Suriye’nin geleceği ve bir başlangıç olarak diyalog

Rojbîn EKİN

Suriye’yi büyük bir yıkım ve iç savaşa götüren süreç 15 Mart 2011 yılında Suriye’nin güneyindeki Deraa’da başladı. Mevcut Esad rejiminin antidemokratik, özgürlükleri kısıtlayan, yolsuzluğa bulaşan ve diğer tüm antidemokratik rejimlerde olduğu gibi halkı açlıkla, yoksullukla terbiye etmeye çalışan politikalarına karşı halklar ayaklandı. Amaç elbette bir ülkeyi savaşla yerle bir etmek değildi, demokratik gösterilerle Suriye’yi demokratik, özgür ve Suriyeli tüm halklara her alanda eşitliğin sağlanmasıydı.

Ancak rejim, Suriyeli halkların bu demokratik gösterilerine sert karşılık verince halk kendisini savunma yollarına başvurdu. Gösteriler Suriye’nin geneline şiddetin de devreye girmesiyle yayıldı.

Rejim karşıtı gösterilerin yükselmesiyle birlikte sahaya başka güçler de inmeye başladı; yüzyıldır Ortadoğu halklarına adeta ‘ölümü gösterip sıtmaya razı etmek’ isteyen güçler çözümsüz politikalarıyla bir kez daha sahnedeydi. Halkların kendi kaderlerini tayin etme hakkını, kendi ekonomik ve siyasi çıkarlarına bir kez daha kurban ederek, 7 yıldır süren savaşın ağırlaşan bilançosunun Esad rejimi kadar sorumlusu oldu.

Uluslararası ve bölgesel güçlerin beslediği ve Ortadoğu halklarının başına bela ettiği DAİŞ ve türevleri, Suriye’de büyük bir insanlık suçunun yaşanmasına neden oldu. Etkisi bir yüzyıl daha atlatılamayacak, belki de hiçbir zaman iyileşemeyecek yaraların oluşmasına sebebiyet verdiler.

Suriye İnsan Hakları Gözlemevi; Mart 2018 itibariyle 106 bini sivil olmak üzere toplam 353 bin 900 kişinin yaşamını yitirdiğini açıkladı. Aynı açıklamada bu sayıya kaybolan ve öldüğü sanılan 56 bin 900 kişinin de dahil olmadığını belirtildi. 1,5 milyon kişi kalıcı engellerle yaşamaya mahkum şimdi. 6.1 milyon Suriyeli iç göç, 5,6 milyon Suriyeli ise savaştan dolayı ülkesini terk etmek zorunda kaldı.

Kentler yıkıldı, tarihi yerler yerle bir edildi. Efrîn’de olduğu gibi demografik değişiklik yapıldı, soykırım suçları işlendi.

Üçüncü Dünya Savaşı’nın ana üssü olan Suriye’de istatistiki verilere sığdıramayacağımız kadar tahribat yaşandı. Uluslararası ve bölgesel güçler, onların beslediği çete grupları bu savaş boyunca sahada güç gösterisine soyundu. NATO üyesi ülkeler ve Rusya yeni silahlarını Suriye toprakları üzerinde denedi.

İnsanların gelecek umutlarının ölümün pençeleri arasında olduğu bu coğrafyada, umudu ölümün pençeleri arasından alıp tüm insanlığa umut olmayı başarmış güzel gelişmelere de tanıklık ettik. Tüm insanlığın kabusu olan ve bir karabasan gibi insanlığın nefesine çöken DAİŞ karanlığını yok eden, YPG ve YPJ’nin ana gövdesini oluşturduğu Suriye Demokratik Güçleri (DSG) oldu. Suriye’nin kuzeyinde yani Batı (Rojava) Kürdistan’da halkların kültürel, ahlaki, tarihi ve politik değerlerinin yanı sıra yaşam alanları korundu. Kürtlerin yanı sıra farklı inanç grupları ve etnik yapılarla kardeşlik hukuku ve kültürü temelinde barış içinde yaşamların sürdüğü bu bölge, savaştan kaçan yüz binlerce Suriyeli mülteciye sığınak oldu. Suriyeli halkların kendisini güvende hissettiği, demokratik, özgür ve eşit bir yaşamı her geçen gün daha fazla arzuladığı ve bunu adım adım ördüğü bir bölgeydi de aynı zamanda.

Kürtler, öz savunmalarıyla birlikte yeni Suriye’nin nasıl şekillenebileceğini de oluşturdukları demokratik ve özgürlükçü sistemle gösterdi. Sadece kendi geleceğini değil, tüm insanlığın geleceğini böyle bir sistemsel inşada gören farklı halklardan insanlar dünyanın birçok ülkesinden Kürtlerin özgürlük mücadelesine koştu.

Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın krizlerle insanları yok eden kapitalist moderniteye alternatif olarak geliştirdiği demokratik modernite projesi ve paradigmasından etkilenerek mücadeledeki yerini aldı. Özgürlük hayallerinin gerçeğe dönüşebileceğini Kürtlerin bu sahada verdiği mücadeleye bakarak inandı. Kürt halkının özgürlük mücadelesi ve alternatif yaşam modeli evrensel bir boyut kazandı. Kobanê ve Efrîn direnişi ve bu direniş boyunca Kürt halkının mücadelesine dünyanın birçok ülkesinden yüz binlerce insanın vermiş olduğu destek, bunu ispatlamıştır. Tüm bu gelişmelerle birlikte kuşkusuz Kürtler, sahada hem askeri hem siyasi olarak dikkate alınması gereken en temel aktör haline geldi. Suriye’nin yeniden nasıl şekilleneceğinin konuşulduğu bugünlerde, Kürtleri bir kez daha ekarte ederek, yok sayarak ve hesaba katmayarak Suriye’de nihai çözüme ulaşılamayacağı da netleşti.

Sistemsel inşasını demokratik ekolojik kadın özgürlükçü toplum paradigmasına dayandıran Kuzey Suriye Federasyonu, Suriye rejimine de demokratik bir ülkenin nasıl inşa edilebileceğinin yol haritasını sundu. Bu yönlü diyaloga açık olduklarını ve Suriye’nin demokratik ve özgür geleceğini tüm halkların tercihlerini de dikkate alarak, ortak bir şekilde nasıl belirleyebileceklerini yapmış oldukları açıklamalarla sıkça ifade ettiler.

Demokratik Suriye Meclisi (MSD) heyetinin 26 Temmuz Perşembe günü Şam yönetiminin daveti üzerine gerçekleştirmiş olduğu görüşme bu açıdan çok önemli bir görüşmeydi. Henüz Şam yönetimi tarafından görüşmenin içeriğine dair resmi bir açıklama yapılmamış olsa da, MSD heyeti “merkezi olmayan, demokratik bir Suriye için yol haritasının oluşturulması amacıyla tüm alanlarda komiteler oluşturulmasının kararlaştırıldığını” yazılı bir açıklamayla duyurdu.

Diyalog yolunun seçilmesi kuşkusuz önemli bir adım olmakla birlikte, Kuzey Suriye Federasyonu’nda yaşayan halkların büyük bedeller ödeyerek elde ettiği demokratik kazanımların, sonuna kadar korunacağı her fırsatta dile getiriliyor. Kuzey Suriye’de vücut bulan bu sistem Suriye’nin de demokratik ve özgür yaşamını, geleceğini belirleyecek tek seçenek. Bu açıdan kazanımlardan hiçbir biçimde taviz verilmeyeceği kararlılığını okumakla birlikte, Kuzey Suriye’de inşa edilen demokratik sistemin garanti altına alınması ve tüm Suriye’de uygulanması için belirleyici taraf olacakları da her zaman akılda tutulmalı.

Yazarın diğer yazıları