‘…sıra sana da gelecek!..’

Fethullah Gülen’in tek kişilik dünyasıyla şekillenen hareketi, gücün gölesinde oluştu, statükoya bekçilik hizmetine karşılık himaye görüp büyüdü.
Özgürlüklerin önündeki engellerin kaldırılması mücadelesinin verildiği 1970’lerde, Süleyman Demirel, Erbakan ve Türkeş’in "milliyetçi" cephesinde "Komünizmle mücadele" adıyla, statükonun yeminli bekçisiydi.  
Oysa, bu cephe dinci ve ırkçıydı. İki olgu bir arada yer yüzünün olmazı, öteki deyimle bibirinin çelişkisiydi. Çünkü din ve ona inanan, yani dindarlık ırkçılığa karşı hümanizmanın evrensel şemsiyesiydi.
Irkçılık, insanlık onurunu hedef alan, din ise yüceltendi çünkü. Değişik ırkları, farklı ten renkleri, ayrı dilleri bir arada, eşitlikle kucaklayan, değer vererek esirgeyendi, din…
Yasak tanımayan, tersine yasağı din dışı sayan…
Nitekim, Müslümanlar da farklı ırktan, değişik dilden konuşan insanlardan oluşuyordu. Müslümanların yaşama biçiminde, birinin öteki ırk ya da dilden üstünlüğü yok, birinin dilini, varlığını yasaklamak ve inkardan gelmek cehennemlik günahtı. Tanrının varlığına, hükmüne, yaradılış iradesine karşı çıkmaktı, inkar ve yasak.
Allahı inkar ise dinden çıkıp, Tanrıdan uzaklaşmaktı…
Ama burası Ortadoğu’ydu. Okuma ve yazmasını bilmeyen insanlar çoğunluktaydı, bu bölgede. Okuduğunu anlayabilen insan sayısı, sayılacak kadar azdı. Bu nedenle, büyük çoğunluğun bilgi ve kültür birikimi kulaktan duymayla sınırlıydı.
Çok az kişinin, kendi gücüyle kaynağına varıp bigi edindiği bir yerde, göz açık dolandıcılar ve yalancıların günüydü. Din ticaretini yapanlar, gerçek budur diyerek düzdüğü yalanlarla kitleleri peşlerine takıyor, bu güçle iktidarın nimetlerine konuyordu.
Bunların içinden tarihe nam salan yalancılar, talancılar, hırsızlar ve en korkuncu "makul şüpheye" dayanarak cinayet emri veren namlı katiller çıkıyordu. Delik ayakkabı ile gecekondudan fırlayıp gelen kimileri, çaldığı dolar tomarlarını binalara, depolara sığdıramıyordu.
Günümüzde, yer yüzünün gezgin haydutları, IŞİD ya da DAİŞ adıyla bir araya gelip, Allah Allah sesleriyle insan kesiyor, yarattıkları korku zemininde katiller, hırsızlar, tecavüzcü ve talancılar imparatorluğu kuruyorlardı.
Böyle bir coğrafyada, her rejimin İslamı kendinceydi. Türk rejimi ise ırkçılıkta birinci…
Kürtler ayrı bir halk, soyları, dilleri farklı, ama onlar Türk rejiminin inkarına kurban gitmiş halkı olarak "yok" ve hiç bir zaman olmamışlardı.
Allah, her canlı kendi diliyle yaşar diyor, Türk rejimi ise Tanrı  buyurganlığına "Kürtler hariç" eklemesi yapıyordu.
Gülen Teşkilatı’yla, AKP’nin iktidar günlerine…
Fethullah Gülen başında takkesi, televizyon ekranına kurulup Allah, Peygamber deyip başını yumruklayarak, göz yaşlarını yüzüne sıvayarak hıçkıra hıçkıra, din ulularına dair masallar, menkibe ve hikayeler anlatarak bizlere inanç aşısı yapıyor, canı, ciğeri dünyalık ortağı İmam Recep Erdoğan kameraların eşliğinde camilere koşup, Allah’ın adını haykırıyor, o arada Roboskî’de, "Makul şüphe" üzerine Kürt katliamı yapılıyor, Erdoğan bunun üzerine Generallerini kutlarken, yanlışı bombaladıklarını anlayınca "nasıl olsa hepsi Kürt" dercesine, "Ahmet’i, Mehmet’i ayıracak halimiz yoktu" diyor, ama Fethullah "sen can aldın, bari istifa et" bile demiyordu.
Öte yandan, farklılığıyla yer yüzünün özgür bir halkı olarak kendi kimliği, kültürüyle yaşamak isteyen Kürtler, Fethullah Gülen Teşkilatı-AKP ortaklığı günlerinde de Araftaydı. Kürtler asıl işleri cenaze kaldırmakla meşgulken, devlet medyanın öncülüğünde "orada bir Kürt terörist var, burada da bir tane" kampanyaları yürütüyor, "paralel Kürt devleti KCK" yapılanması adıyla insan avı sürdürülüyor, TC Kürt gazeteci tutuklamakla dünya rekoruna koşuyordu.
Fethullah Gülen medyası, avcıların başlıca borazanıydı, bu sırada…
Kürtler ise insanlığın öldüğü bir yerde, gaz bulutu, bomba yağmuruna rağmen beyhude yerde sokaklara dökülüyor,  "hukuk herkese lazım, susma, sustukça sana da sıra gelecek, özgür basın susturulamaz" diye haykırıyor, Fethullah kulağı bir türlü duymuyordu.
Ta ki kullanılıp, kenara atılana kadar…
Ortadoğu diktatörlüklerinde miadı bitenin yeri çöplük niyetine hapishaneydi. AKP gücün efendisi olunca, düne kadar yakıştırılacak ruhani yüce titr, paye, makam, hitap bulmakta zorlanan, yarım ağız ermişliği ilan edilen Gülen, işi bitince yerde tekmeleniyor, Haşhaşi diye aşağılanıyor kapı dibine sürülüyordu.
Onun adamları da Kürtlerin dünkü haykırışını yerden kaldırıp, "susma, sustukça sana sıra gelecek" sözünü yerden kaldırıp, iktidarın yüzüne  fırlatıyorlardı.
Demek ki, neymiş hukuk herkese lazımmış…
Kenan Evren’den sonra Fethullah da hukuk arıyor. Yarın, kimin "susma, sustukça sana da sıra gelecek" diyeceği ise gidişatın dehşetinden belli…
Çünkü, burası Ortadoğu. Burada olmaz, olmaz…

Yazarın diğer yazıları