Talepler evrenselleştiğinde…

Amed’den başlayıp bugün dünyayı saran bir direnişi, devletlerin gündeminden öte yaşadığımız ülkedeki insanların gündemine taşımayı esas aldığımızda ve taleplerimize evrensel boyut kazandırdığımızda başarırız…

Öcalan üzerindeki tecridin kaldırılması talebiyle Leyla Güven ve zindanlar öncülüğünde başlayıp, ardından farklı merkezlerde devam eden açlık grevi direnişleri, kritik aşamayı aşacak şekilde devam ediyor. Doktorların yaptığı açıklamalara bakarsak her an kötü bir haberle karşılaşma durumumuz çok yüksek.

Gelinen aşamaya rağmen açlık grevinden olan direnişçilerin açıklamalarına bakarsak yaşanacak bütün riskler göz önüne alınmış durumda. Kendi öz iradeleriyle bedeli ağır olan bir direniş yolunu seçen ve her fırsatta “gerekirse bedel öderiz” denilen bir direniş karşısında bizlere o direnişi daha büyük sahiplenmek ve o direnişin sesini yaşadığımız her alanda duyurmaktan başka çokta bir seçenek kalmıyor.

Peki, bunu yeterince yapabiliyor muyuz?  Eminim ki, hepimizin böyle bir soru karşısında vereceği cevap çok benzer; Hayır… Neden mi hayır, çünkü bizler üzerimize düşen bütün sorumlulukları yerine getirmiş olsaydık, bugüne kadar direnişçilerinde tek talebi olan İmralı zindanın kapıları şimdiye kadar açılmış olacaktı.

“Böylesi bir süreçte en büyük görevinde diasporada yaşayan Kürdistanlılara ait olduğu kaçınılmaz bir gerçek.” Bu cümle, haklı olarak çok defa söylendi ve söylenmeye devam ediyor. Bir taraftan bu söylemler tekrarlanırken diğer taraftan bir çoğumuzun yakından tanıdığı insanların gün be gün biraz daha ölüme yaklaşması karşısında çok daha fazla bir şey yapamamak, hepimize büyük bir acı veriyor. Harekete geçilmesine dönük yapılan her çağrı karşısında çok bir şey yapamamanın ağırlığını son dönemde duyarlı her Kürt’ün yüreğinde hissetmek mümkün. Zaten hem duyarlı olup, hem de o ağırlığı hissetmemek elde değil… Bundandır belki de o ağırlığın bizde yarattığı öfkeyi kimi zaman yapılan yürüyüşlerde attığımız sloganlarla dışa vurmak, kimi zaman ise sessiz ve sedasız bir şekilde kendi içimizde biriktirmek…

Evet, kim ne derse desin her duyarlı insan, yaşanan süreç karşısında büyük rol oynayamamaktan dolayı büyük bir öfke birikmesi yaşıyor. Asıl önemli olan da biriken bu öfkeyi, doğru yerde, doğru bir şekilde açığa çıkarmak ve bunu bir kazanıma dönüştürmek. Yazının başında da söylemiştim bu süreci başarıya taşıyacak olan diaspora kitlesidir. Niye mi? Çünkü, Sayın Öcalan’ın İmralı’ya mahkum eden sadece Türk devleti olmadığı gibi, onu içinde bulunduğu koşullardan çıkarmaya da sadece Türk devleti karar vermeyecektir. Öyleyse asıl çalışma diasporada yürütülmeli. Bizler ne kadar tecride karşı olan bu direnişleri ve aynı zamanda Öcalan’ın haklı ve meşru mücadelesini batının gündemine taşırsak ve batılıları kendi yanımızda yürütmeye ikna edersek o zaman bu direnişi daha kısa zamanda başarıya götürebiliriz.

Bugüne kadar ortaya çıkan pratik, bizlere bir kez yine gösterdi ki, bu süreç kendi içine kapanıp kalan bir Kürt diasporasının tek başına ortaya koyacağı mücadeleyle kolay kolay aşılmayacak. Artık kendi sınırlarımızın dışına çıkma zamanı.  Artık kendimizle birlikte yaşadığımız ülkenin halklarını da yanımızda yürütmenin zamanı. Amed’den başlayıp bugün dünyayı saran bu direnişi, suç ortağı devletlerin gündeminden öte yaşadığımız ülkedeki insanların gündemine taşımayı esas aldığımızda başarırız. Yaşadığımız ülkeleri ve onların kurumlarını harekete geçirecek, Kürt’ün talebinden öte kendi vatandaşının talebidir. O zaman kendi talebimizi, yaşadığımızın ülkenin insanlarının da ortak talebi haline getirmeliyiz. İşin özü taleplerimize evrensel boyut kazandırmalıyız.

Geçtiğimiz günlerde İsviçreli kadın örgütleri öncülüğünde açlık grevinde olan insanların sesini duyurmak için gerçekleştirilen “7 bin pankart eylemi”, kendi gündemimizi başka toplumların gündemine taşıma acısından büyük bir önem taşıyordu. Önemli olan bu tür eylemlerin daha da yaygınlaştırılması.

Güney Afrikalı Lider Nelson Mandela’nın mücadelesini herkes bilir. Unutmayalım ki, Mandela’yı dört duvar arasından özgürlüğe götüren sadece kendi örgütü ve halkının mücadelesi değil, aynı zamanda uluslararası alanda başlayan güçlü kampanyanın varlığıydı.

Yazarın diğer yazıları