Tayyip’in alternatifi Kılıçdaroğlu olabilir mi?

Demokratik Suriye Güçleri tarafından yürütülen Reqa’yı özgürleştirme hamlesi başarıyla ilerliyor. Daha 5 Haziran günü başlar başlamaz Ortadoğu’daki dengeleri sarsan bu hamlenin, zafere doğru ilerledikçe tüm dengeleri altüst edeceği anlaşılıyor. Bu çerçevede Irak ve Suriye’deki çelişkili ve çatışmalı durumun derinleşerek ve yayılarak süreceği görülüyor. İşte böyle bir ortamda İran Genel Kurmaybaşkanı Türkiye’ye geliyor ve üç gün boyunca siyasi ve askeri yöneticilerle görüşmeler yapıyor. Dahası kendisinin İran Dini Lideri Ayetullah Hamaney’in izniyle geldiğini söylüyor. Bir yerde Ayetullah Hamaney’in ve devletin temsilcisi olarak geldiğini ifade etmiş oluyor.

Peki İran Genel Kurmaybaşkanı ile TC yetkilileri neleri görüşüp konuşuyor? Kuşkusuz bu soruya cevap vermek hem kolay ve hem de zordur. Kolaydır, çünkü her iki devletin de yeminli Kürt düşmanı olduğu ve Ortadoğu’da ulus-devlet statükosunu ayakta tuttuğu bilinmektedir. Bu nedenle, Kürtlere karşı mücadelede ittifak ile ulus-devlet statükosunu korumada dayanışmayı görüştükleri bir sır değildir. Cevap vermek zordur, çünkü sorunlar bunlarla sınırlı olmayıp çok ayrıntılıdır ve de söz konusu iki devlet Ortadoğu genelinde birçok alanda çelişkili ve çatışmalıdır. Yani bölgenin rakip iki hegemonik gücüdürler. 

Çeyrek asırlık Üçüncü Dünya Savaşı’nın açığa çıkardığı şu gerçek artık herkes tarafından bilinmektedir: Ortadoğu’da ulus-devlet statükosunu değiştirebilmek ancak Türkiye ve İran’da değişiklik yapmakla mümkündür. Çünkü Arabistan’da yaşanan değişiklikler kalıcı bir sonuç vermemiştir. Bu nedenle, hem küresel sermaye sisteminin bölgeye yönelik müdahaleleri artık giderek daha fazla Türkiye ve İran’ı hedeflemekte, hem de başta Kürtler olmak üzere bölge halklarının gelişen özgürlük ve demokrasi mücadeleleri Türkiye ve İran’da değişimi dayatmaktadır. Türkiye ve İran’da demokratikleşme olmadan bölgede kalıcı demokratik sistem oluşamaz.

Bunlar çerçevesinde TC ve İran devletlerinin öncelikle Kürtlerin ve diğer halkların özgürlük ve demokrasi mücadelelerini engellemek ve zayıflatmak için aralarında yapabilecekleri ittifakı görüştükleri açıktır. Bu çerçevede KDP’nin referandum çabasını görüşmüş olabilirler. Ancak bunun öncelik oluşturduğunu sanmak yanılgıdır. Çünkü TC ve İran devletleri ayrı ayrı cephede dursalar da, KDP referandumunun yaratacağı olası bir Kürt-Arap savaşına karşı çıkmazlar; tersine böyle bir savaşı kendi çıkarlarına bulurlar. Bu nedenle, TC ve İran devletlerinin esas olarak PKK’nin geliştirmeye çalıştığı Özgür Kürdistan ve Demokratik Ortadoğu mücadelesini birlikte engellemek için ittifakı tartıştıkları kesindir. Bu konuda özellikle TC yönetiminin İran’ı PKK ile çatıştırmaya çalıştığı ve bunun için birçok taviz vermeyi önerdiği kesin gibidir. Zaten bu durum görüşmeler sırasında basına da yansımıştır.

Peki söz konusu pazarlıkların sonuçları acaba ne olmuştur? Kuşkusuz kesin sonuçları tam bilemeyiz. Fakat genelde Kürtlere ve özelde PKK’ye karşı birlikte mücadelede belli bir ittifak oluşturdukları kesindir. Yine özellikle ABD baskılarına karşı birbirine destek verme ve Ortadoğu’daki mevcut statüyü koruma konusunda da belli bir ittifaka ulaşmışlardır. Ancak bu genel belirlemelerin ayrıntıları konusunda her iki devletin ne kadar anlaşabileceği pek belli değildir. Çünkü Ortadoğu’da iki temel rakip konumundadırlar. Aralarında sürekli bir çelişki ve çatışma vardır ve bu nedenle her zaman çıkarlarını uzlaştırmak zordur. 

İşte Kürt merkezli olarak İran, Irak ve Suriye cephesinde bunlar yaşanırken, bir de Türkiye’nin içinde yeni bir Erdoğan-Kılıçdaroğlu kavgası geliştirilmeye çalışılmaktadır. Kavgayı başlatan ve tırmandırmaya çalışan Tayyip Erdoğan’dır; burası önemlidir ve sürekli akılda tutulmalıdır. Kemal Kılıçdaroğlu ise, “Bu temelde önünün kesilmek ve tasfiye edilmek istendiğini” söylemektedir. Burada kastedilen 2019’da yapılacağı söylenen cumhurbaşkanlığı seçiminde Kemal Kılıçdaroğlu’nun aday olup da cumhurbaşkanı seçilmesinin engellenmesi olmaktadır. 

Peki buradan hangi sonuçlar çıkıyor? Besbelli ki CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, eğer yapılırsa 2019 cumhurbaşkanlığı seçiminde aday olmaya ve Tayyip Erdoğan ile yarışmaya karar vermiş bulunuyor. Artık kendisine yönelik her türlü söz ve eleştiriyi bu eksende değerlendiriyor ve dolayısıyla Tayyip Erdoğan’ın sözlerini de böyle ele alıyor. Bu temelde kendisinin yıpratılmak ve önünün kesilmek istendiğini düşünüyor ve söylüyor. Ancak acaba gerçekten böyle midir? Yoksa bunun tersi mi doğrudur? İşte bu çerçevede son ağız dalaşı üzerinde durmak gerekiyor.

Herhalde sondan başlamak en doğrusudur. Her şeyden önce, Kemal Kılıçdaroğlu aday olursa Tayyip Erdoğan’a karşı cumhurbaşkanlığını kazanamaz; tersine Tayyip Erdoğan’ın cumhurbaşkanlığını yeniden kazanmasını sağlar. Bu nedenle, söz konusu atışma Kılıçdaroğlu’nun önünü kesme hareketi değil, tersine Tayyip Erdoğan’ın önünü açma hareketidir. Söz konusu atışmayı Tayyip Erdoğan’ın başlatması ve sürdürmeye çalışması da bunu göstermektedir. Dolayısıyla yapılan partiler arası bir ideolojik-siyasi mücadele değil, esas olarak danışıklı bir dövüştür. Yani her iki kişiye de bunları yaptıran güç tektir ve şimdiden Türkiye’nin siyasi geleceği dizayn edilmeye çalışılmaktadır. 

Mevcut haliyle açığa çıkıyor ki, TC devletini geriden yöneten gizli bir güç gerçekten de vardır. Buna “Derin Devlet” mi denir, başka bir ad mı takılır; burası fazla önemli değildir. Önemli olan böyle bir gücün var olması ve devletçi siyasal partileri söz konusu liderler üzerinden yönetmesidir. Dikkat edilirse, üç parti lideri böyle tek bir siyasal güç tarafından santranç oynar gibi sevk edilmektedir. Tayyip Erdoğan yönetim erkini nasıl yöneteceği konusunda yönlendirilmektedir. Bahçeli ile Kılıçdaroğlu’na ise buna destek olacak şekilde rol oynatılmaktadır. Devlet Bahçeli’nin “Devletin bekası için” diyerek, kendisine söyleneni nasıl yaptığı açıktır. Son 16 Nisan referandum olayı bunu açıkça göstermiştir. Açık ki, Kemal Kılıçdaroğlu’nun durumu da bundan pek farklı değildir. Sıkıştığında Erdoğan Yönetimi lehine tutum aldığı gibi, normal zamanda demokratik muhalefeti bölerek ve engelleyerek de faşizmin yaşamasına destek olmaktadır.

Bu nedenlerle, söz konusu Erdoğan-Kılıçdaroğlu atışması Kılıçdaroğlu’nun cumhurbaşkanı seçilmesini engellemek için değil, tersine Tayyip Erdoğan’ın yeniden cumhurbaşkanı seçilmesini garantilemek içindir. Yani Erdoğan’ın alternatifi Kılıçdaroğlu değildir ve de olamaz. Kemal Kılıçdaroğlu’na Türkiye’de cumhurbaşkanlığını vermezler. Bunu herkes, tüm demokratik güçler ve en başta da CHP’liler çok iyi bilmelidir. Dolayısıyla Kemal Kılıçdaroğlu ile yürümek ve de cumhurbaşkanlığına aday olmak, yeniden Tayyip Erdoğan’ı cumhurbaşkanlığına seçtirmek olur. Kemal Kılıçdaroğlu dürüst ve iyi bir kişi olabilir, fakat Türkiye’yi yönetmeye aday ve uygun bir kişi değildir. En başta böyle bir karizması yoktur. Diğer yandan hem Kürt ve hem de Alevidir. Kürt ve Alevi sorununun en önemli sorunlar olarak çözümünü dayattığı bu ortamda Kılıçdaroğlu gibi birisi nasıl TC cumhurbaşkanı olacaktır? Kürt ve Alevi sorunları Kılıçdaroğlu ile nasıl çözülecektir? Dahası Kılıçdaroğlu hangi tarafta yer alacaktır? Horasan’dan geldiğini söylemek ve namaz kılıp dua ediyor görünmek durumu kurtarmaya kesinlikle yetmez.

O halde, öncelikle herkes Kılıçdaroğlu’nun değişmesini istemelidir. Yoksa cumhurbaşkanlığına aday olmamasını, CHP’nin diğer demokrasi güçleriyle ortak bir adayda birleşmesini dayatmalıdır. Özellikle başta yönetimi olmak üzere tüm CHP camiası bu gerçeği görüp, şimdiden gereken tedbiri almalıdır. Ya Kılıçdaroğlu’nu cumhurbaşkanı adayı olmaktan vaz geçirmeli, ya da en iyisi yeni ve uygun bir genel başkan ile değiştirmelidir. Herhalde başarısız olmak için seçime girilmez. Böylesine ahmaklık denir. Bu nedenle Kılıçdaroğlu’nun değiştirilmesi şarttır. 

Yazarın diğer yazıları