Sur bin 462 gündür yıkılıyor

 Türk hükümetinin, ‘diyalog süreci’ni bitirerek Kürtlere karşı yeniden savaş başlatmasıyla birlikte 2 Aralık 2015’te sokağa çıkma yasağı ilan edilen Amed’in Sur ilçesinin yüzde 72’si yıkıldı. İlçenin 6 mahallesi bugün hala yasaklı. Bin 462 gündür süren yasak boyunca 6 mahalleye iş makineleri ve müteahhitler dışında kimse sokulmuyor.

FETHİ BALAMAN / MA/AMED

103 günlük çatışmalı dönemden ziyade sonraki dört yıllık süreçte yıkılıp yıkılan Sur’un hala 6 mahallesi yasaklı.

Hükümetin 2013’te Kürt sorununa dair başlatılan “diyalog süreci”ne son vermesi akabinde bölgenin birçok kentinde 2015 sonbaharında öz yönetim talep edildi. Bu adreslerinden biri de Amed’in tarihi Sur ilçesi oldu. İlçede ilki 24-25 Kasım 2015’te uygulanan iki gün süreli yasak sırasında Dört Ayaklı Minare başta olmak üzere birçok eserin zarar görmesi üzerine Diyarbakır Barosu Başkanı Tahir Elçi, operasyonların durdurulması talebiyle açıklama yaptığı Dört Ayaklı Minare’nin önünde ensesine isabet eden bir kurşunla katledildi. Elçi’nin katledilmesi sonrasında 2 Aralık 2015’te ilçenin Cevatpaşa, Fatihpaşa, Dabanoğlu, Hasırlı, Cemal Yılmaz ve Savaş mahallelerinde “sokağa çıkma yasağı” ilan edildi.

Yasakla birlikte bu mahallelerde yaşayanlar zorla göç ettirilip, saldırıya başlandı. Yasak kapsamına alınan 6 mahallenin nüfusu adrese dayalı nüfus verilerine göre 22 bin 323’tü. 103 gün süren saldırı sırasında resmi rakamlara göre 2 yüzbaşı ve 2 teğmenin de aralarında bulunduğu 53 asker, 17 polis ve 1 korucu olmak üzere toplam 71 devlet görevlisi öldü. En az 392’si asker, 128’i polis, 3’ü korucu olmak üzere toplam 523 kişi ise yaralandı. Bu süre zarfında aralarında YPS ve YPS-JIN üyelerinin de olduğu 73 kişinin cenazesine ulaşıldı. Sur’da başlatılan kuşatmayı protesto eylemlerinde ise 11 kişi katledildi.

İlçedeki Kurşunlu Camii, Hacı Hamit Camii, Paşa Hamamı, Mehmet Uzun Evi, Ermeni Katolik Kilisesi ve Dört Ayaklı Minare gibi kimi tescilli yapılar başta olmak üzere birçok tarihi eser ağır hasar gördü.

Sur davası sürüyor

 Sokağa çıkma yasağı ve çatışmalar nedeniyle aylarca ilçede mahsur kaldıktan sonra 2016’nın Şubat ve Mart aylarında tahliye edilen, aralarında HDP Milletvekili Remziye Tosun’un da bulunduğu 40 kişiden 32’si tutuklandı. Şu an 19’u tutuklu 40 kişi hakkında “Devletin birliğini ve bütünlüğünü bozmak”, “örgüt üyesi olmak” ve “örgüt propagandası yapmak” suçlarından açılan dava, Diyarbakır 5. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülüyor. İlk duruşmasına 28 Aralık 2017’de başlanan davanın son durulması ise 8 Ekim 2019’da görüldü

Yüzde 62’si sonra yıkıldı

 Yeniden işgal saldırısının sona ermesinin ardından Suriçi’ndeki 7 bin 714 parselin 6 bin 292’si için Bakanlar Kurulu tarafından 21 Mart 2016’da “acele kamulaştırma” kararı alındı. Diğer parseller önceki kentsel dönüşüm sürecinde kamulaştırıldığı için bu karara dâhil edilmedi. 103 gün saldırı ve direniş sırasında yüzde 10’u yıkılan Sur’un, yüzde 62’si ise bu karar sonrasında yıkıldı. Dönemin Başbakanı Ahmet Davutoğlu’nun “Toledo gibi olacak” dediği Sur’da tarihi dokuya uygun olmayan evler inşa edildi.

Yüzde 72’si yıkıldı

 Yüzde 72’si yıkılan ilçenin 6 mahallesi bugün hala yasaklı. Bin 461 gündür süren yasak boyunca 6 mahalleye iş makineleri ve müteahhitler dışında bugüne kadar kimse sokulmadı.

TMMOB Amed l Koordinasyon Kurulu Sekreteri Doğan Hatun, yasaklı Sur’daki yıkımı değerlendi. Hazırladıkları raporlara da yansıttıkları gibi çatışmaların yaşandığı dönemde Sur’un sadece yüzde 10’unu yıkıldığını hatırlatan Hatun, “Yasağın bitiminden sonraki süreçte Sur’un haritadan silinişi süreci başlatıldı. Devlet eliyle bilerek ve isteyerek sistematik olarak 6 mahallenin tamamı ortadan kaldırıldı. Aslında Sur, 103 günlük çatışmalı süreçte yıkılmadı, ondan sonraki dört yıllık süreçte yıkıldı” dedi.

Devletin dört yıldır üstlendiği Sur’u inşa etme girişiminin boşa çıktığını ifade eden Hatun, nedenini şöyle açıkladı: “Hiçbir yerel sivil toplum örgütü ve halk bu işin başında yer almadı. Sur’u rüyasında bile göremeyen bir devlet mekanizması, Ankara’da Koruma Kurulu Planı’yla projeler uydurup, hiç görmedikleri bir alana uydurmaya çalışıyor. En temel eksiklikleri burası. Sur’un dışında, Sur’u yaşamamış, bilmemiş, Sur üzerinde iki cümleyi bir araya getiremeyen bir devlet, burada Sur’u inşa etmeye çalışıyor.”

Hatun, çatışmanın bittiği günden beri bu duruma engel olmak için yaptıkları 10’dan fazla başvurunun reddedildiğini de kaydetti.

Yalnızca müteahhitler sokuldu

 Arkeolojik sit alanı konumunda olan bölgeye tırnak ve diş fırçasıyla müdahale edilmesi gerekirken dozer ve diğer büyük iş makineleriyle girildiğini belirten Hatun, yine arkeolog, mühendis ve mimarların girmesi gereken Sur’a yalnızca müteahhitlerin sokulduğunu söyledi. Hatun, yasaklı mahallelerde inşa edilen evlere dair ise şöyle konuştu:  “Diyarbakır Evi dedikleri betonarme yapı üzerine tuğla koymuşlar, bazaltlama yapmışlar. Bazalt taşları Diyarbakır bazaltı bile değil. Sur’u var eden Diyarbakır’ın bazaltıdır ama Kayseri’den getirmişler bazaltı. O bazaltlar da şuan dökülmüş durumda. Döküldüğü için de açamıyorlar yeni yapıları. Bu da şunu gösteriyor; amaç tarihi yaşatmak değil, rant elde etmek. Birkaç yandaş müşahidi zenginleştirmek. Evler hiçbir şekilde tarihi dokuya uygun değil. Yapılan yapılar Sur’da oturan halkın alabileceği fiyatlarda değil bir kere. Zira 600-700 bin TL’den bahsediliyor.”

600 tescilli yapı vardı

 Hatun, tarihi dokunun üzerine asfalt dökülmesine de öfkeli. “Binlerce yıllık tarihin üzerine asfalt döktüler. Yapılanlar Sur’u yok etmeyi, intikam almayı amaçlamakta” diyen Hatun, meslek örgütü olarak Sur’a dair sürecin dışında bırakılmalarına ve Koruma Kurulu’nun yaklaşıma şu sözlerle tepki gösterdi: “Biz bu kentin en büyük bileşeniyiz. Kaldı ki Sur’la ilgi bu kentte siyasi partilerden, devletten daha çok konuşma hakkına sahibiz. Ama hiçbir şekilde ne bir talebimiz yerine getiriliyor ne de Sur’u görmemize izin veriliyor. Sur’a yaklaşmamıza izin verilmiyor. 500-600’e yakın tescilli yapı vardı burada. Ama Koruma Kurulu şunu söylüyor; binalar yıkılmış tescil süreci tükenmiştir. Fakat binalar yıkılmamıştı. 9 Mart 2015’e kadar binalar yıkılmamıştı. Senin görevin, o esnada devlete ‘hayır siz bu şekilde yıkamazsınız’ demekti. O zaman demek ki burada Koruma Kurulları formalite kurumlarmış.”

Devlet halka bıraksın

 Dört yıldır halktan saklansa da devletin Sur’u halka bırakması gerektiğini söyleyen Hatun, şöyle devam etti: “Sur’un yeniden inşasında ilçe halkına her türlü teknik donanımı elimizden geldiğince vermeye hazırız. Hiçbir şekilde geç kalınmış değil. Evet, yıkımları engelleyemedik ama yeni bir inşa sürecini halkla birlikte başarabiliriz. Devlet samimiyse halka bıraksın. Halka ne gerekiyorsa yapsın. Betonu, çimentosu bazaltı getirsin, teknik kısmını biz üstleniyoruz. Sur’un yıkılmadan önceki bütün haritaları, sokak görüntüleri elimizde var. Koruma Amaçlı İmar Planları Projesi hepsi bizde mevcut. Eğer gerçekten isteniyorsa projenin aynısını halka birlikte gönüllülük esasına göre yapmaya hazırız. Yeter ki bu yasakları kaldırsınlar. Halk gelsin parseli neyse kendi evini yapsın.”

Kira yardımı kesildi

Sur’un bugün yıkılmış mahallerinden biri olan Hasırlı Mahallesi’nde ikamet edenlerden biri Mehmet Keskin (65). 5 çocuk babası olan Keskin, bu mahallede doğup büyümüş. Ancak doğup büyüdüğü yerlerden zorla çıkarıldığını, evinin ise yerle bir edildiğini söyleyen Keskin, o dönem yaşadıklarına “Olaylar olduğu zaman bizi evlerimizden zorla çıkardılar. Kiracılığın ne olduğunu bilmiyorduk. Evimiz yıkıldı, perişan olduk. Ben ve çocuklarım aç olarak yattığımız günler oldu. Bizim aç yattığımızı biliyor musun Sayın Cumhurbaşkanı? Aç yatmış mı bizim gibi, açlığın ne olduğunu biliyor mu? Bilmez. Bir de çıkıp diyor ki; Müslümanım. Böyle bir Müslümanlık nerede görülmüş. Ben sahursuz oruç tutup, ekmek ve çayla iftarımı açıyordum. Kendisi bunları biliyor mu?” sözleriyle isyan ediyor.

Sur’da geçirdiği zamanların paha biçilmez olduğunu, yıkımla beraber yaşamlarının da yok edildiğini söyleyen Keskin, öncesini ise şu sözlerle dile getirdi: “Yıkılmadan önceki yaşamımız güzeldi. Rahattık, huzurluyduk. Buradan çıktık perişan olduk. Kendileri Meclis’te, karınları tok. Diyorlar ya hani tokun açtan haberi yok. Bütün yetkililere sesleniyorum. Birazda kendi halklarınıza bakın. Kendi vatandaşlarınıza bakın, dertlerini dinleyin. Kendi vatandaşın derdini dinlemeyen bir devleti ben ne yapayım? Kendi halkına sahip çıkmayan, kendi vatandaşını mağdur eden devleti ben ne yapayım? Kaç aydır kira veremiyoruz. Günde 30 liraya çalışıyorum. Sur’u özlüyorum. Huzurum vardı, açlık çekmiyordum. Komşularım vardı. Açtıkları yara geçmez. Yaralı sadece yarasını bilir. Mahallemiz yok oldu. Ben Hasırlı’da doğup büyüdüm. Çocukluğum orada geçti. Burada Tahir Elçi’yi öldürdüler faili meçhule gitti. Sayın Cumhurbaşkanı ve tüm Meclistekilerine de sesleniyorum. Koltuk sevdasına düşmüşsünüz hepiniz. Halkınızı unutmuşsunuz. Burada yapılan evler bizim gibi yoksullara değil, zenginlere yapılıyor.”

Avlu ve bahçeler gitti

 Alipaşa Mahallesi’nde yaşayan Emrah Kaçmaz da Sur’da tanık olduklarını bir an olsun unutamadığını belirtiyor. Yaşadıkları evlerden, Sur’dan bugün geriye bir şey almadığını söyleyen Kaçmaz, “Sur’ı Toledo yapacaklardı. Kimsenin bizim memleketimizi bir yere benzetmesine gerek yok. Nerede eski evler, nerede yenileri… Eski evlerde tarih vardı. Bir emek ve göz nuru vardı. Eskilerin yerini hiçbir şey alamaz” dedi. Eski evlerinin 30 bin lira karşılığında ellerinden alındığını kaydeden Kaçmaz, yıkılan evlerinin üzerine ev inşa edilen yeni evlerin ise 450 bin liraya satılacağını duyduklarını ifade etti.

Eski Sur’da mutmuyduk

 Sur’da doğduğunu belirten 42 yaşındaki Veysi Kopoğlu ise, çatışmalar başladığında hiçbir şey alamadan Hasırlı Mahallesi’ndeki evlerinden çıkmak zorunda kaldıklarını anlattı. Yapılan kira yardımının kesilmesi nedeniyle 10 aydır mağdur olduklarını söyleyen Kopoğlu, “Bizden yeni yapılan evler için para istiyorlar ama gücümüz yok. Sur’da yaşadığımız dönem çok mutluyduk. Neşemiz vardı. Kiracılığın ne olduğunu bilmiyorduk. Yıkımdan sonra umutlarımız, hayallerimiz yok oldu” ifadelerini kullandı.

Son ana kadar direndiler

Yasağın sürdüğü 103 gün boyunca YPS’lilere ve halka karşı tank, havan, helikopter, keşif uçakları, SAS komandoları, bordo berelilerle, JÖH, PÖH ve korucularla saldırmasına rağmen direnişi kıramadı. Dört ay süren direniş sonunda son grup olarak kalan ve Sur sorumlusu olarak bilinen Cihat Türkan (Çiyager) ile Mahsun Gürkan, Sinan Duman, Dilber Bozkurt’un aralarında bulunduğu 7 YPS’li şehit düştü. 103 günün sonunda Sur’a asılan bayraklar, adeta ‘fetih’ sonrasını anımsatmıştı.

UNESCO sessiz kaldı

103 gün süren yasak ve direnişin ardından Mart 2016’da ‘operasyonlar bitti’ açıklaması yapıldı. Açıklamayla birlikte yasaklı mahallelerde de yıkımlar başladı. UNESCO tarafından Dünya Kültür Mirası listesine alınan Sur’a yönelik saldırılara karşı UNESCO tarafından hiçbir müdahale yapılmazken, tarihi yapılara yönelik tahribat ve yıkım devam etti. Yasağın kalktığı sokaklara girildikçe ırkçı ve cinsiyetçi yazılar da ortaya çıktı. Evler yerle bir olmuş, bütün tarihi yapılar tahrip edilmişti. Operasyonların bitmesiyle Sur’da ‘acele kamulaştırma’ kararı alındı. Karardan sonra herkesin gözü UNESCO’ya çevrildi, ancak UNESCO yine sessiz kaldı.

Bu hale getirildi

Mahallelerde yıkım sürerken, her sokağa kalekollar kuruldu. Taciz, darp, hakaretle karşılaşan Sur halkı, mobese kameraları ile sürekli izlendi. Uyuşturucu çeteleri, ajanlaştırma politikaları devreye koyulurken polisler ve özel harekâtçılar tarafından yapılan gece devriyeleri, polis noktaları ve karakollar Sur sokaklarında tedirginliği daha da artırdı. Her gece özel harekâtçılar tarafından yapılan devriyelerde onlarca genç GBT’den geçirilirken sokaklarda gezen esrar ve uyuşturucu çetelerine herhangi bir müdahalede bulunulmadı. Sur halkı üzerinde uygulanmaya çalışılan politikalar devam ediyor.

GABB’dan Sur raporu

Yasağın sonlanmasıyla beraber Sur Belediyesi ve Güneydoğu Anadolu Belediyeler Birliği’ne bağlı Amed Büyükşehir Belediyesi ve merkez ilçe belediyeleri ile Diyarbakır Kadın Akademisi Derneği ve Eğitim Sen 1/2 No’lu Şubelerinin desteğiyle oluşan çalışma grupları tarafından 2016 ‘da Sur’daki sokağa çıkma yasakları sırasında ve sonrasında kadın ve çocuklarda yaşanan psiko-sosyal süreçlerin raporlanması amacıyla çalışma yürütüldü. Bu çalışma kapsamında hazırlanan gözlem ve tespit raporunda elde edilen veriler ise İskender Paşa, Nebi Cami, Melik Ahmet, Cami Kebir ve Ziya Gökalp mahallelerinde yapılan birebir görüşmeler sonucunda oluşturuldu. Raporda ayrıca, bin 2 kadınla yapılan görüşmeler sonucunda yasaktan dolayı çocukların etkilenme düzeyine dikkat çekildi.

İlçede Diyarbakır Valiliği tarafından altı kez sokağa çıkma yasağı ilan edildi. Cevat Paşa, Fatih Paşa, Dabanoğlu, Hasırlı, Cemal Yılmaz ve Savaş mahalleleri ile Gazi Caddesi’ni kapsayan bu yasakların tarihleri ise şöyle:

  • 6-13 Eylül 2015 tarihleri arasında ilk sokağa çıkma yasağı,
  • 10-13 Ekim 2015 tarihleri arasında ikinci sokağa çıkma yasağı,
  • 28-29 Kasım 2015 tarihleri arasında üçüncü sokağa çıkma yasağı,
  • 2 Aralık 2015 tarihinden itibaren ise aralıksız 103 gün devam eden dördüncü sokağa çıkma yasağı ilan edilmiştir.
  • 9 Mart 2016 tarihinde çatışmalar bitmesine rağmen yasak henüz tümüyle kaldırılmamıştır. Yasağın 2 Aralık 2015 tarihinden itibaren sürekli olduğu 6 mahallenin üçüne ait (Savaş, Dabanoğlu ve Fatih Paşa) 14 sokakta yasaklar 22 Mayıs 2016’da 172 gün sonra kaldırılmıştır. Geri kalan sokak ve mahallelerde ise raporun hazırlandığı tarih itibariyle yasaklar devam etmektedir.
  • 6 mahallenin dışında, 27 Ocak – 03 Şubat 2016 tarihleri arasında Abdal Dede, Ali Paşa, Lale Bey, Süleyman Nazif, Ziya Gökalp, İskender Paşa ve Melik Ahmet mahallelerinde 8 gün süren sokağa çıkma yasağı ilan edilmiştir.
  • Psikolojik, ekonomik, kültürel ve sosyal açıdan tahribatlara yol açılan ilçenin demografik yapısı tamamen değiştirildi.

Yazarın diğer yazıları

    None Found