Tayyip’ten Abdülhamit Han çıkar mı?

Bir Türk, bir Alman, bir İranlı, ülkelerindeki seçim sistemini tartışıyorlarmış. Alman gizli oy, açık sayım sistemini ve ileri teknoloji sayesinde en geç 3 saat içinde sonuçların bilindiğini ballandıra ballandıra anlatmış. 

İranlı,“bütün bunlara ne gerek var, bizde kimin kazanacağı seçimden önce bellidir” demiş. 

Türk, “bizde seçimler açık oy, gizli sayım yöntemiyle yapılır. Sayım sonucunda kazanması gerekenin oyları yine de az çıkarsa, önceden hazırlanmış oylar ilave edilir" demiş.

Meğer saray ve padişahçılık oyunu ne kadar da eğlenceliymiş. Demek ki devlet imkanları istendiği gibi kullanılır; edepsizlik ve hayasızlık pişkinlikle geçiştirilirse her şey mümkün olabiliyormuş. 

Referandumla birlikte Tayyip Erdoğan’ın Abdülhamit sevdası, ütopyadan gerçeğe dönüşüyor. Çankaya’dan Beştepe’ye taşınmalar; cumhuriyetin kuruluşundan beri kullanılan köşk yerine büyük saray hevesi, hepsi bir planın parçasıymış. Abdülhamit Han dizileri, yeniden diriltilmeye çalışılan Osmanlıcılığa övgüler, toplumu, Erdoğan’ın saltanatına alıştırma egzersizleriymiş. 

Doğrusu Tayyip Erdoğan, saray ve sultanlık için bir emsal seçecekse en uygunu, Osmanlı İmparatorluğu’nu batıran Abdülhamit olurdu.

1894 -1895 – 1896 yılları, Abdülhamit’in baskı, sansür uygulamaları eşliğinde muhaliflere yönelik toplu gözaltıların, sürgün ve toplu cinayetlerin işlendiği yıllardır. Tayyip Erdoğan da bu politikayı 2005 yılından beri Kürtlere, 2013 yılından itibaren de tüm muhaliflere uygulamaktadır.

Abdülhamit’in muhalif gördüğü herkesi yargıladığı ve mutlak surette cezalara çarptırdığı, adına “mahkeme-i fevkalade” dediği özel mahkemeleri vardı. Bu olağanüstü mahkemelerin verdiği kararlar kesin olup, itiraz edilemezdi. Tıpkı Tayyip Erdoğan’ın bugünkü Ağır Ceza, Yargıtay, YSK ve AYM gibi uyduruk mahkemeleri gibi.

Abdülhamit diktatörlüğünde muhaliflerin ihbarcılara konu olması, tutuklanarak hapse atılmaları sıradan ve gündelik olaylardandı. Kimin ne zaman ve hangi bahane ile tutuklanacağının bilinmediği; Tayyip Erdoğan’ın 100 bin civarında siyasetçi, kamu görevlisi, işveren, aydın, yazar ve yurtseveri tutuklatması gibi.

Osmanlı İmparatorluğu’nda hiçbir padişah Abdülhamit kadar Ermeni düşmanlığı yapmamıştı. Türklerden binlerce yıl önce, bu toprakların yerleşik halkı olan Ermenileri göçe zorlayarak topraklarına, evlerine ve mallarına el koyan da, Ermeni Soykırımının da asıl mimarı Abdülhamit’tir. 

Tayyip Erdoğan da azılı ve iflah olmaz bir Kürt düşmanıdır. Kürt kentlerini ve ilçelerini yakıp yıkarak; katliam ve toplu göçertmelerle Kürdistan’ı boşaltmak en büyük özlemi ve hedefidir.

Sultan Abdülhamit katliamlar için Hamidiye Alayları kurmuştu, Erdoğan da Osmanlı Ocakları denilen bir şebeke kurdu.

Abdülhamit 13 Şubat 1908’de meclisi kapatarak ve anayasayı askıya alarak, Osmanlı toplumunu karanlık bir döneme sürüklemişti. Tayyip Erdoğan ise 16 Nisan 2017 tarihindeki hile, hırsızlık ve müdahale ile gerçekleşen gayrimeşru referandum seçimi ile karanlık bir süreç başlatmış oldu. 

Artık meclis diye bir organ; hükümet, bakanlar, alt derece mahkemeler, yüksek mahkemeler, üniversite vb hiçbir kurum ve organ olmayacak; bütün bunları diktatörün kendisi bizzat yürütecektir. Bu yetkilerle birlikte Erdoğan, sarayını, saltanatını ve ailesini korumak için kesintisiz bir savaşa hazırlanmaktadır. 

İçeride bu kadar sıkıntı ve dışarıda bu kadar kuşatma varken Erdoğan neden savaş istesin?

Kendisi Osmanlı Meclis-i Mebusan üyesi iken, 19 Temmuz 1915 tarihinde katledilen Krikor Zohrab, zor ve sıkışık zamanlarda Türklerin ruh halini, 18 Kasım 1914’te günlüğüne yazmış;

“Türkler bu savaş ile ülkenin içinde bulunduğu çöküşün üstesinden gelmeyi, yeniden canlanmayı umut ettiler. Türklerin bu ızdırabı tembellikten kaynaklanmakta ve sadece çalışıp üreterek giderilebileceğini göz ardı etmekte; çalışmaktansa ölmeyi tercih etmektedirler. Bunun için de biraz cesaret ve şans gerektiren savaşmayı kolaylıkla seçiyorlar.”

Krikor Zohrab’ın sözünü ettiği, kumarcının ruh hali ve kumar hastalığıdır. Bugün de aynen devam etmekte; Suriye’de, Rojava ve Irak’ta atılan zarlar “hep yek” gelmektedir. 

Abdülhamit de siyaseten kumar oynamayı severdi. Fakat gemi ile Malta’ya kaçan Abdülhamit değil, Sultan Vahdettin’dir.

Erdoğan kaçarsa şayet, Türk devleti adına dolar borçlandığı; servetini taşıdığı ve özel yatırım yaptığı Qatar’a kaçacaktır. 

Haa…Abdülhamit sarayda ölmüştür. Kimi tarihçiler zatürreden, kimi ise, “inme”den öldüğünü söylerler.

Yazarın diğer yazıları