Tayyip’in İdlib dengesi bozuluyor

ABD ve Rusya arasındaki çelişkileri kullanarak kendisine bağlı çetelerle Suriye’deki işgal ve ilhakını geliştirmek isteyen Erdoğan’ın kurduğu denge politikası, İblib’e yönelik operasyon ve uluslararası diplomasi sahasındaki gelişmelerden dolayı kendi ayaklarına dolandı.

ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo’nun Rusya ziyareti, İdlib’de Suriye ve Rusya’nın Türk devletinin himayesindeki çete gruplarına karşı başlattığı bombardıman, Erdoğan’ın İdlib’deki çeteleri için Rusya Devlet Başkanı Putin’i arayarak Suriye’yi şikayet etmesi, Türkiye’nin Suriye’de dengeye dayalı politikasının artık iflasa doğru gittiğini gösteriyor.

AKP’li Türk Cumhurbaşkanı R.Tayyip Erdoğan’ın ABD ve Rusya gibi iki süper güç arasındaki çelişkilere ve çetelere dayandırdığı Suriye’deki varlığı, özel olarak da İdlib politikasındaki denge politikası giderek Türkiye aleyhine bozuluyor.

Önceki akşam saatlerinde Suriye ve daha özel olarak da İdlib’in geleceğini çok yakından ilgilendiren bir diplomasi görüşmesi gerçekleşti.

ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo son yılların önemli diplomasi merkezlerinden birine dönüşen Karadeniz kıyısındaki Soçi kentinde Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile bir araya geldi.

İlişkiler yeniden düzenlenecek

ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo ve Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, Soçi’de 3 saatten uzun süren bir görüşme yaptı. Pompeo, ABD’nin İdlib’de yükselen tansiyondan duyduğu kaygıyı da Lavrov’a iletti.

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin de Mike Pompeo ile Soçi’de görüştü. Görüşmede Suriye, Afganistan, İran, Libya, Kuzey Kore ve Venezuela’nın ele alındığı açıklandı. 1 buçuk saatlik görüşme sonrası gazetecilere açıklama yapan Kremlin Dış Politika Danışmanı Yuriy Uşakov oldu. Uşakov, Rusya ve ABD’nin ilişkileri düzeltmeye ve yeniden aşamalı olarak iletişim kanallarını kurmaya başlamasından yana olduğunu aktardı.

Uluslararası konuların gündeme geldiği görüşmede Uşakov, ABD’nin Rusya karşıtı yaptırımlarının da ele alındığını belirtti.
ABD, Rusya’dan Türk devleti ile ilişkileri bulunan Heyet Tahrir El Şam (HTŞ) çetelerinin işgalindeki İdlib’e yönelik bombardımanın sınırlı tutulmasını istiyor.

Rusya da bombardımanın, kendi üslerine ve Suriye askerlerine saldıran çetelere yönelik misilleme olduğunu dile getiriyor ve bombardımanın sınırlı olduğunu belirtiyor.

Ancak operasyonun kısa bir süre içinde genişleyebileceğini bölgeyi yakından tanıyan gazeteciler ve siyasi gözlemciler dile getiriyor. Rusya ve Suriye rejiminin bombardımanı konusunda gazeteci Hediye Levent, Sputnik’e verdiği demeçte şunları söyledi: “Genel olarak Şam’dan yapılan değerlendirmelerden hem de sahadan gelen bilgilerden yola çıkarak şunu söyleyebiliriz. Henüz İdlib’e yönelik topyekün veri alınması için operasyonun başladığı söylenemez. Şu anki durum daha çok İdlib’in Lazkiye, Hama ve Halep’e açılan kısımlarını güvenlik altına alma yönünde görünüyor. Ancak durum çok ciddi. Yakın dönemde bir operasyon başlayabilir.”

ABD, 2018’den daha esnek

Şu anda ABD ve müttefikleri, Rusya’dan İdlib’e yönelik operasyonun sınırlı tutmasını isterken, şimdiki İdlib konusundaki tutumlarının da 2018’in sonbaharından çok farklı olduğunu söylemekte fayda var.

2018’in sonbaharında Rusya, Suriye ve İran İdlib operasyonunu başlatmak istemiş ancak ABD başta olmak üzere AB ve diğer uluslararası güçlerin tutumu oldukça sert olmuştu. Avrupa Birliği ülkeleri İdlib’e yönelik operasyonda milyonlarca insanın topraklarını terkedeceklerini, böylesi bir göçün Avrupa’ya çok olumsuz bir şekilde yansıyacağını ileri sürmüş ve operasyona karşı çıkmıştı.

ABD, Fransa ve İngiltere gibi devletler olası bir operasyona karşı savaş gemilerini Doğu Akdeniz’e yönlendirmişti. Batının bu hamlesi, İdlib’de himayesindeki çeteleri için kalıcı bir ateşkes isteyen Türkiye’nin lehine yeni bir dengenin ortaya çıkmasına neden olmuştu.

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Astana’nın diğer ortağı İran’ı devre dışı bırakarak Türk Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Soçi’de görüşmüş ve bu kentte 17 Eylül 2018’de Soçi Anlaşması’nı imzalamıştı. Anlaşmaya göre, Türk devletinin denetimindeki çeteler 10 Ekim 2018’e kadar İdlib’i çevreleyen 15-20 kilometre derinlikli alandan çekilecek, burası çeteler ve ağır silahlardan arındırılarak tampon bölge oluşturulacaktı.

Ancak, Türkiye Rusya’ya verdiği bu sözü yerine getireceğine, çetelerle Rusya ve İran arasında bir denge politikasını sürdürmeyi tercih etti. Vermiş olduğu sözü yerine getirmedi veya himayesindeki çetelere sözünü geçiremediği için taahütlerini yerine getiremedi.

Son olarak 25-26 Nisan 2019’da Kazakistan’ın başkenti Astana yeni adıyla Nur Sultan’da yapılan Astana 12 toplantısının ardından, Mayıs’ın başından beri Rusya ve Suriye rejimi Hama ve İdlib’in kırsalını yoğun bir şekilde bombalıyor. Hava ve topçu unsurlarının kullanıldığı bombardımanda rejim bir çok köy ve kasabayı çetelerden temizledi.

Astana 12’de Türk devletinin pozisyonuna ilişkin iki görüş bulunuyor. Bunlardan ilki Türkiye’nin Rusya ve İran’ın dayatmasıyla operasyonu kabul ettiği, hatta sınırlı bir operasyona destek olduğu şeklinde.

İkinci görüş ise ortaya çıkan durumun,  Türkiye açısından bir oldu bittiyi oluşturduğudur.

Bu görüşe göre İran ve Suriye, Rusya’nın Türkiye ile oluşturduğu denge politikasını artık kabul edilmez bulduğundan Rusya böylesi bir operasyonu başlatmak zorunda kaldı.

Tam da bu noktada başka bir parantez açmak da fayda var. Mayıs ayının başından bu yana geçen süreci değerlendiren ve bölgeyi yakından takip eden Kürt gazeteciler, yaptıkları analiz ve verdikleri röportajlarında ABD ve Rusya’nın Suriye için doğrudan temaslarda bulunacakları ve bu durumun da Türk devletinin bölgedeki varlığını daha da tartışmalı bir pozisyona getireceğini belirtiyorlardı.

‘Suriye ilişkimiz sabote ediyor’

Öte yandan Mayıs’ın ilk günlerinde başlayan hava saldırıları ve Suriye rejiminin topçu bombardımanı Türk devletinin en üst düzeyinde panik yaratmış durumda.

8 Mart’ta Türk ve Rus ordusunun İdlib çevresinde ortak devriye başlattığı müjdesini veren (!) Türk Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar ve Türk Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu geçtiğimiz hafta içinde sürekli Rus mevkidaşlarını arayarak İdlib’deki bombardımandan duydukları rahatsızlıkları dile getirdi.

Erdoğan’ın Putin ile yaptığı telefon görüşmesinde ise şimdiye kadar kurulan denge politikasının dağılma riski dile getiriliyordu.

Putin-Erdoğan görüşmesiyle ilgili ayrıntıları, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Fahrettin Altun pazartesi geç saatlerde Twitter üzerinden aktardı. Altun şu ifadeleri yazdı: “Cumhurbaşkanımız, rejimin son iki haftadır İdlib Gerginliği Azaltma Bölgesine yönelik ateşkes ihlallerinin endişe verici boyutlara ulaştığını; sivillerin yanı sıra okul ve hastanelerin hedef alınıp tahrip edilmesinin terörle mücadeleyle izahının mümkün olmadığını belirtmiştir. Cumhurbaşkanımız rejimin amacının İdlib’de Türk-Rus işbirliğini sabote etmek ve Astana ruhunu zedelemek olduğuna işaret etmiş…” 

 HABER MERKEZİ         

Yazarın diğer yazıları

    None Found