdiler.

Onların torunları, miadı dolmuş, çağı geçmiş, mezarında çürümüş kanlı emperyalizmi yeni keşfediyorlar. “Ben de emperyalistim“ demek için, göze kestirdikleri her yere saldırıyorlar. Birinci hedef Kürdistan. Onun dışında, güçsüz düşmüş, dişine uygun neresi varsa, peşine taktığı İslamo-Faşist çetelerin önü sıra saldırıyor.

Yeri gelmişken; her ırkçının bir takıntısı vardır. “Türk“ Recep Erdoğan’ın takıntısı da Kürtlerdir. Nitekim onu yakından tanıyanlardan biri olan Amerikan başkanı Trump da, onun bu hastalığı ile alay eden, şu yaşanmış hikayeyi anlatıyordu:

“Herkesin bildiği gibi Erdoğan’ın Kürtlerle problemi var. Sanırım Kürtler onun veya Türkiye’nin doğal düşmanı. Suriye Kürtlerini haritadan silmek için, 65 bin askeri sınırda hazır tutuyordu. Onu aradım ve ‘bunu yapamazsın, bunu yapamazsın‘ dedim, yapamadı.”

 Trump, onunla bir telefon konuşmasını böyle hikaye ediyordu. Anlattığı doğruydu. Telefonda, “saldırırsan mahfederim“ dediğini ve saldırı birliklerinin bundan sonra geri çekildiğini dünya medyası işlemişti.

Ama, Efrîn’in halkı o kadar talihli değildi. Kürt düşmanlığıyla başı dönmüş adam, orada kanını dökmek için, gerekli izni, Rus Putin’den satın almıştı. Rusların izniyle uçaklarını uçurup katliam yapmış, işgalden sonra para eden her şeyi, taşları, ağaçları bile çalmış, Kürtleri kovup evleri, işyerlerine İslamcı tecavüzcü, hırsız ve katilleri yerleştirdiler.

Efrîn sokaklarında Kürtçe konuşmak da yasak şimdi.

Yalnız orası mı, işgal altındaki Kuzeyin birçok şehri, Nazilerin işgaline uğramış Avrupa şehirlerini andırıyor. Bir milyon insan, kendi yurdunda mülteci…

Güney ise adım adım işgal ediliyor. Toprağını terketmeyenler, uçakların saldırısıyla paramparça ediliyor. Kuzeyli, çocuklar ellerindeki tek silah tüfek atışlarıyla tankları, füzelerine karşı koyuyor. Dünyada eşi olmayan bir garabet ki, toprağın sahibi olduğunu söyleyen Güney yönetimi, işgalcilerin kolunda, yol gösterici. Sofralarında da kahkaha unsuru.

Irak devletinin işgale itirazı ise “haddi bil“ anlamında bir nota ile kabul edilemez ilan ediliyor. Çünkü, Irak’ın cevap verecek güçte olmadığını biliyorlar. İşgal de, bu sayededir zaten…

Nerede, kendi iç derdine düşmüş bir biçare varsa, oraya saldırıyor, Türk tipi emperyalizm.

Irak, iki sene önce IŞİD’ın saldırısı altındayken, bir sabah Başika bölgesinin işgal edildiğine tanık oldu. “Ülkemden çık“ diyenlere de baskın hırsız cevabını verdiler:

“Gücün varsa gel ve çıkart!..”

Libya dost ve din kardeşleriydi, güya. NATO saldırdığında, itiraz ettiler ilk gün. Fakat ertesi gün, İzmir’i saldırı üssü olarak NATO hizmetine sundular.

Sonra NATO çekildi, oralardan. Türk tipi emperyalizm, İslamcı çeteleri kanatları altına almış, onların başında, yerde paramparça can çekişen Libya’ya vuruyor, şimdi. Onlarla birlikte Kürdistan’ın parçalarını işgal ediyor.

Oysa, çetelerin başında, bir yerleri fetih için, yürümemişti. O buna rağmen terörist. Saddam da bu suçlamayla devrilmişti. İyi de, bunların ayrıcalığı ne? Hem NATO, hem de Moskova’yı idare etme dansözlüğü mü, onu yüksek katlarda kabule mazhar kılıyor…

Yazarın diğer yazıları