Talabani’nin pasaportu Burkay’ın vizesi

Özal/Talabani’nin pasaportu.    Erdoğan/Burkay‘ın vizesi.
Bu iki tablo tarihe, Türkiye’nin yenik düştüğü iki tarih kesitine işaret ediyor.
Özal, 80’li yılların sonunda siyasi kredisi tükenen ve politik bunalımın eşiğindeki rejimi kurtarmak için, o döneme kadar “kanayan yara” ilan ettiği, Kürtler’in Güney Kürdistan’daki liderleri Talabani ve Barzani’ye Türk Pasaportu vermişti.
Erdoğan Hükümeti ise, Türkiye’nin “tek parti”li sisteme doğru yol aldığı;
Kürdistan’da  “İslami Türk Kolonyal Sistemin” karşıt kabul etmediği;
Kuzey Kürdistan’dan feragat etmek mecburiyetinde bırakıldığı bir dönemde, Burkay’a vize verdi.
Burkay bir Türk vali yardımcısı tarafından karşılandı.
Türk medyası, bir barış elçisinin geri döndüğü imajını vermeye devam edecek.
Burkay ne kadar yükselirse, AKP Kürtler’in kendisini kanıksaması için o kadar yol alacak.
Burkay’ın da kendisinin yükseltilmediğini anlayacak kadar tercübeli olduğunu bildiğinden şüphe etmiyorum.
Ama tarihi bir gerçek yazılacak tüm “övgü söylevlerini” süsleyen satırlar arasında kara bir gölge gibi kalacak:
Eğer Özal Talabani/Barzani’ye pasaport vermeseydi, belki de onların Avrupa’ya sürgünü bir mecburiyet olacaktı.
Ve eğer Erdoğan Burkay’a vize vermeseydi, o zaman belki de Burkay yaşamını Avrupa’daki sürgünde geçirmek zorunda kalacaktı.
Ancak Talabani, Kürt olduğunu inkar etmeyen ilk Cumhurbaşkanı oldu.
Ve Burkay ise, Federasyondan yana;
“Olumlu adım atması halinde DTK’ya da destek sunmaya hazır”;
“Kürtler örgütleri arasında geçmişte anlaşmazlıkları….doğal karşıladığını, diyalogdan yana” olduğunu açıkladı.
Ortada biribirine zıt iki tablo çıkıyor:
Türkiye’nin “kriz dönemlerinde” bazı Kürt şahsiyetlerini destekliyor.
Ve bu Kürt şahsiyetleri Kürt hanesine “artı” kaydetmek için harekete geçiyorlar.
Öyle mi oluyor?
Yoksa bu “paradoksa” nasıl bir yanıt bulabiliriz.
Eğer Talabani’nin “tarihi bir yanlış”a evet diyerek, bir doğruya ulaştığını kabul edersek;
O zaman Burkay’ın da şimdi imza attığı o “tarihi hata”nın akabinde Kürtler için “doğru” şeyler yapabileceğini kabul edebiliriz.
Ancak bu cevabın akabinde, “yanlış, hata” ile “doğru” yapmanın birbirine Kürdistan’da neden bu kadar akraba olduğuna;
Ve hatta daha da radikal bir varsayımla, Türk rejiminin neden Kürtler’i kıydığı “an”ın Kürtler’i yükselttiği “an”la keşiştiğine bir cevap bulmak gerekiyor.
Türkiye neden hem Kürt “düşmanı” ve yine aynı zaman diliminde neden Kürt dostu?
Bu soruların tümüne verebileceğimiz cevapların “doğruya” en yakınını yazıyorum:
Eğer Kuzey Kürdistan’daki halk direnişi olmasaydı, ne Talabani pasaport ve ne de Burkay vize alabilirdi.
Ama tarihe yazılacak olanlar sadece bunlar mı olacak?
Hayır devamı var:
Sonrasında Talabani, ilk Kürt Cumhurbaşkanı olarak beyanatlar verdi ve siyasi güzergahta Kürtler için diplomasi yaptığını da teslim görmek;
Ve Burkay’ın da herhangi bir biçimde Kürtler için çaba sarfedeceğini de bilmek gerekiyor.
Bu satırların bileşkesinde, Kürdistan’daki güç duruyor.
Ve o güç, yani Kürdistan’daki zenginlik herkesin sosyalizasyonunda gideceği yolu tayin ediyor.
Ve sonuçta, yanlış yoldan da gitse her yolun varacağı kaynak aynı.
Ama hiç bir kalemin akla karayı yazmama kudretine sahip olmayacağını teslim etmek kaydıyla…

Yazarın diğer yazıları