Suriye’de çözümün yolu Rojava’dan geçer

Suriye sahası güçlerin birbiri üzerinden hesap yapma ve sonuç alma hamlelerine yıllardır ev sahipliği yapıyor. Rusya, bir yandan Türk devletini uzun vadede batı cephesinden koparmak isterken, kısa ve orta vadede Erdoğan-Bahçeli faşist rejimi üzerinden planlarını hayata geçirmeye çalıştı. Ancak Kuzey Suriye Özerk yönetimin sahadaki aktif mücadelesi ve küresel çapta geliştirdiği siyaset, kendisine rağmen geliştirilmeye çalışılan planların giderek suya düşmesini sağladı.

Rojava-Kuzey ve Doğu Suriye’de yaşanan gelişmelere paralel olarak İdlib alanının sıcak siyasi ve askeri çatışmalara sahne olmasını, Özerk Yönetimin varlığından ve mücadelesinden kopuk değerlendirmek, saha gerçekliğine dair ve kısa ve orta vadeli ön görülerde bulunmak denklemin kesişen ve çatışan yönlerini görmeyi engelleyecektir. Tüm yok sayma ve saldırılara rağmen ayakta kalmayı ve demokratik sistem dahilinde gelişerek, bölgenin tüm bileşenlerini de kapsamına alarak siyasete ağırlığını koymayı bilen Kuzey Suriye Özerk Bölgesi, gizli-açık gelişecek tüm oyunları bozabileceğini net olarak göstermiştir.

Harita üzerinden analiz yaparak, İdlib’de kimin ne kadar alanı ele geçirdiğine bakmak gelişmelerin doğru analizini ortaya çıkaramaz. Elbette, coğrafyanın siyasette bir anlamı vardır. Ancak, siyaset arenasından oluşan denklemini görmeden bunu yapmak sağlıklı sonuç vermez.

Rusya son dönemlerde görünürde İdlib’de duruma el koymuş gibi görünüyor. İran yeniden sahaya iniş yapıyor. Suriye rejiminin verdiği fotoğraf, “bana rağmen kimse burada kalamaz” şeklinde olsa da, bunların coğrafyanın taraflar arasında el değiştirmesi şeklinde mutlak gerçekler şeklinde addedilmesi yanıltıcıdır.

Rusya-İran-Suriye rejimi bölgedeki ilerleyişini batı blokuna rağmen gerçekleştiriyor, savaşta ağırlık bu güçlere geçti demek; perde arkasında çizilen haritaları, bloklar (kerhen de olsa bu tabir bence kullanılabilir) arasında yapılan görüşme ve pazarlıkları görmemek olur ki, bu da sahaya ilişkin doğru güncel analiz kadar, doğru ön görüde bulunmayı da perdeleyecektir.

İşin doğrusu, sorun sadece İdlib değildir. İdlib yeni Suriye haritasının belirlenmesinde sadece güçler arası bilek güreşinin yaşandığı konjonktörel olarak öne çıkan bir alandır.

İdlib’in bir çözüme kavuşturulması askeri olarak olmayacaktır. Çatışma olabilir, karşılıklı ataklar neticesinde kimi zaman bazı alanlar el de değiştirebilir. Ancak söz konusu olan bölgenin yeni siyasi haritasının nasıl olacağı üzerinden anlaşmaya varmak olacaktır.

Öncelikli ve en temel sorun, Kürtler yeni siyasal haritanın neresinde yer alacaktır? Aslında anahtar soru da budur. Eğer Kürtlerin geleceğine dair siyasal tutum netleşirse, Suriye’de sorunlar peşi sıra çözüm rayına girecektir. Hatta sadece Suriye de değil, tüm bölgede sorunlar daha rahat çözüme kavuşturulacaktır.

Ancak Suriye mevcut durumda kilit konumdadır. O açıdan, QSD-ABD ve Türk devleti arasında kuzey ve doğu Suriye sınır güvenliğine dair varılan anlaşma son derece önemlidir. Eğer bu anlaşma Türk devleti farklı çıkar hesaplarına ve yüz yıllık İttihat Terakki zihniyet eksenli devletin anti Kürt politikasına kurban edilmez ve gerçekten de gerekleri yerine getirilir ise o zaman Suriye merkezli gelişen bölge siyasetinde yeni bir süreçten ve aşamadan söz edilebilecektir.

İdlib bu fotoğraf içinde sorunsuz bir şekilde çözüme bağlanan konu haline gelecektir. Sadece İdlib de değil, Türk devlet işgali altındaki Efrîn, Cerablus, Bab açısından da bu geçerlidir.

Fakat sahada yaşanan somut gelişmelerin gösterdiği gerçeklik, Soçi, Astana gibi uydurma toplantı ve anlaşmaların sonuçsuz kaldığıdır. Bölgenin asıl güçleri yok sayılarak kalıcı bir sonucun alınmasının mümkün olmadığı artık net bir şekilde herkes tarafından görülmektedir.

Kuzey Suriye Özerk Yönetimi sorunun çözümünde diyalogu esas aldığını, ancak DAİŞ ve Nusra gibi çete örgütlerine karşı büyük bedeller uğruna halklar adına elde ettiği kazanımlarından vazgeçmeyeceğini de net olarak göstermiştir. Sınır güvenliği anlaşmasına riayet etmesi bunun açık kanıtıdır. Dolayısıyla yapılması gereken şey ise -ki eğer gerçekten Suriye’de kriz aşılmak ve çözüm bulunmak isteniyorsa- Özerk Yönetimin başta Suriye rejimi tarafından, fakat uluslararası alanda resmen tanınmasıdır. Bölge sorunlarının Türk devletinin yaptığı gibi, işgal, asimilasyon ve soykırımla çözülmeyeceği, çözülemeyeceği bir gerçektir. O halde tek mevcut olanlar içinde doğru olan ve ortak aklın da üzerinde uzlaşabileceği tek çözüm kuzey ve doğu Suriye Özerk Yönetiminin herkes tarafından tanınmasıdır. Çözümün yolu da deyim yerinde ise Rojava ve Kuzey Suriye’den geçer. Bu artık gün gibi ortadadır.

Yazarın diğer yazıları