Tarihsel belleğin yitimine karşı bir var oluş mücadelesi olarak sanat – Esra MİKYAZ

Tarih, her topluluk ya da birey açısından başka yazılıp, çizilir ve anlatılır. Herkes kendi var oluşunu ürettiği, yarattığı toplum, birey ve tarih hikayeleri ile renklendirip, çeşitlendirir. İyiyi, doğruyu, güzeli olması gerekeni anlatmak için doğruyu yontar. Tabi bu durum geçmişi anlatmak için değil günü, anı tanımlamak anlatmak içinde yapar.

Tarihin birçok kesitinde düşünce sistemleri dünyanın oluşumunu nasıl anlatacakları üzerinde epeyce kafa yormuş var oluşlarını da bu minval üzerinden sağlamışlardır. Tek tanrılı dinler, bilim, sanat akımları, felsefe bunların her birinin dünyanın nasıl oluştuğuna dair kelamları var. Kelamlarını edip, eylemlerini de bu form üzerinden inşa ederler. Sabah ne zaman kalkacağı, ne yiyeceği, nasıl yiyeceği, ne zaman uyuyacağı, ne giyeceği, nasıl giyeceği bunların hepsini anlatmaya öğretmeye çalışır. Kısacası yaşam onun üzerinden kurulur. Dini ve felsefi akımlar bir önerme ortaya koyarlar. Tabi bunlardan herhangi birini önemseyen, ciddiye alan, kendine yakın bulan yönetim sistemleri de bu önermeleri geliştirirler. Yakın tarihte kurulan yönetim sistemlerinden en önemlisi de ulus devletler. Ulus devletler dünyanın nasıl kurulduğuna dair tek tanrılı dinlerden birini seçmişler ve ağırlıklı Hegel Felsefesini benimsemişler. Ulus devletler öyle bir tarihsel bellek oluşturmuşlardır ki özel olarak tarih ile ilgilenmeyen bir çok insanın zihninde ulus devletler ezeli ve ebedi bir oluşummuş gibi oturmuştur. Başı sonu yok gibidir. Bunun temelinde anlattıkları hikayeler, edebi anlatımlar vardır. İşte bu anlatımlara sanat ile ulaşırlar. Sanat daha çok yönetim kabiliyetlerini sürekli kılmak için kullandıkları bir araç halindedir.

Bu anlamda son iki yüzyıllık yönetim biçimi olarak inşa edilen ulus devlet sanata oldukça önem vermiş. Çünkü kuramsallığının ve kurumsallığının devamını sağlamak oldukça önemlidir. Asla kırılmak, dökülmek, yenilmek istemezler. Bu nedenle yalanda olsa kendilerine hikaye uydurmak zorunda hissedeler. Türkiye’de doğup, büyüyen, eğitim görenler için Güneş Dil Teorisi bunun için önemli bir örnek. Baştan beri Anadolu topraklarında Türkler var olduğunu iddia eder. Sanki o topraklar hep “Türk”lüğe aitmiş gibi bir his uyandırmaya çalışır. Kürtler, Rumlar, Çerkesler, Asuriler, Ermeniler o toprağın birer yabancısı, işgal etmeye gelmiş güçler olarak estetize edilmeye çalışılır.

İktidarlar kendilerini sürekli kılabilmek için toplumun kendini yaşattığı tüm değerleri kullanmaya çalışır. Son iki yüz yıllık tarihi kesitte varlığını sürdüren ulus devlet toplumsal değerlerin posasını çıkarırcasına kullanır. Sanat da bu değerlerin başında gelir. Toplum doğası kendini sonsuz, ölümsüz, sürekli kılabilmek için sanatsal üretime geçiş yapmışken, bu değeri ulus devlet kendisini sürekli kılmak için kullanır.

Düşünelim, toplum yaşamı anlamak, anlatmak ve yaşanılır kılmak için en metafizik yollardan birini üretmiştir. İnsan sanatla kültürel yaratımlarla kendisine has bir evren yaratmak ister. Sanatla kültürel yaratımlarla güzeli çirkini bir birinden ayırt etmek ister. Bu ürettikleriyle birlikte hep var olacakmış gibi hisseder. Acılarını, mutluluklarını, öfkesini, tepkisini, aşkını, sevgisini, beğenisini daha sayabileceğimiz birçok duygusunu sanatsal ürünlere akıtır. Kültür ve sanat yoluyla toplum da sürekliliğini sağlar. Atina yönetiminin beceriksizliğini ve yetersizliğini eleştirmek için bu ülkede yaşanmaz deyip, “Kuşlar-Bulutlar Ülkesi”ne sığınırlar tiyatro oyununda. Aristophanes “Eşek Arıları” oyunuyla Atina Mahkemesinin adaletsizliğini eleştirir. Tabi bu eleştiriler yerlerini bulur, çünkü utanç duyar ilgili yönetimler, bu sanatçıların diline düşmemek, insan içine çıkabilecek yüz bulabilmek için aynı hataları yenilemekten kaçınırlar. Sanatın bir de böylesi bir yönü vardır. Toplumda sadece yaşanılanı da göstermez sanat bir de yaşanmak istenileni anlatmaya çalışır. İnsan hafızasında yeni kıvrımların oluşmasına yol aldırır. Ufkunu genişletir, genişletir ki daha iyi, güzel bir yaşama koyulsun insanlık. Hep daha güzelin aranmasına neden olur. tabi ki sanatın tanımına dair ekleyeceğimiz oldukça fazla konu vardır. Kısmi olarak ben bunları anlatmak istedim.

Tam da bu özelliklerinden dolayı sanat iktidarın elinde kullanım aracına dönüştürülmek istenir. Tabi teknik ilerledikçe sanat da farklılaşıp gelişti. Dolayısıyla sanatın tüm çeşitleri iktidar karşıtları içinde iktidarlar içinde yeniden yeniden üretiliyor. Güçler, karşıtını eleştirmek, değiştirmek, dönüştürmek, kötülemek, yok etmek ya da ortada kalanı kapmak için kullanıyor. Şimdi iktidar karşıtları için imkanlar daha fazla. Evet iktidarların da imkanları çok. Örneğin para pul onlarda gani. Tekniğe ulaşma imkanları da çok. Çalıştırdıkları insan sayısı da daha fazla.

İktidar karşıtlarının imkanları azımsanacak gibi değil. İmkanın en büyüğü düşünsel ve yaşamsal üretim. Dikkat edersek iktidar karşısında yürütülen direniş insanları birleştirdi, birleştiriyor. Bunun için en iyi örnek DAİŞ karşısında mücadele yürüten Kürtlerle dünya halklarının dayanışması. Başta bölge halkları olmak üzere dünyanın her yerinden feministler, anti faşistler, anarşistler, sistem karşıtları mücadelenin bir yerinden dahil oldular. Kollektif mücadele ile DAİŞ’i yenilgiye uğrattılar. Bu direnişten binlerce hikaye çıktı, çıkmaya devam ediyor. Tabi bu direnişe denk, bu direnişi anlatacak, görünür kılacak sanat ürünleri oluşturulamadı. Çok kısmi olarak üretilmeye çalışılıyor. Yürütülen o savaşın ortasında gazetecilik yapmış olmama rağmen bu üretimlerin bazılarını izlediğimde gerçeğinden daha fazla etkilenmediğimi söylersem yalan olur. Tabi bu üretimler inanın bu direnişin %1’ini dahi anlatmakta yetersiz. Yine vurguluyayım üretilenler oldukça önemli, anlamlı yerini de buluyor.

Egemenler olmayan hikayeler uydurup, hepimizin gözünü kör etmeye çalışırken, anti faşist güçlerin bu kadar kısır kalması sanırım hepimiz için bir özeleştiri konusu. Sadece özeleştiri de değil, direnişin geliştiği gibi kolektif ürünler çıkarmak için bir araya gelip yormak, yorulmak gerek. Çünkü DAİŞ’e destek olan, DAİŞ ile mücadele edenleri hep bir şekilde engelleyen güçler medyayı, sinemayı kullanarak gerçekleri ters yüz etmeye çalışıyorlar. Sanki DAİŞ ile savaşan Kuzey Suriye halkları değilmiş gibi bir algı oluşturmaya çalışıyorlar. Toplumu belleksiz, tarihsiz kılmaya çalışıyorlar. İnsan hayrete düşmeden edemiyor. Belirttiğimiz tarih öyle çok uzak bir tarih de değil. Başta Kürt kadınlarının ve Suriye halklarının DAİŞ karşısında yürüttüğü savaşı insanlık medyadan canlı canlı izledi. Yüz binlerce insan bu savaştan etkilendi. Milyarlarca insan medya sayesinde bu savaşın tanıklığını yaptı. Ama Türk devleti sanki bu tarih hiç yaşanmamış gibi bir anlatım içine giriyor. Tabi bu konuda PDK ve onu destekleyen güçler de onlardan arda kalmıyorlar. Yakın tarihi bile ters yüz etmeye çalışıyorlar.

Türk devleti DAİŞ karşısında savaşanları İslamafobik, terörist vb yaftalarla yargılamaya çalışırken gerçekleri ters yüz edecek birçok film, dizi, hikaye üretmeye çalışıyor. Güneyli güçlerde sanki Şengal halkını terk eden onlar değilmiş gibi bir dil ile hem siyaset yapıyor hem de sanatsal ürünler oluşturmaya çalışıyorlar. Toplumsal tarihi böyle bozuma uğratmayı egemenin, erkeğin kahve muhabbeti deyip geçiştirmenin kazandıracağı tek bir şey yoktur. Ama buna dur demek için toplumsal sanatı üretmek gerek. İnsanlara onları izlemeyin demekle sorun çözülmeyecek. Sanat kolektifleri sinema komünleri, tiyatrolar vb çalışmaları destekleyecek, üretecek birlikler oluşturmak hem düşünsel hem de maddi olarak desteklemek daha iyi olmaz mı?

Türk devleti şimdileyin Türklük tarihini yeniden yazan bir sürü dizi, film, çizgi film hazırlıyor, yayınlıyor. Ama bunun karşısında da birileri çıkıp bunları izlemeyin diyor, yasaklansınlar diyor. Acaba bu söylem anti kapitalizmin kapısından geçmemize izin verir mi yoksa kapitalizmden medet ummak olmaz mı? Açıkçası insan yeni yapılan filmleri görünce evet olabilir, yapılabilir diyor. Diğeri oldukça basmakalıp bir ezberden ibarettir diye düşünüyorum.

Egemenler tarihsel belleğin yitimi için sanatı kullanıyor. Bunu ters yüz edecek hakikati yeniden üretecek ve hakikate yeni anlamlar katacak sanatsal üretime ihtiyacımız her zamankinden daha fazla…

Yazarın diğer yazıları

    None Found