Tahammül sınırları!

Fransa Gündemi

Asgari ücret ve okul yardımları yerinde sayıyor. Tüm bunlar sosyal bir huzursuzluğu biriktirirken katma değer vergisinin ve bu yetmedi akaryakıt fiyatlarının artması 15 Mayıs’tan bu yana iktidarda olan Sosyalist Parti için fiyasko olarak nitelendiriliyor. Fransa’da haftasonu yayınlanan bir ankette halkın yüzde 54’ünün Hollande’ın performasından memnun olmadığını gösteriyor. Nicolas Sarkozy’nin 2010’da başlattığı Romanları sınırdışı etme kampanyasını en ağır dille eleştiren Sosyalistler bugün aynı politikanın yürütücüsü olmakla suçlanırken ve Avrupa komisyonu tarafından ağır bir dille eleştiriliyor.
Hükümet ve Hollande’a yönelen eleştiri oklarının başında Suriye sorunu geliyor. Suriye konusunda muhalefet, “Kimse askeri bir müdahalenin kolay olduğunu söylemiyor zaten, kimse uluslararası müdahalenin kolay olduğunu da söylemiyor ama Fransa’nın sesi, tepkisi nerede?” diyerek Hollande’ı sıkıştırmaya çalışıyor. Tüm bu gerilimli atmosfer içerisinde adeta 2005 yılında Paris’in banliyölerine yayılan isyan gibi Amiens kentinde banliyö isyanı patlak verdi. İki gün süren olaylarda çok sayıda gözaltı yaşandı. Okullar, spor salonları ateşe verildi. Polisin uyguladığı şiddet nedeniyle İçişleri bakanı Manuel Valls’ın Amiens’e gitti. Ama bu gidiş yuhalamalar eşliğinde gerçekleşti. 2005 yılında Nicolas Sarkozy banliyö isyanları karşısında, „ayaktakımına sıfır tolerans“ demişti. Bugün Hollande, birincil görevlerinin „güvenlik“ olduğunu vurgulayarak bu tür olaylara toleranslarının olmadığını belirtiyor. Dün Sarkozy’i eleştiren bu iktidar benzer bir politikayla kentlerin gerisine itilmiş yoksul mahallelerini „güvensiz bölgeler“ listesine alıyor.
Sarkozy iktidarı sırasında yoksul göçmenlerin deposu haline gelen banliyöler, “suç yuvası” olarak görülüyordu. Bugün bu anlayış yeni hükümet tarafından da yürütülüyor. Amiens isyanının hemen ardından banliyölerde polisiye tedbirler arttı. Garlarda sürekli kimlik kontrolleri gerçekleştiriliyor. Esmer her genç; çantası ve üzeri kontrol edilmesi gereken potansiyel suçlu konumunda. Bugün banliyöler yaşanan ekonomik ve sosyal krizin etkisiyle derin ve sürekli bir işsizliğe gömülürken derinleşen yoksulluk ve yoksunluğa birde şiddet ekleniyor. Banliyölerde yaşayan insanlar adeta „tehlikeli toplumsal dinamik“ olarak işaretleniyor, buna karşı geliştirilen çözüm ise tamamen kontrol altında tutma siyaseti!
Bütün bu yaşananlarla kent merkezleri dışına itilmiş kentin yoksulları krizle birlikte daha derin sorunlar içerisinde debelenmeye devam ediyor. Bu sadece Fransa’ya özgü bir durum değil elbet. Dünyanın hangi metropolüne baksanız, yoksul emekçiler kentlerin dışına itilmiş adeta getto tarzı yaşama mahkum edilmiştir. Bu yaklaşım bugün bütün Batı metropollerinde yoksul bölgelerin oluşmasını önleyemediği gibi bu yoksulluğun etnik, ırksal, kültürel ve dinsel bir boyut kazanmasını da önleyememektedir.
Amiens’de yaşanan iki günlük arbede, anketlere yansıyan güvensizlik, sokağın zamlara tahammülsüzlüğü, Sosyalist Parti’ye tam destek veren sendikaların homurdanmaları vb. Fransa’da toplumsal ve ekonomik krizin giderek şiddetli bir şekilde derinleştiğini gösteriyor. Ve bu nedenle en ufak bir olay karşısında polis ağır bir şiddete başvurabilirken, sokakta, siyasette ırkçı söylemin dozajı artıyor. Yaşanan sosyal ve ekonomik çöküş karşısında göçmenlik artık bir „tahümmül“ meselesi haline getiriliyor. Kimin kime ne kadar tahammül edeceği ise tartışmalı! Tepkiler sadece gettolara sıkıştırılmış gençlerden gelmiyor. Tepki İçişleri Bakanı Valls’i yuhalayan gençlerin aileleri, dostları ve komşularına yayılıyor.
Yıllardır bu banliyölerde kendi kaderleriyle başbaşa bırakılmış sosyal, kültürel ve ekonomik yaşamın dışına itilmiş, dışlanmış, gelmiş geçmiş sağ ve sol hükümetlerin ırkçılığa varan ayrımcı politikaları karşısında gelecek umudunu yitirmiş milyonların tahammül sınırları giderek daralırken, iktidarlara karşı sesli düşünmenin ötesinde fiili olarak tepki patlama noktasına geliyor. Ve önümüzdeki günler bize kimin kime ne kadar tahammül edeceğini gösterecek! 

Yazarın diğer yazıları