Suruç Kürdistan’ın resmidir

Ahmet KAHRAMAN

TC, döndü dolaştı, sonunda Kürt düşmanlığı çayırında AKP rumuzlu ‘mafya düzeneği’ne dönüştü. Vicdandan yoksun  El Kaide ve IŞİD dinciliği ırkçılığına kara örtü oldu.

Recep Erdoğan‘ın ‘Camiler kışla, minareler süngü, kubbeler miğfer’ sloganı her yerde çınlıyor. İmamlar propaganda ağının elemanları ve hafiye bozuntusu…

Nitekim İslamcı yazarlardan Fehmi Koru daha geçen gün vereceği vaaz ve sonrasında okuyacağı hutbe ile canının sıkılacağı endişesi yüzünden bayram namazı için ayağını sürüyerek camiye gittiğini yazıyordu.

Öte yandan ‘çakma beyaz Türklerin’ ırkçı ittifakı giderek sıklaşıyor, eskiye oranla daha ürkütücü bir hal alıyordu.

1970’lerde ‘Türk’ün üstünde Türk üstünlüğü’nü kurmak için tetik çekenlerle Müslüman’a İslam satan çeteler, yeniden birleşiyor, Kandil’e, Laleş’in sırtını dayadığı Şengal dağına, Maxmur köyüne karşı ‘dan dan Kürt kanı’ diye nara atıyorlardı.

1990’larda ‘faili meçhul cinayet’ etiketi altında 17 bin 500 cinayet işleyen çeteciliğin liderleri, ittifak içinde yeniden sahnedeydi. Şuh edalı ‘Barones Tansu’ mikrofonda kurtarıcı roldeydi.

Bedrettin Dalan ve Van’lı Yalım Erez’le Başbakanlığı yakalayan bu kadın, şimdi göz koyduğu devlet başkan yardımcılığı için Kürt kanı dökmekle övünen Recep’in etrafında dolanıyordu.

Ekibinin baş zaptiyesi Mehmet Ağar ise öne sürdüğü  oğlunun gölgesinde bir yanaşmaydı.

Böylece kadrolar tamamlanıyor. Sabıkalılar takımı yeni kanlı dönemece girerken mafya ‘arş ileri, marş ileri’, vatansever Türk’ün mafyası silah başına’ nakaratıyla ekibe duhul ediyordu. Sedat Peker ve Alaattin Çakıcı, kabarık sabıka doyalarıyla yeniden kurtarıcıydı. Reisin baş ortağı, tosuncukların eski silahı Bahçeli, ‘ülküdaşı’ da olan cinayet hükümlüsü Çakıcı’yı hapishanede ziyaret edip yanağından öpüyor, sonra onun “seni öpüyorum canım” mesajını Recep’e iletiyordu.

Sedat Peker ise, “oluk oluk Kürt kanı akıtma vaadi“ ile miting düzenliyor, ardından Reis’in tecavüzcülerden, hırsız ve törenle insan kafası kesenlerden derlediği ‘özgürlük ordusu’na zırhlı savaş araçları armağan ediyordu.

Günümüz TC’nin ana gövdesinde, manzaranın özeti bu minvaldeydi. Attığı her adımda ise kan fışkırıyor, Kürdistan yanıyor, yangında insanlığımız cızırdıyor, kömür karası kesiliyordu.

Suruç’un son hali, bu yangının külleri, mafya devletinin Kürdistan’da geride bıraktığı resmidir. Öte yandan Şenyaşar ailesinin kişiliğinde, insanlığa karşı işlenen cinayet…

Olanlar bilindiği için tekrarlamayacağım. Eşi ve iki oğlunu mafya devletinin yerel çetelerine kurban veren Emine Şenyaşar, anlattıklarıyla yarınlar için tanıklık ediyordu. Onun anlattıklarını, ‘Ahval’ adındaki elektronik gazeteden Sofya Akbar’ın yazdıklarından aktarıyorum.

Emine Şenyaşar, oğullarının baskına uğradığını öğrenince, eşi Hacı Esvet’le hastaneye koştuğunu söylüyor, devam ediyordu:

“Biz hastaneye girer girmez yirmi erkek eşimin etrafını sardı. Serum şişesinin bağlı olduğu demir ve oksijen tüpüyle kafasına vurdular. Kan içinde kaldı. Ellerinden almaya çalıştım. Sağa sola koştum ama bir şey yapamadım; kurtaramadım. Orada bulunan polisler uzaklaşıp gitti. Sadece bir polis kalıp izledi. Gittim yakasına yapıştım, sarstım. Ona dedim, adamı öldürüyorlar. Siz nasıl devlet, nasıl hükümetsiniz, müdahale edeyim dedim. Yerinden dahi kıpırdamadı. Bana cevap da vermedi. Eşimi, gözlerimin önünde öldürdüler. Linç edip kafasına kurşun sıktılar.“

Emine Şenyaşar iki oğlunun katledilişini anlatıyor:

“Onları hastaneye götüren bir arkadaşları anlattı. Celal’in yarası ağır ama Adil’in hafifmiş. Arkadaşları “Suruç Hastanesi’ne değil, onları Urfa Hastanesi’ne götürelim” diyor. (Suruç Hastanesi mafyanın işgalinde olduğu için) Ama polis ısrarla Suruç Hastanesi’ni istiyor. Acilde doktor müdahale ederken, bunlar geliyor ve saldırıyorlar.“

İki kardeş doktorların gözü önünde katlediliyordu.

Emine Şenyaşar anlatıyor:

“Ben bu zulmü nasıl unutayım? Yüreğim yandı. Ben bu zulmü unutamam. Oy için bu yapılır mı? Ben üç can toprağa verdim. Silahlarıyla geldiler. Çocuklarımı dükkanlarında vurdular. Oruçlu, açtı onlar. Bu kabul edilir mi? Bir de, üstüne yaralı oğlumu tutukladılar. Zulme uğrayan biziz. Hem de tutuklanıyoruz.”

Bu ilk değil. AKP çetesi Roboskî’de bombalanan 34’lerin katillerini bırakıyor, mağdurlara saldırıyor, davalar açıyordu. Cizre’de, Sur’da, Şırnak’ta aynısını yaptılar. Kürt seçilmişlerden başlayarak, 10 kişiyi hapse attılar.

Türk tipi mafya düzeni budur. Kürt! Sen her halükarda suçlusun. Ölürken bile…

Suruç katliamı, her Kürt’ün geleceğinin göstergesi, yaşanmışlığın ise fotoğrafı. Emine Şenyaşar ise yüreği koparılıp eline verilmiş Kürt’ün eşi ve son annedir.

Emine ana saygısı ve sevgisi adına; sözüm sanadır Kürt! Mafya düzeni ile hesaplaşmak için Pazar günü sandık başına…

Küçümseme oyunu. Bir oy büyük bir silahtır. Onu kullan. Bu senin hakkın ve onurlu hayatının da gereğidir. Can veren Şenyaşar kardeşler Kürtlerin onuru uğrunda katledildi.

Onları unutma Kürt!..

Yazarın diğer yazıları