Tarihler gelenekler ve ruhlar  – Huner DORŞİN

Tarihin canlı bir ruhunun olduğu, diğer bir değişle tarihe yön veren geleneklerin ve ruhların olduğu üzerine düşünülmesi gereken bir konu olmaktadır. Tarihi ilişki-çelişki, baskı-özgürlük, tıkanma-aşılma, sorun-çözüm … eşiklerinde tarafların geleneklerinde var olan olumlu-olumsuz duruşların farklı kişilikler şahsında sürece etkilerinin tarihin yönünü değiştirebildiğini görmekteyiz.

Bundan tarihin tekerrürü ya da bir kısır döngü sonucuna varmak yanlış olacaktır. Toplumların tarihinde var olan kutsallık-lanetlik, kahramanlık- ihanetçilik, direnişçilik- teslimiyetçilik geleneklerinden olumlu olanlarını güçlendirilip, teşvik edip, yaygınlaştırmak olumsuz olanları teşhir ederek zayıflatıp yok etmek tarihe etki edebilme açısından temel bir çalışma olmaktadır.

Güncele dönüp Kürdistan ve Türkiye’nin son birkaç yılına bu bağlamda bakmamız konuyu daha anlaşılır kılacaktır.

Bilindiği üzere 6 yıl önce bir newroz gününde Türkiye toplumu başka bir hayata uyanmış gibiydi. Bütün ülkeye yayılan bir bahar havası oluşmuş, aralarına duvarlar örülen halklar birlikte halaya durmuş, insanlar farklılıkların zenginliğinden, sevgiden, özgürlükten konuşur olmuştu. Toplum sorunlarının çözüm yollarını özgürce tartışıyor herkes düşüncesini söyleyebiliyordu. Her akşam televizyon programlarında tarihçiler, akademisyenler, yazarlar, siyasetçiler tartışmalar yapıyor, sürecin ne kadar olumlu olduğundan sorunların müzakere ve diyalogla çözümünün mümkün olduğundan büyük bir haklılıkla söz ediyorlardı.

28 Şubat 2015 günü Dolmabahçe’de okunan mutabakat metni toplumdaki umutların zirveye çıkmasını sağlamıştı. Türkiye toplumu belki de ilk kez siyasetçilerin kendileri lehine bir şeyler yaptıklarını düşünmeye başlamışlardı ki, muktedirler masaya yumruğu indirmişlerdi bile. Öyle ya 28 Şubatlar halka yarayacak değildi elbet. Buna teşebbüs edildiği anda, yeni halifelik özleminde olan Devletlü’ler Yavuz’un tahta çıktığı 24 Nisan gününde “Ne mutabakatı, öyle bir mutabakat yok’’ diyerek Yavuz Selim olmaya karar vermişlerdi.

Bu ahvalde gidilen 7 Haziran seçim sonuçları Türkiye halkında büyük bir umut yaratmıştı ancak muktedir buna da istemezük diyerek, 1 Kasım 1922’de kaldırılan saltanatı geri getirebilmek için 1 Kasım’da 2015’te tekrar seçim kararı aldı.

Ancak anlaşılıyor ki seçim sonuçları önceden belirlenmiş, koalisyon oluşmuştu bile. Yeni Osmanlıcı büyük-küçük ortaklar Erdoğan etrafında birleşerek yeni savaş konseptini uygulamaya koymuşlardı. Bu çerçevede savaşın ilanı için Lozan’ın da tartışmaya açıldığı günlerde, Lozan’ın yıldönümü olan 24 Temmuz tarihi seçilmiş ve tarihin en kapsamlı hava harekatıyla savaşın ilanı yapılmıştı.

Bu tarihten sonra ülke ölüm ve göz yaşı girdabına sürüklendi. Patlayan bombalar, kaybolan hayatlar ve geride kalan gözü yaşlı aileler muktedirlerin umurlarında değildi. Her akşam televizyonlarda çözümü tartışan siyasetçi, akademisyen ve yazarlardan bu gidişe dur diyebilecek tutarlı duruşa sahip kim varsa, ya tutuklandı yada sistematik baskılarla yurt dışına kaçırtıldı. Geriye, sinenler, teslim olanlar yada yorganı kafasında fırtınanın geçmesini bekleyenler kaldı.

Öyle ya mühim olan bekaydı. İnsansız da olurdu beka, aşsız da, hürriyetsiz de … lakin olmazdı külliyesiz, gemiciksiz, ejder meyveli smoothie’siz ve yalakasız. Demek ki beka olmazsa olmazdı.

Şimdi 7 Hazirana’da çok benzeyen bu süreçte stajyer başbakan Davutoğlu’nun istikşafi oyalama taktiklerine de gerek duyulmadan bir YSK darbesi yapıldı ve İstanbul’da yeniden seçim kararı alındı.

Bu minvalde Kürt seçmenin ne yapacağı Kürtsüz tartışıladursun, Kürtler ne yapacağını her şeyin seçimle olmadığını da bilerek direnişleriyle ortaya koyuyor zaten.

Hükümetin direniş karşısında hukuksuzluğun ve kişiye özel uygulamanın da itirafıyla yaptırmak zorunda kaldığı avukat görüşünün açıklamasını YSK’nın İstanbul seçimlerinin iptal kararıyla aynı gün olan 6 Mayıs’a denk getirmesinin tesadüf olmadığını görmekteyiz.

6 Mayıs tarihinin Türkiye devrimci hareketi açısından kara bir gün olan Denizlerin idam tarihi olması, Önder Apo’ya yönelik Şam’da gerçekleştirilen 1996 suikast girişiminin yıldönümü olması ve görüşmenin bazı çevrelerce bilinçli bir şekilde seçimlerle ilişkilendirilerek Önderliğe yönelik bir itibar suikastının amaçlandığı görülmektedir.

Hükümet açlık grevi direnişleri sonucu geri adım atıp da bunun İstanbul seçimlerinde Kürt oylarında bir ranta çeviremeyeceğini görünce milliyetçi oyları konsolide etmek için yeni bir savaş hamlesiyle pençe adın da bir operasyona girişti.

Daha öncede basına da yansıyan Türkiye ittifakı bağlamında Xakurkê operasyonun başlangıç tarihinin 57. Hükümetin (DSP-MHP-ANAP) kuruluş tarihiyle (28 Mayıs) aynı olması da düşündürücü diğer bir husustur.

Yazımızın başlığında söylediğimiz tarihler, gelenekler ve ruhlar işgalciler açısından böyle olabilir ancak direnişçilerin tarihi ile beraber işgalcilerin sonunu hatırlatmak daha doğru olacaktır.

AKP-MHP ve yeni ortakları iyi bilmelidirler ki;

Çöktürme savaşlarında Cizre’de Mehmet Tunç, Asiye Yüksel şahsında Binevş Agal geleneği ve ruhundan ne cevap aldılarsa, Nusaybin’de serhildan ruhu ile şekillenen görkemli direniş karşısında ne yaşadılarsa, Sur’da şehir savaşlarının Egid’i Çiyager yoldaş karşısın da nasıl yenildilerse…

Leyla Güven ve açlık grevi sürecinin şehitleri şahsında 14 Temmuz ruhu karşısında nasıl çaresiz kaldılarsa…

6 Mayıs 1996 fiziki suikast girişiminde 30 Haziran 1996’da karşılarında nasıl bir bağlılık buldularsa, 6 Mayıs 2019 itibar suikastı girişimlerinde de aynı ruh ve bağlılıkla karşılaşacaklardır.

Xakurkê’de işbirlikçilerle giriştikleri bu savaşta Beritan çizgisi ve 1 Haziran ruhundan gerekli cevabı alacaklardır. Son 4 yıllık soluksuz savaş sürecinde kimin büyüyüp güçlendiği, kimin çökme aşamasına geldiği bunu açık göstergesi olup, Xakurkê savaşı tarihi işbirlikçiliğe de ağır darbe vurma potansiyelindedir.

Tarihlerinin peşinden gittiklerini söyleyen Osmanzadelere birkaç hatırlatmayla yazımızı sonlandıralım.

1 Kasım 2015’te yeniden inşasına giriştiğiniz saltanatınızın sonunu görmek için 1 Kasım 1922 tarihine, açık gizi koalisyonlarınızın sonunu görmek için de 57. Hükümetin sonuna ve o hükümetin de ortağı olan ortağınız Bahçeli’nin siyasi hayatına bakmanız ziyadesiyle öğretici olacaktır.

Yazarın diğer yazıları

    None Found