#susamam eleştirel sert bir tokat ama….   –  Bayram BALCI

Rap müzik, toplumsallık karşıtı sistemin verili kalıpları içinde notalar giydirilmiş ritim ve kelimelerin arasından havalanmayı başarmış yaşam rüzgarını koklama imkanını insana sunmaktır.

Harflerdeki tınıyı ritimle buluşturarak yaratılan kelimenin ağzındaki protest anlamı notalaştırıp müziğin insan-toplum-doğa için sağladığı yararı haykırmaktır.

Rap’in 1970’lerde Amerika’da yaşayan Afrikalıların -siyah ırkın- sıkıştırıldıkları kenar mahallelerde, gettolarda ırkçı Amerikalı beyazların köleci sistemine itiraz olarak doğmasının nedeni de budur. Özünde rap ırkçılığa bir isyandır.

Türk müziğinin rap ile buluşması ise onun ırkçılık karşıtı özellikleri ile buluşan bir tarzda olmadı. Türk müziğinin rap ile buluşması ilk olarak 1990’lı yılların başında Almanya’daki üçüncü kuşak Türk gençlerinin Alman toplumu içinde yaşadıkları dışlanmışlıklara karşı Türk ırkçılığı yaparak, ama aynı zamanda kendi öz kültürlerine de yabancılaşmalarının ürünü olarak ortaya çıktı.

Rap müzik, 90’lı yılların sonuna doğru Almanya’da Türk ırkçılığına sığınmış gençler tarafından Türkiye’ye taşındığında ise 12 Eylül faşist darbesinin ideolojik bir uzantısı olarak Türkiye’deki genç nüfusu uyuşturma amacı ile kullanıldı.

Türkçe rap, 1990’dan beri kendini Amerika’da ortaya çıkışına denk düşecek ırkçılık karşıtı minvalde getirilmeyi bir türlü başaramadı. Aslına rücu edemedi.

Türkiye’de 2000’li yılların ortalarına kadar sistemin kabul çarkları içinde kendini üreten-tüken rap, yine de “keser döner sap döner” misali özellikle Gezi direnişinin ardından #Ezhel örneğinde olduğu gibi Türk egemen sistemine sert eleştiriler getirmekten de kendini kurtaramadı.

Gezi direnişinden sonra yaygın rap şarkılarında savruk bir lümpen-protest karşı çıkışı görmek mümkün olmaya başladı. Lakin bu savruk “lümpen” protest karşı çıkışı olumsuz bir aksiyon olarak ele almak da çok doğru olmaz.

Yasanan toplumsal çürümüşlüğe genel olarak Türk toplumunun sus-pus tavrına karşı rap müziğinin -doğası gereği- “#olay” ve “#susamam” ile bir isyan teşebbüsü olarak ortaya çıkması da kaçınılmaz bir zorunluluktu.

Faşizme karşı bu isyan teşebbüsünü, ipe sapa sığmaz, yer yer “pejmürde” daha çok “lümpen” protest rap’çilerin dillendirmeleri elbette mühimsenecek bir hadisedir. Ki ana muhalefet partisi liderinin Saray rejimine karşı nutuk atmasından daha da kıymetlidir.

Bu bakımdan #Ezhel’in “#olay” şarkısının youtube tarafından trentten indirilmesine -bir nevi sansürlenmesine rağmen- ilk gün içinde 4 milyondan fazla insan tarafından dinlenmesi, yine “#susamam”ın yayınlanışının üzerinden henüz 24 saat geçmeden youtube’de 8 milyon kişi tarafından dinlenmesi salt rap müziğin sarsıcılığı ile yorumlanamaz.

Bu durumu AKP-MHP-Ergenekon faşizmi tarafından artık nefes alamaz hale getirilmiş Türk toplumunun kendi toplumsal çürümüşlüğüne karşı bir tavır olarak da görmek gerek. Türk insanının kendisine karşı yapılmış acımasız bir eleşiriyi bu denli sahiplenmesi başka türlü açıklanamaz.

Elbette şarkıdaki eklektik durum, Türk toplumuna yönelik sert eleştirileri görünmez kılmıyor. “#susamam”daki eklektik sorun bir yana şarkıyı hazırlayanların, Türk egemenlerine ve Türk toplumuna getirdiği sert eleştiri “aslolan mesajdır” kaygısıyla hareket ettiklerini gösteriyor. Şarkının sözlerinden taşan mesajin reddedici değil, suçlayıcı ve oldukça da sert eleştiriler taşıması bu bakımdan daha da analaşılır.

Son kertede, #susamam, 17 yıllık AKP iktidarinin ve son 3 yıl içinde AKP-MHP-Ergenekon faşizminin yaratığı zalimliğe, insan ve doğa kıyımına, Türk toplumundaki toplumsal çürümüşlüğe ve buna sessiz kalan Türk toplumuna cepheden sert eleştiri yapıyor olması dikkate değer bir çıkış.

Lakin #susamam, Türkiye’deki güncel sorunlara ve bu sorunlara karşı sessiz kalan Türk toplumuna sert eleştiriler getirirken, özgürce yaşamak isteyen Kürde, Türk devletinin reva gördüğü soykırıma dair tek bir kelam etmemesini de bir bakıma #susma olarak kayıtlara geçmek gerek.

Çünkü rap, riyakarlığın, sahteliğin, samimiyetsizliğin müziği oladığı gibi, ırkçılığa ve Kürdistan’da Türk devletinin 40 yıldır sürdürdüğü kirli savaş gibi bir savaşa da sessiziliğin müziği asla olmamıştır.

Yine de #susamam’daki protest tavır -Kürde reva görülen soykırım yani eksik olsa da- zalimin (Türk devleti) zulmüme sessiz kalan milyonlarca Türk insanının suratına atılmış sert bir tokat olarak yorumlanabilir.

#susamam’daki rap’çilerin, son kertede Türkiye’nin en can yakıcı sorunu ve yaşanan tüm sorunların kaynağı Kürt sorununa kayıtsız kalarak, açık ya da gizli “Türk milliyetçiliği” yapmalarının ciddi bir eksiklik olduğunu sürekli onların yüzlerine vurmak bize düşen bir bakiye olsun.

Yazarın diğer yazıları

    None Found