Sykes Picot’un devamlılığını sağlama derdindeler

103 yıl önce cetveli eline alıp sınırları çizen Sykes, Picot ve Sazanov, ulusları, etnisiteleri, inançları sürekli uzlaşmazlık yayacak, çatışacak, istikrarı engelleyecek, daha da önemlisi iradelerinin tecelli etmeyeceği bir biçimde yeniden dizayn etmiştir. Tam da bu nedenle Sykes Picot, Ekim Devrimi liderlerinin dediği gibi ‘emperyalizmin kiridir’, hiç kuşku yok kirli bir anlaşmadır.

Fehim IŞIK

Günümüzden 103 yıl önce İngiliz politikacı Mark Sykes ve Fransız emekli diplomatı François Georges Picot, yanlarına Çarlık Rusyası Dışişleri Bakanı Sergey Sazanov’u da alarak bir anlaşma imzaladılar. ”Hasta Adam” Osmanlı’yı aralarında paylaşan üç devlet, kendi çıkarlarına hizmet eden bir harita da hazırlamış, ardından planlarını yaşama geçirmeye yönelmişlerdi.

Tarafların hazırladığı haritada Çarlık Rusyası kontrolünde olan Güney Kürdistan’ın Amediye kentinden en güney ucu Xaneqîn’e kadar olan bölge ile Ermenistan diye tabir edilen Kürdistan’ın kuzeydoğu bölgesi ve Boğazların kontrolü Rusya’nın hakimiyetine veriliyor, Kürdistan’ın diğer bölgeleri ise İngiliz ve Fransız devletleri arasında pay ediliyordu.

Anlaşma ile Kürdistan dışında kalan günümüzün Suriye, Irak, Ürdün ve Lübnan’ı da İngiliz ve Fransız egemenliğine terk edilerek Filistin için özel bir yönetim oluşturulması bağıtlanıyor, zaman içinde İsrail devletinin de kurulması gerektiğinin altı çiziliyor.

Çarlık Rusyası bölgedeki askeri varlığı nedeniyle bu anlaşmanın tarafı olurken, söz konusu durum Ekim Devrimi’ne kadar devam etti. Ekim Devrimi’nin akabinde Çar’ın gizli kasasında bulunan bu anlaşma, devrimin liderleri Lenin ve Troçki tarafından teşhir edilerek Sovyetler Birliği’nin ‘emperyalizmin kiri’ tabir edilen bu anlaşmadan çekildiği açıklandı.

Anlaşmadan çekilen Sovyetler Birliği, bölgedeki askerlerini de peyder pey geri çağırır. Böylece Sykes Picot ile adı Ermenistan yapılarak Rusya’ya bırakılan Kürdistan toprakları da zaman içinde tamamen Türkiye’ye bırakılır.

Sykes Picot anlaşmasında Kürtler yoktur. Kürtlerin vatanı emperyalistler tarafından paymal edilmiştir. Araplar, ortak ve egemen bir ulus olarak değil, emperyalistlerin çıkarına hizmet edecek küçük kabilelere ayrılmıştır. Emperyalizmin kirli anlaşmasından sadece bir yıl önce 1,5 milyonu katledilen bölgenin kadim halkı Ermeniler, Çarlık Rusyası’nın kirli emellerine kurban edilmiştir. Cetveli eline alıp sınırları çizen Sykes, Picot ve Sazanov, ulusları, etnisiteleri, inançları sürekli uzlaşmazlık yayacak, çatışacak, istikrarı engelleyecek; daha da önemlisi iradelerinin tecelli etmeyeceği bir biçimde yeniden dizayn etmiştir.

Tam da bu nedenle Sykes Picot, Ekim Devrimi liderlerinin dediği gibi ‘emperyalizmin kiridir’; hiç kuşku yok kirli bir anlaşmadır.

Bu anlaşmanın teşhirinden sonra ilk olarak Lozan Antlaşması ile 1923’te Türkiye Cumhuriyeti devletinin kuruluşu ilan edildi. Irak, ancak 1932’de İngilizlerin “himayesinden” kurtulabildi. Suriye’nin Fransızların “himayesinden” kurtulması ise 1946’yı buldu. Arada Ürdün ve Lübnan kuruldu. Filistin’i takiben ise 1948’de İsrail kuruldu.

Nasır milliyetçiliği döneminde Suriye ve Mısır, Birleşik Arap Cumhuriyeti’ni kursalar bile bu cumhuriyet ancak 1961’e kadar sürdü. Irak’ta da 1958’de Abdülkerim Kasım, Kral Faysal’ı devirerek darbe ile iktidara gelmiş, Irak’ı Kürtlerin ve Arapların ortak devleti olduğunu ilan etmişti. Irak’taki bu değişim de ancak 1961’e kadar sürdü

Nasır milliyetçiliğinin etkisine giren Abdülkerim Kasım öncekilerinin yaptığı gibi yüzünü Kürdistan’a döndü, akabinde o güne kadar 10 kişilik Irak Devlet Konseyi’nin üyesi olan KDP lideri Mele Mustafa Barzani 30 yıl sürecek bir silahlı mücadeleyi başlattı.

Kürtler, Sykes Picot sonrasında bölgede ilk olarak Mahabad Kürdistanı Cumhuriyeti’ni kurdu. Bu cumhuriyet Sovyetlerin İran ile anlaşıp geri çekilmesinden sonra, daha 11 ayı yeni dolmuşken 1946’da yıkıldı, Cumhuriyetin lideri Qadı Muhammed 1947’nin 31 Mart günü cumhuriyeti ilan ettiği Çarçıra Meydanı’nda asılarak katledildi.

Kürtlerin Mahabad sonrası kendi yönetimlerini oluşturduğu bir diğer dönem, 11 Mart 1970’te Irak lideri Saddam ile KDP lideri Mele Mustafa Barzani arasında imzalanan otonomi anlaşmasıyla kuruluşu ilan edilen Irak Kürdistanı’dır.

Bu durum 1975 Cezayir Anlaşmasına kadar devam etti. Irak ve İran, ABD’nin sponsorluğunda Cezayir Anlaşmasıyla ihtilaflarını çözünce olan Kürtlere oldu ve yeniden dağlara çekilmek zorunda kaldılar.

1991 yılında Körfez Savaşı ile birlikte Kürtler bir kez daha Güney Kürdistan’da kendi bölgelerini yönetmeye başladılar. 2003’e kadar fiili olan bu yönetim 2005’te Irak Anayasası’nın kabul edilmesiyle federal bir bölgeye dönüştü.

2011 Suriye krizi sonrasında Rojava tabir edilen Batı Kürdistan ile bölgede Demokratik Suriye Güçleri – QSD’nin denetiminde olan Kuzey ve Doğu Suriye’nin diğer bölgelerinde önemli ilerlemeler sağlandı.

Özellikle 19 Temmuz 2012 Rojava Devrimi’nin akabinde Kürtler ve bölgenin diğer halkları ile inanç grupları adım adım demokratik özerk kurumlarını inşa etti; bölgenin savunmasından eğitim ve sağlığa kadar yaşamın birçok alanında tüm Ortadoğu’ya örnek olabilecek adımlar attı.

Sykes Picot’ta kirli bir anlaşma ile Kürdistan’ı parçalayan, bölgenin halklarını ve farklı inanç gruplarını sürekli çatışma içinde tutmak için adımlar atan emperyalist güçler, Rojava’da oluşturulan sistemi kendi çıkarlarına uygun görmediler elbet. Bu nedenle bir yandan işgal ve soykırımı Kürt düşmanlığı paralelinde götüren Türk devletine fırsat vererek ağırlıkla Kürtlerin yaşadığı kent ve kasabaların işgaline fırsat verdiler, diğer yandan da DAİŞ gibi ceberrut bir çete örgütünün bitirilmesinde QSD güçleri ile ittifak kurdular.

21. yüzyılda yaşanan, adeta Sykes Picot’un farklı bir versiyonu olarak yaşama geçirilmek istenen yeni dizayn hareketinde Rusya yeniden devrede. Rusya, soğuk savaş döneminin ardından çekildiği Ortadoğu’ya, Putin ile birlikte bir kez daha yöneldi. Bir diğer devrede olan güç ise Amerika, ki Amerika bu bölgelerden neredeyse hiç çekilmemişti. Soğuk savaş döneminin ardından ise deyim yerindeyse taht kurmuştu. Bunun yanı sıra Avrupa devletleri de kendi çıkarlarını korumanın derdine düşmüş vaziyette. Hiçbirinin Ortadoğu’da, Suriye ve Irak’ta yaşanan korkunç katliamlarla, Türk devletinin sivillere dönük acımasız saldırılarıyla ilgisi yok. Sürekli ‘endişe duyduklarını’ açıklıyorlar ama Türkiye mültecileri kendi ülkelerine göndermesin diye de bu devletin yaptıklarını görmezden gelip milyonlarca euro vermekten imtina etmiyorlar.

Günümüzden 103 yıl önce 3 hastanın çizdiği harita, kendi çıkarlarından hala vazgeçmeyen güçlerin ayak oyunları ve dayatmalarıyla bugünlere kadar geldi. Bugün de yeni ayak oyunları ile bölgeyi kendilerine göre dizayn etmekten vazgeçmiş değiller.

Her şeye rağmen bilinen şu: Mızrak artık çuvala sığmıyor. Bugün olmasa bile en geç yarın Kürtler de, bölgenin diğer halkları ve inanç  grupları da çıkar gruplarının dizaynlarını ellerinin tersiyle itebilecek, kendi kaderlerini tayin edebilecekleri, özgürce yaşayabilecekleri olanakları elde edecekler.

Yazarın diğer yazıları

    None Found