Sülün Osman oyunu…

Burası, Sülün Osman’ı da yetiştiren dolandırıcılar "azap cennet"tidir. Burada, insanlar geri zekalı kabul edilir.

Ellerinde, avuçlarında ne varsa her şeylerini, en başta da oylarını almak için her türlü oyun mubah, dolandırıcılıklar siyasi başarıdır, bu topraklarda…

Aziz Nesin, bu yüzden "Türk halkının yüzde altmışı aptaldır" demişti. Aslında, bu sözü hakaret amacıyla söylememişti. Şefkatle kucaklama, sahiplenip esirgeme sözüydü, bu. Ama, hakaret kabul edip, ceremesini çektirmek üzere yargıladılar.

Neyse ki yazar, "düşünce özgürlüğü" bağlamında aklanarak, mahkemeden çıkmıştı.

Aziz Nesin’in tesbiti ne oranda doğru bilemiyorum, fakat sayısına bereket olmasın bu topraklar aptal görenler için kazanç cennetidir.

Sülün Osman da, bu yer yüzü cennetinde, başını kaldırıp bakan herkesi 50 kuruş ödemekle mükellef gösterip, meydan saatini satmaya kalkışmıştı. İstanbul’daki Galata Köprüsü’nü de, geçenleri "baç" ödemek zorunda gösterip pazarlayan rahmetli, bu dehasıyla dolandırıcıların evrensel tarihine namını kaydettirmişti.

Onun izinden giden Selçuk Parsadan ise yıllar sonra, ülkenin en akıllısı kabul edilen Başbakanı (Tansu Çiller’i) dolandırıp soyarak, Sülün’ün ünvanını elinden almıştı.

Ancak, politikacılar gerçekleştirdikleri buluşlarla, her dönemde iki namlı dolandırıcıyı sollamayı başardılar.

Onlar mal ve mülkün yanına, kişisel hayatlarının çıkış merdivenlerine cenneti yayıp, Türk ırkına güzelleme yaparak başarılarına başarı eklediler.

Çok konuşuldu. Mizahçılara bolca konu oldu. Ben de Türk tipi demokrasinin gülünesi hallerine örnek gösterdim. Ama, yine de tekrarlayacağım:

Rahmetli, Süleyman Demirel 1979 seçimlerinde, vaad sıralama sıkıntısı çekince, bir elinde Kur’an ve ötekinde bayrak kürsüye çıkmış, bir onu, bir ötekini, öpüp başına koymuş, "bu memlekette Kur’an sesi susmayacak, bayrak direkten inmeyecek, sevgili vatandaşlarım" diye bağırmış, alkış yağmuruna tutulunca da kampanyayı bu ritüelle sürdürmüştü.

Onu seyredip, yeri göğü inleten bağırtısını duyamn aç ve yoksullar oy verip yeniden iktidar koltuğuna oturmuşlardı.

Necmettin Erbakan, 1994 seçimlerinde Kur’an ve bayrak yerine, altuni ışıltılı bir anahtarı havada döndürüyor, onu seyre koşanlar, "bakın ve görün, o havada dönen nesne cennetin anahtarıdır, hocamıza oy verip hep birlikte cennete gidelim, ey ümmeti Muhamedi" diye avazlanıyordu.

 Erbakan da bu seçimden zaferle çıkıp Başbakan olmuş, daha kimi ya da kaç kişiyi beraberinde cennnete götürdü bilinmez, ama bu dünyada sahip olduğu altın miktarı 48 kilo artmış, ülkede yoksulların sayısı artarken, servetini paylaşamayan çocukları da mahkemelik olmuştu.

Günümüzde, onbir milyon genç insan işsiz…

Öbür yanda Osmanlı Sultanlarını da aratan Sultani eda…

Sultanları aşan eda, çünkü Osmanlı Sultanlarının hayatında günah da, sevap da kişiseldi. Yoksulların, açların sırtına binip, onlara ait ve onlara harcanması gereken parayı, kişisel sevap gösterilerine harcamıyorlardı. Sultan sevap işlemek istiyorsa eğer, kendi cebine davranıyor, yanilerin yanisi Sülünleşmiyor, başkasının barasıyla sevapçı kesilmiyor, kendi parasıyla cami inşa ediyor, minera dikiyorlardı.

Çağımızda da, yer yüzünde pek benzeri yok, kimi Türkler istisnaydı. Onlar halkın parasıyla buraya bir cami, şuraya da bir tane diyorlardı. El sırtından sevapçılık yani…

Öbür yandan, yine halkın parasıyla büyük görünme hastalığını tedavi…

Misal, Britanya Kraliçesi ve dünya hükümdarı Amerika’nın Başkanı hala yüz yıllar öncesinin binalarında oturup, orada iş görmekteydi.

Ama dünya lideri diye şişirilen Türk zata eski dar geliyor ve dünya Türk’ün büyüklüğünü, gücü ve görkemini görsün diye, bin yüz elli odalı bir saray dikiliyordu..

Saraya milyarlarca lira harcana dursun, IŞİD Bingöl’de, Adıyaman’da 100 Dolar maaşla genç insanları kiralıyor, sonra onları masum ve mazlum insanlara tecavüzcü, cellat, katil olarak saldırtıyor, kimilerini bomba rampası olarak patlatıyordu.

Halkın parasıyla cami, el parasıyla sevabın camiler, öte yandan açlıktan kurtulayım derken, İslamcı talancılar, hırsızların çıkarı için katil, cellat kesilen, kendini patlatan gençler…

IŞİD’le savaş oyunu, rahmetli Sülün oyununu andırıyordu.

Kürtler karşısında istenilen başarıyı elde edemeyen IŞİD, bir anda din kardeşi olmaktan çıkıyor, beslenme damarları kesilmiş, aldatılıp ve ortada bırakılmıştı.

Kendini çok zeki, dolayısıyla herkesi kandırabileceğini sananların oyun içindeki oyun işte…

Yazarın diğer yazıları