Tanrı ‘daha’

Kuşak farklılığından söz edilirdi sıklıkla; yetişkinlerin dünyasına yeni dönem materyalleriyle giren bir ergenin “anlaşılma” umudu, büyük bir çukura dönüşmeden hemen önce. Şimdi avuç içi kadar olan dünya kuşak farklılığını ortadan kaldırdı, tüm kuşakları aynı hatta hizaya çekti. Ancak yine de çocukları için kaygılanan “geleneksel” bir kuşak ile “ama artık “y ve z” kuşağı büyütüyoruz” diyenler arasında “çözümsüz” bir tartışmanın nesnesi haline dönüştü bu hayat. Birileri -ki o birileri üstün zekasıyla tüm insanlığa hitap ediyor artık, ona modern tanrı diyebiliriz- hayatı hazırlayıp önümüze koyduğu andan itibaren, bizim bir şeyler için fazladan çabalamamıza gerek kalmadı. Küçük bir kusur var elbet; eskiden insan düşünen bir hayvandı. Birkaç düşünen tanrı, geri kalanın düşünmesini ortadan kaldırdı!

Bilme araçları aynı zamanda hafıza üzerinde silme görevi de görüyor.

Bu dipsiz kuyudan, örneği kitap metaforunu kullanarak vermek dahi yeterli.

Günümüzün değişen okuma/bilme alışkanlıkları karşısında hışırt hışırt çevirdiğimiz sayfaların pek bir önemi yokmuş gibi görünüyor. O sayfaların yerini tuşlar ya da dokunmatik ekranlar aldı. Kitap sayfalarını çevirmek zulüm bazıları için. Ve henüz 1 yaşındaki çocuğun mahir parmakları arasında kaydırdığı dünyanın kalabalık ve içeriksiz olduğuyla da kimse ilgilenmiyor artık. Annesi Amazon, babası Alibaba olan bir nesil sonsuz kopyalanmış gibi ilişmiş hayatlarımıza!

Sürekli dikkat dağıtan etmenlerle, kendine yazılı çizili olandan yol yapma arasında hakiki bir savaş yaşanıyor. Kitapların büyüsüyle dalınan uykular yerini dijital ışıklar arasında sunulan dünyanın çekiciliğine bırakmış. Kitap okumadan uyumayanların hayal dünyası çok mu kısıtlıydı? Değil, o anda elindeki kitabı yazan kişinin hayal dünyası, kurgusu, fantastik eşiği ana belirleyendi ve çitleri birkaç tema etrafına örülmüştü. Cep telefonu cepte durmuyor ki; yatak başında bir ışık, bir radyo, bir kitap ve ahenkli bir festival organizatörü olarak isteklerinizi bekliyor, onları şarjı el verdiği ölçüde gerçekleştirmeye çalışıyor. Bu arada siz ne haldesiniz? Sağlıklı uyku için yoga mı lazım yoksa sadece meditatif müzik kafi mi? Bir tık ötede dünyanın tüm müzikleri listelenmiş biçimde duruyor… Bas birine ve dal uykuna… Avuç içi kadar bir dünya yetiyor her ihtiyacımıza!

Burada durmak lazım.

Kolaylaştırılmış bir hayatın çok kısa sürede kendine çepersiz bir rutin oluşturduğunu söylemeliyim. Her şeye şarjımız ve paramız kadar erişebilme sınırsızlığı damağımızda nasıl bir tat bırakıyor? Fatura geldikten sonra önce tuzlu, talep ve fatura koşuşturmacası içinde bir süre sonra acı bir tat hissediyoruz. Bu tüketim çılgınlığı içinde yetinme duygumuzu kaybediyor; hep daha fazlası, daha renklisi, daha yenisi için tutuşuyoruz… “Daha”lar bizim yeni efendimiz oluyor, biz de “daha”ların kölesi… Yeni tanrının adı Daha olsun!

Kitap okumanın günümüzde bir savaşa dönüştüğünden söz ederken dahi nasıl dağılıyorum, bakın. Demek ki, avucumuza sığdırdığımız dünya bizi hedeften de şaşırtıyor.

E-kitapları hararetli savunanların gerekçelerine de bakmakta yarar var:

Daha ucuz, kağıt tüketilmiyor ve her an her yerde okuyabilme kolaylığı var. Metrolarda herkesin gazete ve kitap okuduğu dönem, boyunların eğik ve tutuk olduğu bir döneme evrildi. Sanırım bu da pratik gerekçelerden biri. Tanrı Daha bize oku diyor demesine de, cebimize birkaç doktor kartviziti de koyunca işin rengi değişiyor. Bedel istiyor bu tanrı: boyunlar eğri, gözler kayık, baş parmak dışındaki 10 arkadaş bodur ve işlevsiz… Beyinler de yavaş yavaş boşalıp, telefon ve tabletlerle yerleşilecek başka bir gezegenin varlığına fazlasıyla ikna…

Bir gün gidilecek bu diyardan, orası net! Ama kefenin cebi hangi modele göre dizayn edilecek, mesele orada…

Devam edelim mi haftaya?

Yazarın diğer yazıları