Suriye’den Libya’ya kriz yaratan Türkiye

Türk MİT’nin Başkanı Hakan Fidan ve Suriye rejiminin Ulusal Güvenlik Danışmanı Ali Memluk 13 Ocak’ta Rusya’nın başkenti Moskova’da bir araya geldi.

İkilinin görüşmesinde, İdlib’deki gelişmelerin yanı sıra Halep-Lazkiye ve Halep-Hama karayollarının trafiğe açılmasının görüşüldüğü kamuoyuna açıklandı. Suriye adına görüşmeye katılan Ali Memluk’un, “Türkiye Suriye’nin toprak bütünlüğüne saygı duymalı ve bir an önce Suriye topraklarından çıkması gerekir” dediği belirtildi.

Türk tarafı adına görüşme gerçekleştiren MİT Müsteşarı Hakan, Memluk’un bu talebine ne cevap verdiği, açıklanmadı.

Aynı gün Libya Ordusu Komutanı General Halife Hafter’de, Libya Ulusal Mutabakat Hükümeti Başkanı Serrac ile ateşkes imzalamak üzere Moskova’daydı. Taraflar arasındaki arabulucu güçler ise Rusya ve Türkiye idi. Yazıyı yazdığımız saate kadar, Hafter’le nasıl bir görüşme gerçekleştirildiği, Hafter’in neden anlaşmaya imza atmadığına dair bir açıklama basına yansımamıştı.

Birinci husus, Türkiye ile Suriye arasında gerçekleşen görüşme ve bu görüşmede Memluk’un dillendirdikleridir. Suriye rejimi bu görüşmeye kadar defalarca, Türk devletinin Suriye’de işgalci olduğu yönünde açıklamalar yapmıştı. Ancak işgalin son bulması ve Türk devletinin çeteleriyle birlikte Suriye topraklarından çıkması için rejimin uluslararası girişimlerin yanı sıra, sahada (İdlib’de yaşanan çatışmalar dışında) ciddi bir girişimi olmadı.

Memluk’un açıklamaları, Türk devletinin Suriye başta olmak üzere, bölge genelinde izlediği siyasetin bir kez daha görünür olması açısından önemlidir. Ancak eksiktir. Eksik kalan yönü ise Türk devletinin somut bir tutum gelişmediğinde, bölgede istediği gibi yayılmaya çalıştığı, çalışacağıdır.

Bu durum bölgede yaşanan sorunların kangrenleşmesinde başat etmendir. Bugün eğer Suriye’de kriz çözülemiyorsa, bunun baş sorumlusu Türk devletinin işgali ve çetelerin Suriye’nin işgalinde halen aktif olarak kullanılıyor olmasıdır. Türk devleti Özerk Yönetimi bahane ederek Suriye’de işgal sahalarını her geçen gün genişletmektedir. Oysa Özerklik Suriye’nin yeni yönetim modeliyle ilgili bir durumdur ve muhatabı ise Şam rejimidir. Yani Özerk Yönetim ya da merkezi yönetim modeli bir işgal gerekçesi olmanın ötesinde, Suriye’nin bir iç meselesidir. Bu durum Türk devletinin Suriye işgaline gerekçe olamaz. Türk devleti Kuzey ve Doğu Suriye işgalini bunun üzerinden meşrulaştırmaya çalışsa da, bu durum yayılmacı politikanın, Kürt düşmanlığının bir sonucudur.

Bu durumda Suriye Rejimi Ali Memluk’un ağzından aktarılan sözlerin gereğini yerine getirmeli, hem BM’de hem de diğer bölgesel ve uluslararası tüm platform ve görüşmelerde bu gerçeği dillendirmeli ve Türk devletinin bölgedeki işgalini sonlandırmaya çalışmalıdır.

İdlib’de çetelere karşı savaşan, İdlib’i Türk devletinin denetiminde çıkarmaya çalışan Suriye Rejiminin diğer işgal bölgeleri için aynı hassasiyeti göstermemesi dikkat çekicidir. Suriye rejimi kendi eliyle bu şekilde Suriye’nin parçalanmasına onay vermiş olmaktadır. Ancak durumun böyle cereyan etmesinde Suriye-Rusya-Türkiye arasındaki Kürtlere dönük ortak siyasetten kaynaklanmaktadır.

Rojava’da Kürtlerin hak sahibi olmaması, eskisi gibi yeniden merkezi yönetimin tamamen denetimine girmesi adına Suriye rejimi Türk devlet işgaline ve çetelerine karşı sessiz kalmaktadır. Yani, kameralar önünde Türk devletini işgalci olarak nitelendirse de özünde işgale onay vermiş olmaktadır. Suriye rejiminin bu yanlışı düzeltmesi, girdiği krizli durumdan çıkmasında gerekli olmasının ötesinde belirleyici bir etmen durumundadır.

Tabi yine bu durumun böyle danışıklı olarak kabul görüyor olmasında Rusya-Türkiye ilişkilerinin de etkisini unutmamak gerekir. Suriye siyasetinde belirleyici olan devlet Rusya’dır. Rusya bölgede hakim güç olarak küresel düzlemde ABD’ye kafa tutabilmek için Türkiye’ye ihtiyaç duymaktadır. Bölgede, ABD hegemonyasına meydan okuduğu oranda küresel çapta kafa tutabilecektir. Bunun için de Türkiye’yi mutlak olarak kullanmak istemektedir. ABD-Türkiye çelişkisi derinleştikçe, Türk devleti Rusya’ya mahkum duruma getirilecek ve dolayısıyla bölgesel siyasetine daha rahat koşulacaktır.

Libya’daki durum da Suriye’deki benzer bir ikilemdedir. Bazı farklı yönleri olsa da güçlerin birbirleriyle ilişkileri ve geliştirdikleri ortaklaşmaların ana mantalitesi aynıdır.

Libya’da Hafter’in arkasında duruyor gibi görünen Rusya ile Serrac’ı açıktan destekleyen ve geliştirdiği anlaşmalar ile bu desteğini bir adım daha öne taşıyan Türk devleti ile geliştirdiği diyalektiği de yine çıkar odaklıdır. Rusya, Hafter ile Serrac arasında anlaşma yaparak, Afrika’da da otorite devlet haline gelmeye çalışmaktadır. Bunu Türkiye üzerinden yapması anlamlıdır. Zira Türk devletinin hem Arap ülkelerinin hem de Avrupa ülkelerinin desteklediği Hafter’e karşı Serrac’ı desteklemesi ve bu desteğini yaptığı anlaşmalarla bir adım öne taşımış olması da kurulan uzun vadeli planların sonucudur.

Serrac ile yapılan anlaşma, Rusya’dan kesinlikle habersiz değildir. Hatta Hafter’in Moskova’da Serrac ile ateşkes masasına çağırılması da öyle bir anda olan bir durum değildir. Belki jeo-stratejik anlamda Suriye ile Libya farklar vardır. Ancak Rusya ve Türk devletinin bu ülke üzerinden yürüttükleri siyasetin kaynağı aynıdır.

Rusya, Ortadoğu’da Türk devleti üzerinden hem bölgesel hem de küresel güç olma yönlü kurduğu stratejinin gereği olarak Libya’da Türk devletinin arkasında durmaktadır. Türk devletinin kriz yaratan, derinleştiren bir güç iken Ortadoğu halkları algısında sanki sorun çözücü güçmüş gibi gösterilmeye çalışılması tamamen özel psikolojik savaşın gereğidir. Türkiye’nin ne kadar büyük ve güçlü bir devlet olduğu ve Türkiyesiz sorunlar çözülemeyecekmiş gibi gösterilmeye çalışılıyor.

Önümüzdeki dönemde özünde kriz yaratan ancak çözüm yaratıyormuş gibi algıyla kabul ettirilmeye çalışılan bu siyasetin nereye evirileceğini elbette somutta görmüş olacağız. Ancak, özellikle Suriye’de Türk devletinin dayattığı siyasetin ve Suriye rejiminin de iç çözümde demokratik evirilmeye yanaşmaması krizin daha da derinleşmesi daha büyük ve derinleşen tehlikeli bir savaşa da kapıyı açık tutmaktadır. Hele ki, Türk devletinin Kürt düşmanlığı siyaseti, bunun üzerinden Suriye rejimi ile yakınlaşması durumu çok planlı bir halklar arası savaşa neden olacak bir durum olarak önümüzde durmaktadır.

Yazarın diğer yazıları