Suriyelileri Kürdistan’a yerleştirme planı

Kuruluşundan itibaren,Türk devletinin Kürdistan’ın demografik yapısını değiştirme planı hep oldu. Bu planın bir devamı olarak 12 Eylül döneminde, Bulgaristan ve Afganistan’dan getirilen binlerce mülteci Kürdistan’a yerleştirildi.

 20 Kasım 1996 tarihli MGK toplantısında, Kürt nüfusunun artışını bir tehlike ve tehdit gibi gören anlayış rapora şöyle yansımıştı:

"Kürtlerin oturduğu bölgelerde nüfus artışı diğer bölgelerden yüksektir. Kürt nüfusu 2025’te toplam nüfusun yüzde 50’sinin üzerine çıkma eğiliminde. Bu, Kürt milliyetçiliğinin canlı tutulmasıyla birlikte düşünüldüğünde, bunun da milletvekili sayısına oranlaması uzun vadede Türkiye için vahim tehdit oluşturabilir. Bölge’de nüfus planlaması seferberliği elzemdir."

Hükümetler değişmiş ancak Kürtlerin nüfus artışını tehlike ve tehdit gibi gören anlayış değişmemiştir. Nitekim 2005 yılında yapılan MGK toplantısının sonuç raporunda, "Kürt nüfusunun artış hızı, bölgenin doğurganlık oranı ve Kürt illerinden göç ve göç alan illerin nüfus artışlarına yönelik tedbirler"den söz edilmektedir.

Günümüzde de Tayyip Erdoğan diktatörlüğünün, Kürdistan demografisini bozarak yeni bir niteliğe kavuşturma planı uygulamadadır. Bu plana MGK ve TSK de tam destek vermektedir.

Son 5 yılda yapılan yerel ve genel seçimlerde AKP ve diğer devlet partilerinin Kürdistan’dan silinmesi, AKP iktidarını ve devleti harekete geçirmiştir.

Geçen yılın sonunda Ukrayna’dan getirilen ve 767 aileden oluşan "Ahıska Türkü" ile, Bursa’da ikamet eden Ahıska Türklerinin Erzincan ve Bitlis’e yerleştirilmesi de Kürt nüfusu dağıtma politikasının bir parçasıdır.

Geçen hafta Avrupa Birliği ile Türkiye arasında, Suriye ve Iraklı mültecilere ilişkin bir anlaşma yapıldı. Bu anlaşma, halihazırda Türkiye’de yaşayan 2 milyon 720 bin Suriyeli göçmen ile 170 bin Iraklı mülteciye ilaveten, bundan sonra Türkiye’ye giriş yapacak sığınmacıları da kapsıyor. 

Anlaşmaya göre, mevcut sığınmacılar Türkiye’de tutulacak, bir göç rotası izleyerek Avrupa’ya ulaşmak isteyen Suriye ve Irak göçmenleri de engellenerek Türkiye’de mülteci olarak kabul edilecek.

Böylece Avrupa Birliği, evrensel hukukun mültecilere tanıdığı haklarla birlikte, sığınmacının istediği ülkeye sığınma hakkını, 3 milyar Eurosu peşin, 3 milyarı taksitle Türkiye’ye satmıştır. 

Türkiye, para karşılığı kabul ettiği bu mültecileri Kürdistan’a yerleştirme planı yapıyor. Avrupa Birliği de bu çirkin pazarlık karşılığında, Türk devletinin Kürdistan’daki katliamlarına göz yumuyor.

Üç gün önce Deutsche Welle Türkçe servisinden Zülfikar Doğan “Türkiye’nin yeni seçmenleri: Suriyeliler” başlıklı bir haber yaptı. Haber Türkiye’nin mülteci planını anlatıyor; 

“Suriyeli mülteciler için AB fonları ve yerli kaynaklarla yapılacak yerleşim planlamalarında, ağırlıkla Doğu-Güneydoğu illerinde yerleştirilmeleri düşünülüyor. Buna gerekçe olarak, yaşam tarzı, kültür, dil vb. konularda, bu illerde daha kolay uyum sağlayabilecekleri öngörülüyor. Ancak, bu yerleşim planlamasının ardındaki asıl düşünce, bölge illerindeki Kürt nüfusun dengelenmesi, demografik yapının, Suriyeli, Iraklı, Arap mültecilerle, mevcut durumdan dönüştürülmesi. Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz, bölgedeki illerde TOKİ kanalıyla çok sayıda konut üretileceğini, yaygın bir yerleşim planlamasına gidileceğini açıkladı. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ‘bir yılda Güneydoğu’yu yeniden inşa edeceğiz’ açıklaması da bu yönden dikkat çekici.“

CHP İstanbul milletvekili Erdoğan Toprak, AKP’nin, Türkiye’deki siyasi dengeleri etkileyebilecek böyle bir adımda istekli olduğunu belirterek bir rapor hazırlamış. Raporda, Türkiye’de beş yılını tamamlayan Suriyeli ve Iraklı mültecilere vatandaşlık hakkı verilerek seçmen statüsüne kavuşturulacağı, milyonlarla ifade edilen bu “yeni vatandaş”larla Kürt nüfusun dengelenmeye çalışılacağı belirtiliyor. Toprak, “mültecilerin yoğun olarak yerleştirildikleri Güneydoğu ve sınır illerinde siyasi tablo daha da derinden etkilenecek” diyor.

Türk devletinin Silvan, Cizre, Silopi, Nusaybin, Sur ve Yüksekova’ya yönelik katliam ve yıkım politikası ile, yaratmak istediği büyük göçün nedeni şimdi daha iyi anlaşılmıyor mu? 

Yazarın diğer yazıları