Tayyip’le kul arasına kimse giremez! Tayyip Allah’la kulun arasına girer!

23 Kasım 2017… Bundan bir hafta önce… Yer Pekin… Çin’in Merkezi Askeri Komisyonu’nun siyasi bölümünün sorumlusu, General Zhang Yang, yolsuzlukla suçlanınca intihar etti.

İki gün önce ise AKP medyasının en „müptezel“ isimlerinden Ahmet Kekeç, Cemal Süreya’dan mülhem bir çağrı yaptı:

Süreya Özal’a „gel birlikte intihar edelim“ demişti. Kekeç, Kılıçdaroğlu’na „sen de intihar et, ama bensiz“ diye bulaştı.

İş bu noktaya gelince, „intihar“ yöntemi, şahsın kendi pisliğini kendi eliyle temizlemesi gibi bir şey olduğuna göre, Zarrab davasının sonunda ve Kılıçdaroğlu’nun açıkladığı „Dünür dosyalarının“ hesabının görülmesinden sonra, Kekeç, acaba „Reis intihar etsin ama Türkiyesiz“ diyecek mi?

Paçasını kurtarmak için kalıbımı basarım ki, Erdoğan’ı ilk satacak olanlar, şimdiki Havuz Medyasının vitrinindeki müptezeller olacak.

Şu anda açıkça hissedilmese bile, AKP’nin zirvesi, Richter ölçeğiyle 8 şiddetinde bir depreme tutulmuş, sallanıyor. Geçen Salı günü yapılan AKP Grup toplantısında Erdoğan’ı dinleyenleri sanırım dikkatle izlemişsinizdir. Balkondaki paralı amigolar bağırıp çağırırlarken, salondaki vekillerin yarıya yakını Erdoğan’ı alkışlamıyordu. Damat kayınpederi konuşurken, neredeyse sakallarını yolacak gibi çekiştirip duruyordu.

Amigolar kokuyu almıştı. Erdoğan’ın içine yuvarlandığı ruhsal çöküntüyü kavramıştı. O nedenle, durup dururken, yerli yersiz „dik dur eğilme, bizim balkon seninle“ diye bağırıyorlardı.

Balkondaki sloganlar „leblebi koydum tasa gız annem“ nağmesinden adapte „receeeep tayyip erdoğan“ sloganıyla, demin işaret ettiğim „dikine dur, sallanma“ sloganından ibaretken, ansızın bir gariplik oldu.

Erdoğan „yakınlarının ve taraftarlarının“ kendisinin adına dümen döndürdüğünü itiraf etmeye başladı. Onbeş yıllık iktidarında bu konuda tek söz etmeyen adam, birden bülbül oldu, Belediye Başkanlarından devlet bürokrasisindeki kapıcıya kadar önüne gelenin „bu işin yapılmasını beyefendi istiyor, reis emrediyor“ diyerek halkın vergilerini yağmaladığını açıkladı.

Bu tamam. Hep böyle oluyor. Hemen yanıbaşındakileri satarak ayakta kalıyor. Ama bu defa kantarın topuzu kaçtı. Erdoğan kendini tutamadı ve „haşa“ „benimle milletim arasına kimse giremez“ benzeri laflar etmeye başladı. Allah’la kulun arasına kimsenin giremeyeceğine dair İslam akidesinin tıpkısının aynısı bir ifadeydi bu. Oysa Tayyip’le millet arasında önce TBMM olmalıydı, ardından yargı, yürütme, vali ve ötekiler. Adam „tek adamım“ deyince işte böyle yoldan çıkıyor ve „benimle kul arasına kimse giremez“ diye zırvalıyor.

Ve o ana kadar, yavşak bir taşkınlıkla, „dik dur, enseyi karartma“ gibi müşevvik sloganlar atan balkon ve salon, birden bire huşu içinde titredi ve hep bir ağızdan „Allahuekber“ diye bağırmaya başladı.

„Benimle kulun arasına kimse giremez“ lafındaki „Benim“ kelimesi, hazirunun bilincinde doğal olarak „Allah“ kelimesine dönüştü ve kitle „Allah büyüktür“ anlamında „Allahuekber“ diye bağırırken, „Allah büyüktür, Reis de büyüktür, en büyük Reis başka büyük yok“ diyerek dinden imandan çıkmaya başladı.

Vallahi tövbe. İnsan yazarken bile siz mü’minler adına bir acayip oluyor.

Kemal bey Kemal bey olalı böyle isabetli bir laf etmemişti. „Kutuyu“ açarken Erdoğan’a seslendi, „yanına doktorunu al“.

Tam isabet. „benimle millet arasına kimse giremez“ diyen adamın doktora ihtiyacı olduğu kesin. „Tek adamlıktan“ neredeyse Allah’a „şirk koşmaya“ doğru sürüklenen kişiye ne deseniz azdır.

Artık Saray rejiminin krizi derinleşti. Bundan sonrası ya Erdoğan gidecektir ya da Erdoğan tüm Türkiye’yi ateşe verecektir.

Bir başka çıkış kalmamıştır.

„Erdoğan’la millet arasına kara kedi girmiştir.“ Uğursuzluk gelip çatmıştır. Sarayın bahçesinde ısırganlar bitmiş, bacasında baykuşlar ötmüştür.

Ya Türkiye ya Erdoğan. Seçin beğendiğinizi…

Yazarın diğer yazıları