Suriye’den çekilme kararı ve yeni dengeler

ABD Başkanı Donald Trump’ın, kendinden beklenilecek bir davranışla, Suriye’den çekilme kararı, 9’u yılına giren Suriye savaşında, yeni bir “durum” yarattı. Suriye’de, ortaya çıkan bu yeni durum, kartların yeniden dağıtılması sonucunu doğururken; yeni güç dengeleri ortaya çıktı, bölgede bulunan “güçleri” ve “aktörleri” yeni pozisyon almaya zorladı. Trump’ın bu hamlesinin yarattığı “karmaşanın” en önemli “önermesi”, “IŞİD ile mücadeleyi bundan sonra Türkiye yapacak” açıklamasıdır. DAİŞ (IŞİD) ile mücadele koalisyonu, bu “erken” hamle karşısında, deyim yerindeyse, pek “şaşkın”.

Öyle ya… Koalisyon Lideri ani bir kararla, DAİŞ ile savaştan çekilerek, “biraz da başkaları savaşsın” diyerek, savaşı Türkiye’ye ihale ediyor. Hem de Suriye’de en güvenilir ortağı olan SDG’yi yüzüstü bırakarak… DAİŞ henüz varlığını sürdürürken ve “kesin” bir yenilgiye uğratılmazken, Trump’ın “zafer” ilanının inandırıcı hiç bir yanı yoktur. Trump’ın “çekilme” kararına ilişkin olarak Fransa Cumhurbaşkanı Macron, “Alınan karardan derin üzüntü duyuyorum” derken, bir müttefikin “güvenilir” olması gerektiğini vurgulaması ve ardından Fransa’nın Suriye’deki askeri varlığının devam edeceğini vurgulaması, doğacak boşluğun odu bittilerle “doldurulamayacağının mesajını vermesi “önemli”.

Macron devamla,”ABD’nin temel gücü olduğu uluslararası koalisyonun, SDG’nin desteğiyle Suriye’de operasyon yürüttüğünü unutmamalıyız. Sahada teröristlere ve Paris’te ve diğer yerlerde terör saldırıları düzenleyenlere karşı mücadele edenler SDG ve Suriye’deki Kürtlerdir.

Dolayısıyla herkesi sorumluluğa çağırıyorum ve onlara borçlu olduğumuzu unutmamalıyız.” demesi, Trump’a bir ders niteliğinde. İngiltere ve Almanya’nın bu karardan duydukları “rahatsızlık”, Trump’ın bu “dengesiz” hamlesi karşısında duydukları hayal kırıklığını ifade etmeye yetmiyor.

Kaldı ki, Türkiye’nin geri kalan DAİŞ grupları ile mücadele edebilmesi için, Kuzey-doğu Suriye’nin (SDG güçlerinin kontrol ettiği ve Fırat’ın doğusu olarak tanımlanan bölge) tamamını “işgal” etmesi gerekiyor ki, bu şimdilik bir hayalden öteye gitmiyor. Türkiye’nin eğitip donattığı ÖSO olarak bilinen, toplama güçlerle bunu başarması olasılık dışı. Yine Suriye toprakları ve hava sahasında, tam kontrolü sağlayarak, DAİŞ ile “mücadele” etmesi her halde, uluslararası hukuku da hesaba katarsak, pek mümkün görülmüyor. Türkiye’nin içinde bulunduğu “ekonomik kriz” ve mevcut ülke koşulları, Trump’ın,  Türkiye’nin üzerine “yıktığı” bu yeni “misyonun” altından kalkamayacağı aşikâr.

Suriye’deki bu “yeni” durum ve ABD’nin bıraktığı “boşluğu” kimin dolduracağı sorusu, yanıtı aranan en önemli soru. Türkiye’yi pek heveslendiren Trump’ın bu hamlesi, bölge güçlerini de karşı karşıya getirebilir. Rusya ve İran’ın “rızası” olmadan, Türkiye’nin Trump’ın biçtiği “misyona” uygun olarak Suriye içlerine girmesi, Suriye’de işleri içinden çıkılmaz hale getirmekten başka bir şeye yaramaz. Rusya, İran ve Şam rejimi, göz göre göre, bu yeni durum karşısında, ABD’nin bırakacağı “boşluğun” Türkiye tarafından doldurulmasına ne göz yumarlar, nede “karşılıksız” buna izin verirler. Trump’ın “ben içimi bitirdim, eve dönüyorum” açıklaması, ABD’nin tüm bölgeden “çekildiği” anlamına gelmez.

İdlib meselesi bir “kangrene” dönüşmüşken ve Türkiye’nin kendi sınırına bitişik olarak konuşlanan “cihadistleri” ve “terörist” olarak tanımlanan gruplara karşı hiçbir başarısı söz konusu değilken, Trump’ın biçtiği “misyona” uygun olarak, sınırlarının 400 km uzağındaki DAİŞ ile mücadele “bahanesi” ile Kuzey-doğu Suriye topraklarına girmesi, Kürtleri “ortadan kaldırmak ve bertaraf” etmekten başka bir amaç taşımadığını bütün dünya biliyor. Türkiye’yi yönetenlerde bunu gizlememekte, her fırsatta Kürtlerin “milli bekaları” için bir “tehdit” olarak gördüklerini açıkça söylüyorlar.

ABD liderliğindeki uluslararası koalisyon güçlerinin “başaramadığı” bir misyonun Türkiye tarafından yürütülmesi ve başarılması düşünülemez. Bu “fırsattan” yararlanarak, Kürtlerin üzerine yürümek isteyen Türkiye, nasıl bir “bataklığa” sürüklendiğini elbette “görüyor”. Ancak Kürt “düşmanlığı” gözleri karartmışa benziyor.

Trump’ta Türkiye’nin elinde sihirli bir asa olmadığını, hatta DAİŞ’i yenme “sözünün “ boş bir söz olduğunu biliyor, yoksa Trump, DAİŞ’e karşı “zaferini” kimselerle paylaşmazdı.

Hiç kimse, ne Trump’ın ne de Türkiye’nin DAİŞ’i “bitirme” stratejilerinin yada bir planlarının olduğuna inanmıyor.

Ortada DAİŞ’e karşı bir zafer varsa; o da Kürtlerin öncülüğünde, bütün insanlık adına verilen mücadelede, fedakârlıklar, cesaret ve kahramanlıkları ile Kürtlere ait olduğunu bütün dünya kabul ediyor.

Suriye ve Ortadoğu için uzun vadeli ve halkların eşit ve özgür birliğini öngören “stratejisi” ve somut “planı” olan; Kürtler ve onların SDG çatısı altındaki demokratik ve güvenilir “müttefikleridir”.

Yazarın diğer yazıları