Tavan yapan ırkçılık

Geçen 21 Mart tarihi sadece Newroz günü değil aynı zamanda “Uluslararası Irkçılıkla Mücadele Günü“ydü.

21 Mart 1960 tarihinde Güney Afrika’da ırkçı rejimin eşitlik ve özgürlük isteyen kitleye ateş açıp birçok insanı katletmesini ve buradan hareketle ırkçılığa karşı daha duyarlı olunması ve bunu daha görünür kılmak adına Birleşmiş Milletler 1966 yılında 21 Mart gününü “Uluslararası Irkçılıkla Mücadele Günü“ olarak benimsedi.

Aradan yıllar geçmesine tarih boyunca bu konuda büyük trajediler yaşanmasına rağmen yeterince ders alınmadı. Şöyle bir kendi ahval-i perişanımıza bakalım:

Türkiye siyasetinde milliyetçilik ve dolayısıyla ırkçılık tavan yapmış durumda. Partiler milliyetçilik konusunda biribiriyle yarışıyor. Buna muhalefet de dahil oldu. Kılıçdaroğlu: "Ülkücü kardeşlerime söylüyorum. Hiç kimse endişe etmesin bu kardeşiniz de vatanseverdir, milliyetçidir" dedi. Bence de kimse bu konuda endişe etmemeli. Elhak doğrudur, kendisi de kendinden öncekiler de, partisi de hep öyle oldu zaten.

Parti bayrağındaki siyasi programını oluşturan altı ilkeyi ifade eden oklardan biri “milliyetçilik” değil miydi? Bu okla birçok  şey canevinden vurulmamış mıydı?

Sadece partiler değil parti tabanları gibi tabanları da milliyetçi damarlarını kabartmış vatanseverlik yarışındalar. Buna vatansever(!) münevverler de dahil, yalaka kalemşorlar, medya ahkamcıları da dahil.

***

 Kavramlara herkes kendince bir anlam yüklemeye çalışıyor ama bu gerçeği yok etmeye yetmiyor.

Tarihsel gelişim olarak uluslaşma sürecinde misyonunu tamamlayan milliyetçilik dönem sonrasında kulvar değiştirerek artık gerici bir karaktere bürünmüştür. Milliyetçilik toplumda ‘kendiliğinden’ oluşan bir dalga değil. Devlet politikaları sonucunda oluşturulup örgütlenen bir ihtiyaçtan çok ihtiyaç haline getirilmiş bir olgu. Uluslaşma sürecindeki işlevinin akabinde hızla şovenizme ve üstünlük taslayan bir ırkçılığa evrilmiş, ötekileştirme ve ayrıştırma siyasetinin bir aracı haline getirilmiştir. Milliyetçilik yerine kendini ulusalcılık adı altında ifade eden tayfa da bundan muaf değildir.

İktidar her tür baskıyı vatan elden gidiyor argümanıyla oluşturduğu bu yapı sayesinde ve desteğinde uygular. Bu anlamıyla milliyetçilik ve faşizm birbirini besleyen yapılardır. Milliyetçilik kendi ırkının dışında kalanları dışlıyor, ötekileştiriyor ve baskı uyguluyorsa faşizme evrilmiş demektir.

***

Herhangi bir ulusa, ırka mensup olmak insana artı bir meziyet yüklemez. Herhangi bir etnisiteye sahip olmak, başkalarından ne eksik ne fazla olma duygusunun ötesinde üstünlük taslamak ya da benzeri anlamlar yüklemek ırkçılıktır.

Günümüz sorunlarının birçoğu bu zehrin şırınga edilmesiyle ilgilidir. Günümüzde iyice ırkçı bir karaktere bürünen, lümpenliği de yedeğine alıp kendini vatansever (!) maskesiyle bu ülkenin biricik sahibi olarak gören, kendi gibi olmayanı yok sayan, farklı olanı dışlayan hain olarak gören bir yapıya, vahim bir hastalığa dönüşmüştür. İşin acı yanı  bu yapıdan insanlar  birer ırkçı olduklarının da farkında değillerdir.

/**/

"Irkçılık ideolojik bir düşünce değil, aksine psikolojik bir hastalıktır." Der Malcom X. Bu hastalıkla mücadele etmek kendini bu hastalıklardan uzak tutabilmiş herkesin görevi olmalıdır.

Yazarın diğer yazıları