SURİYE

Suriye, 1946 yılına kadar Fransız mandasında kalmış, 1946 yılında Fransızların ülkeyi terk etmesi üzerine kurulmuş 22 Arap devletinden bir tanesidir.
Yavuz Selim döneminde Osmanlı İmparatorluğu’nun yönetimine girdi. 490 yıl Osmanlı yönetiminde kaldıktan sonra 1916 yılında İngiltere ve Fransa arasında Ortadoğu’nun paylaşılması için gizli olarak yapılan Sykos-Picos Anlaşması’nda İngiltere’nin payına düşmüştü. İngilizlerin Musul’da zengin petrol yataklarını keşfetmesinden sonra Musul’a yerleşen İngilizler Suriye-Lübnan’ın manda yönetimini Fransızlara bıraktılar.
1946 yılında kurulan Suriye’nin gerçek ismi Suriye Arap Cumhuriyeti olmasına rağmen ülkenin etnik yapısı yüzde 77-83 Arap, yüzde 7-8 Kürt, yüzde 5 Türk, yüzde 2 Ermeni, yüzde 1 Çerkez’dir. Dini gruplar ise yüzde 74 Sünni, yüzde 12 Nusayri, yüzde 10 Hırıstiyan, yüzde 3 Durzi, az sayıda Yahudi ve Êzîdîlerden ibarettir.
1946 yılında kurulan Suriye 1958 yılında Mısır ile birleşerek BAC (Birleşik Arap Cumhuriyeti) ismini almış, 1961 yılında ise bu birlik bozulunca yeniden Suriye Arap Cemahiriyesine dönüşmüştür. 1963 yılında iktidara gelen BAAS partisi 1970 yılına kadar rejim açısından istikrar sağlayamamış, sabah erken kalkanın ihtilal yaptığı bir ülke olarak ti’ye alınmıştır.
1970 yılında Hafız Esad’ın iktidara gelmesi ile Esad ailesinin ve onun iktidarına dayanak yaptığı Nusayri azınlığın iktidarı başlamış, kırk yıldan bu yana ülkeyi idare etmişlerdir.
1958 yılından itibaren Sovyet yörüngesine giren Suriye, Sovyet rejiminin Ortadoğu’daki en sıkı müteffiği idi. Sovyetler Birliği ile arasında askeri ve ekonomik işbirliği anlaşması vardı. Bu işbirliği Sovyetlerin 1958 yılından itibaren Kürtlere uygulanan baskı ve inkar, Arap Kemeri planı, Kürtlerin bir bölümünün mektumin (kayıtsız, vatandaş olmayan) olarak kabul edilmesine göz yummasına neden olmuştur. Suriye devleti  anayasasında Kürtlerin kimliğini inkar eden üç sömürgeci devletten birisidir (diğer ikisi TC ve İran İslam Cumhuriyetidir.)
Suriye devleti Sovyetlerin yıkılışından itibaren Ortadoğu’da kendisine müteffik olarak İran İslam Cumhuriyetini seçmiştir. Bu ittifak 21 yıldır devam etmektedir. İttifak’ın temelinden her iki devletin baş düşmanı İsrail, İran’ın Ortadoğu’daki Şiilere ulaşabilmesi için Suriye’yi üs olarak kullanması ve de müşterek başağrıları olan Kürt ve Kürdistan sorunu yatmaktadır.
Hafız Esad İhvani Müslimin’in (Müslüman Kardeşler) öncülüğünde 1982 yılında başlatılan ayaklanmayı katliam yaparak, isyanın merkezi Hama’yı yerle bir ederek bastırdı. Ölünceye kadard a ülkesini muhabarat ağı ile demir eldivenle yönetti. Kürt Özgürlük Hareketi’ne olan toleransı ise ülkede uyguladığı denge politikası ile Fırat’ın sularına ve Hatay politikasına dayanıyordu. Nitekim bu tolerans 1999 yılının Ekim ayına kadar devam edebildi.
Hafız’ın ölümünden sonra Suriye anayasasında değişiklik yapılarak oğlu Beşar devletin başına getirildi. Adana Anlaşması ile TC ile geliştirilen ilişkiler oğul Beşar döneminde had safhaya ulaştı.
Ekonomik ve siyasi anlaşmalarla TC ile yeni bir ittifak politikasına gidildi. Hudutlar açıldı, vize kaldırıldı, her iki ülkenin bakanlar kurulu hem Halep’te hem Adana’da müşterek toplantı yaptılar, Asi nehri üzerinde ‘Barış Barajı’nın temeli atıldı. TC Başbakanı Erdoğan’ın “Suriye’nin güvenliği benim güvenliğimdir” yönlü sloganları havada uçuşmaya başlandı.
Her iki sömürgeci devlet arasındaki balayı uzun sürmedi. Tunus’taki olaylar başladığında “Magrıp’ten Maşrike” başlıklı bir yazı yazmıştım. Bu yazımda Tunus’ta başlayan “Arap Baharı”nın kuzeyden batıya tüm Arap ülkelerini sarmalayacağını belirtmiştim. Tunus’ta başlayan hareket Mısır, Libya, Yemen, Bahreyn derken gelip Suriye’ye dayandı. Esad’ın yüzde 12’lik azınlık rejimi elinde dayandığı ordu gücü ile kendi halkına karşı yaptığı katliam provasında babasına rahmet okutuyor. Libya’ya karşı harekete geçen NATO ülkeleri Suriye’ye karşı harekete geçmeyi ağırdan alıyorlar. Her iki ülkede de dökülen Arap kanıdır, insanlığın kanıdır. Ancak hem Suriye’nin doğal zenginlikleri NATO’nun ve Batılıların savaş faturasını amorti etmiyor, hem kapıdaki ekonomik kriz ve İran’ın varlığı ve müteffikliği müdahaleyi geciktiriyor. Yerim kalmadı yazının devamını gelecek haftaya.

KURDİSTAN TARİHİNDE BU HAFTA:
– l 6 Ağustos 1992 tarihinde Yeni Ülke gazetesinin mutfağında yetişen gazeteci Burhan Karadeniz Diyarbekir’de silahlı saldırıya uğradı. Saldırı sonucu felç olan Burhan ölünceye kadar felçli olarak yaşadı.
-  7 Ağustos 2009 tarihinde Kürt müziğine büyük katkı sunan Aram Dîkran aramızdan ayrıldı.
-  8 Ağustos 1993 tarihinde daha önce kaçırılan Ö.Gündem gazetesi Bitlis muhabiri Ferhat Tepe’nin cenazesi Hazar gölü kenarında bulundu.
-  10 Ağustos 1920 tarihinde Kürtlere anlaşmanın 62-64 md. gereğince kendi kaderini belirleme hakkını tanıyan Sevr Antlaşması Fransa’nın Sevr şehrinde imzalandı.
-  9 Ağustos tarihinde Ceylanpınar’da kontralarca yapılan saldırıda yaralanan Hüseyin Deniz, 10 Ağustos 1992’de Diyarbekir yolunda şehit oldu. Cenazesi geceleyin yapılan bir Serhildan ile toprağa verildi.
-  11 Ağustos 1938 tarihinde TSK üçüncü defa Dersim’e saldırdı.
– 11 Ağustos 2008 tarihinde Kürt siyasetçi ve KESK Genel Sekreteri Sevil Erol vefat etti.
-  Kurdolog ve bilimadamı İsmail Beşikçi 14 Ağustos 1972 tarihinde Diyarbakır-Siirt İlleri Sıkıyönetim Askeri mahkemesince TCK 141-142 maddeleri uyarınca 13 yıl 4 ay ağır hapis cezasına çarptırıldı.
– 14 Haziran 2006 tarihinde Şengal’ın Gruzer ve Sube Şeyh Hıdır köylerinde yapılan bombalı saldırılarda 500 Kürt Êzîdîsi şehit oldu, binlercesi yaralandı.

Yazarın diğer yazıları