Suriye’de yeni gelişmeler

Suriye’de 7 yıldır süren “savaş’ın” gidişatını beklenen İdlib “operasyonu” belirleyecek gibi. SDG’nin kontrol ettiği alanlar dışında, (Türkiye’nin işgal ettiği Carablus ve Efrin’i de eklersek) rejim, Rusya, İran ve Hizbullah’ın desteği ile ülkede “kontrolü” sağlamış durumda. İdlib, Suriye’deki savaşın kaderini belirleyecek son alan. Rejim güçleri ve müttefikleri büyük bir kararlılıkla İdlib kuşatmasını tamamlayarak artık “operasyon” için düğmeye basmak an meselesi. Son cephe savaşı başlamadan önce “diplomasi” trafiği de baş döndürücü bir hızla devam ediyor.

İdlib operasyonundan en çok kaygı duyan ülke kuşkusuz ki; Türkiye. Astana ve Soçi süreçleri ile “sorumluluk” üstlenen Türkiye çok “endişeli”! Endişenin üç kaynağı var:

1- Rusya’nın öncülüğünde rejimin başlatacağı saldırı ile Türkiye’ye gelecek olan yüz binlerce mülteci ve onların bu ekonomik kriz koşullarında yaratacağı ön görülemeyen “sorunlar”. Bu nedenle Moskova-Ankara hattında başlatılan diplomatik görüşmelerde, Türkiye “operasyon felaket olur” görüşünü sık sık dile getiriyor. Yeni “stratejik ortak” Rusya ile yaşanan bu görüş ayrılığı İdlib operasyonunu durdurur mu bilinmez ancak bu endişe söylemden öte bir anlam taşımıyor!

2- Hamiliğini yaptığı ve desteklediği ÖSO ve şimdilerde “Ulusal Kurtuluş Ordusu” olarak adlandırılan ve Dünyanın “terörist” olarak adlandırdığı onlarca radikal grubun geleceği bir başka endişe kaynağı. HTŞ ve El Kaide bağlantılı gruplar ve örgütlerden bunların nasıl “ayrıştırılacağı” ise ayrı bir sorun. Kaldı ki kimi kaynaklara göre İdlib bölgesinde yaşayan 2-3 milyon sivilin kaderi ve savaş başladığında yaşanacak kayıplar kimseyi endişelendirmişe benzemiyor. Herkes şu anda elde ettiği pozisyonu “kazanıma” dönüştürme çabasında. ABD ve müttefiklerinin “kimyasal silah” uyarısı, Rusya’nın bunun İdlib’i kontrol eden “muhalif” ve “terörist” grupların bir komplosu olduğunu açıklaması, İdlib savaşının şimdiden çok tartışmalı sonuçlarının olacağını gösteriyor. İdlib’ten sonra sıranın Türkiye’nin işgalindeki Carablus-Efrîn hattına geleceği ve nihayetinde Rusya ve Rejimin bu bölgelerden Türkiye’nin “derhal çekilmesini” isteyeceği gerçeği başka bir “endişe” kaynağı olsa gerek.

3- Ama Türkiye’nin en önemli “endişe” kaynağı Kürtler. Suriye Kürtlerinin özgürlük mücadelesini bir ulusal güvenlik “tehdidi” olarak algılayan Türkiye’nin uykularını kaçıran, SDG öncülüğünde, Kürtleri de kapsayan, ortaya konan demokratik çözüm modelidir. SDG’nin önerileri ve çözüm modeli Suriye’nin geleceği için son derece önemli ve eğer SDG bu önerileri Cenevre sürecine de taşırsa “kaygısı”, Ankara’nın hiç karşılaşmak istemediği bir gelişme olacaktır.

İdlib’e yapılacak olan operasyon ile 7 yıldır süren savaşta sona gelindi. Savaşın tarafları, BM tarafından “masaya” davet edildiler. BM Suriye Özel Temsilcisi Staffan de Mistura, 11-12 Eylül’de Türkiye, Rusya ve İran heyetlerini Cenevre’de görüşmeye davet etti. De Mistura ardından; Mısır, Fransa, Almanya, Ürdün, Suudi Arabistan, İngiltere ve ABD’yi Suriye anayasası taslağı üzerinde “ortak istişarelerde bulunmak” üzere, 14 Eylül’de Cenevre’ye davet etti. Amaç, Suriye’de BM gözetiminde çözüm için sürdürülecek müzakereler ve “Suriye Anayasa Komitesi” kurulması için ön görüşmeler niteliğinde. Bundan sonra “siyasi süreç” ve izlenecek “yol” konusunda “tarafların” BM tarafından görüşmelere davet edilmesi 7 yıldır süren savaşın yeni bir aşamaya evirilmesini sağlayabilir.

İki cephenin ayrı ayrı toplantıya çağrılması sonrada Suriye konusunda bir “uzlaşmaya” varılması için çaba harcanacak. Esas olarak, ABD ve Rusya bu konuda bir “uzlaşma” sağlarsa BM Cenevre süreci daha kolay ilerleyebilir. Aksi bir durum Cenevre sürecini de akamete uğratabilir.

Kürtlerin ve SDG’nin bu süreçlerden dışlanmaları ya da göz ardı edilmeleri Suriye’de “çözüm” çabalarını sabote etmek anlamına gelir. SDG’nin ortaya koyduğu demokratik alternatif Suriye için “çıkış” yolunu gösteren ve geçiş sürecinin anahtarı olabilecek nitelikte. SDG, BM tarafından Cenevre sürecine ve olası müzakerelere dahil edilirse, Suriye için yeni bir anayasa hazırlanırken, ciddi bir katkısı olacağı görülecektir.  “3. YOL PARADİGMASI” Suriye için demokratik çıkışın da yolunu göstermektedir. Suriye anayasasını öncelikle Suriye halkları, “ortak vatan” ve “birlikte yaşam” ilkeleri üzerinden, kendi elleri ile yazmalıdır.

Suriye ne rejimin insafına nede muhalif olarak ilan edilenlere bırakılamaz.

Yazarın diğer yazıları