Sürüleşme tüm faşistlerin özelliğidir

Kasım ENGİN

Geldiğimiz noktada Kürt halkında filizlenen ve giderek büyüyen özgürlük tutkusunun önüne hiçbir güç geçemez. Bu tespit ne bir abartıdır ne de kalemin ucuna gelmiş biz de yazalım gibi bir cümle kurulumudur. En azından özgür Kürtlük kırk yıldır amansız bir mücadele vermiş, vermektedir. İktidarcı ve devletçi faşist dünya güçleri bu kırk yıllık süreç içerisinde özgür Kürt uyanışını bastırmak, yok etmek için elbirliği yapmaktan geri durmamışlardır. NATO’dan tutalım, kendisini dünya imparatoru ilan etmek isteyen bütün güçler, kendi varlıklarının ancak ve ancak özgür Kürt’ü yok etmekten geçtiği gibi bir düşmanlıkla saldırmışlardır. Neden? Çünkü Kürt ancak köle olabilir, bir yurt edinemez, kendisini ifade edemez, ”yaşayacaksa ancak benim kölelik kurallarıma göre yaşayabilir” deniliyor. Bu da Hitler ve benzeri faşistlerin günümüze tezahür edilen ruhları oluyor.

Tüm bu saldırıların kökeninde iktidar ve devlet sisteminin Kürt’ü köleleştirme, baskı, egemenlik altına alma zihniyet ve siyaseti yatıyor. Dahası Kürt’ü soykırıma uğratma vardır, geçen yüz yılda yapılamayanları bu kez başarma çabaları vardır. Bütün bunlar bunun için Kürt halkını fiziki olarak ortadan kaldırılarak, tehcir ve sürgün edilerek, yaşadığı yurdundan kovularak yok edilmek isteniliyor. Tüm bunlar yetmiyormuş gibi ölmeyen, yerinden yurdundan gitmeyen, soykırıma uğratamadığı Kürt insanını da kendisine köle yapma gibi bir yaklaşımla sindirmek istiyor.

AKP-MHP faşizmi topyekün bir saldırı ile Rojava’yı işgal ederek soykırıma uğratmak istediği Kürt halkının katliamını meşrulaştırmak istiyor. Dünden beri Türkiye’deki bütün basın-yayın organlarının faşizme ve Kürt halkının soykırım girişimine hangi düzeyde angaje olduğunu ibretle izliyoruz. Türkiye’deki iktidarın faşist bir iktidar olduğunu son birkaç yıldır izah etmeye ve anlatmaya çalışıyoruz. Ancak son bir-iki günlük gelişmeler faşizmin geldiği düzeyi somut olarak gösteriyor. Faşizm topluma kendi hastalıklı milliyetçi ve ırkçı ruhu taşımadan yerinde duramaz. Faşizm var olan toplumu sürü haline getirmeden de başarılı olamaz. Bunun için yapacağı ve her zaman yaptığı ilk iş toplumu sürü haline getirerek istediği yere ve istediği gibi kullanır haline getirmesidir.

AKP bünyesinde zenginleşen, palazlanan kişilikler Türk halkının yoksul, emekçi kesimlerin çocuklarını adeta savaşa sürmekten çekinmemektedirler, ancak Türk halkının evlatları da o hale getirilmişlerdir ki bir nevi gönüllü faşizmin yakıtı haline getirilmişlerdir. Onlar için insan denen varlık ancak kendisinin zenginliklerine zenginlik katmak için gerekirse canını vermelidir. Bırakalım Kürt’e düşmanlığı da aslında en büyük düşmanlığı Türk halkının kendisine yapmaktadır. İşte AKP bünyesi altında faşizmi kurumlaştıran çocukların algılayamadıkları noktalardan biri de toplumların gücüdür. Çünkü yakın tarihe de bakıldığında faşizme karşı toplumlar kendi onurlarını korumak için sel olup akmışlardır, önüne çıkan setleri yıkarak faşizme çökertici darbe vurmuşlardır. Bunu faşistler bildiği için sürü toplumu olgusuna çok önem verirler. Nede olsa sürü haline getirilemeyen toplumlar her zaman birer bomba gibi elden patlayabilir.

İki gündür Kürt soykırımını meşrulaştırmak isteyen AKP faşist kadroları toplumun gözünün içine baka baka sürü haline getirdikleri insanlara yalanlar üstüne yalanlar söylemektedirler. Üstelik Kürt’ün üstüne ölüm makinalarını sallarken de camilerde vaazlar vererek, tanrının kendileriyle olduklarının yalanını tekrar tekrar dile getirmekten de geri durmuyorlar. Halbuki bir Müslüman başka bir Müslümanı öldüremez. Bir Müslümanı öldürmeye giderek ölen birisi de asla şehit olamaz. Bu bir Müslüman için en büyük günah olduğu halde Allah’ı da kendi suçlarına ortak ederek Kürtlere camilerde verdikleri fetvalarla saldırmaktadırlar.

Ne de olsa savaşa gidenler içerisinde Erdoğan’ın evlatları ve enişteleri yoktur. Kaldı ki Erdoğan’ın Bilal’i parayla 21 gün askerlik yaparken, Erdoğan’ın Ahmet’i ise raporla askerlikten muaf tutulduğunu bilmeyenler de yoktur. Yine sözde Müslüman ve anti Amerikancı olan Erdoğan’ın oğulları ABD’de okudukları gibi her iki kızı da-sözde gavurların içerisinde-ABD’de üniversite okumuşlardır. Üstelik Erdoğan’ın dört çocuğunun resmi meslekleri iş adamı ve iş kadını olmaktır. Ancak halkın çocukları üniversiteler biterse de işsiz. İşsiz olmalarının da ötesinde devletin başındaki Erdoğan herkese kendilerinin iş bulma diye bir görevlerinin olmadığını ise herkesin gözünün içine bakarak söyleyebilmektedir. Tabi halkın evlatları ve halk açlık sınırlarında seyrederken Abdülhamit’in kopyası olan Erdoğan Katar devleti tarafında milyon dolarla ölçülen hibe edilmiş uçakla her gün bir yerleri dolaşmaktadır.

Sürüleştirilme gerçekliği öyle bir gerçekliktir ki, Erdoğan adındaki kişi ile çevresindeki kişilerin söz ile eylemleri o kadar çelişik olmasına rağmen, ses çıkmaz. Çıkarılamaz. Çünkü sürüleştirme ruhsal bir içerilmedir. Ruhen teslim olarak kendisi olmaktan çıkmadır.

Bunun için AKP’de görev almış ve AKP’ye yakın duranların çocukları nerelerdedir diye ne bir soru sormanın ne de araştırmanın bir gereği vardır. En iyi örnek Erdoğan’ın kendi çocuklarıdır. Erdoğan’ın çocuklarının tümü ABD ve İngiltere’de okurken ve her iki oğlu askerlikten kaçtıkları halde, halkın evlatlarını Kürtleri katletmek için meydana sürmeler her zaman faşistlerin sürüleştirme politikalarıyla bire bir bağlantılıdır.

Sürüleştirmenin en etkili aracı her zaman milliyetçilik ve dincilik silahı olmuştur. Benzer bir şekilde cinsiyetçilik ile insanı kadavradan öte bir şeye benzetmeyen bilimcilikte etkili silah olarak kullanılmışlardır. Dile getirilen bu ‘lik’ler bireyi bireyden çaldığı gibi toplumları da toplumlardan çalmaktadır.

Öyle ki birileri sadece kendi zenginliği için birilerini başkalarını katletmek için ölümün üstüne salarken, gerekli olan insani refleks ve sorgulama bunun için gösterilemez. Hatta sözde kafası çalışan aydın, sosyal demokrat siyasetçi, sanatçı derken vicdanlı olması gereken dindarları da bu faşist sürüleştirme politikalarına da alet ederek!

Yazarın diğer yazıları

    None Found