TC, bir de Efrîn ile yargılanacak

Türk devleti Efrîn’de soykırım suçu işliyor. Türk devleti, neden Efrîn’e, Efrîn halkına bu kadar düşmanlık besliyor? Efrîn’de Türk devletinin bu kadar vahşet uygulamasını gerektirecek ne vardı, ne oldu?

Efrîn, Kürt halkı için özel bir öneme sahiptir. Dayandığı kadim kültür, tarımla, toprakla kendini işleyen paha biçilmez bir kültür, kadının sesinin kısılamadığı bir ana yanlı toplumsal yaşam vardır Efrîn’de. Ve bu özelliklerin her biri doğalında Türk vahşetini üzerine çekmek için yeterlidir.

Ancak Türk devletinin Efrîn’de soykırım suçu işlemesinin nedenleri salt bunlar değildir.

Önder Apo, Suriye’de yirmi yıl kaldı ve o dönemler yılların çokluğundan da öte, orada olduğu zamanlarda Kürt ve Kürdistan’ın tarihsel toplumsal gerçekliğini yeniden inşa etti. TC, 1998’de Suriye’yi Önderliğin varlığından dolayı vurmakla tehdit ederken bunun farkındaydı. Önderliğin Suriye’de kalışı, orada savaşçı eğitmesi, orada mücadelenin en temel dinamiklerini oluşturması karşısında soykırım zihniyetinin öfkesi büyüktü. Bu öfke ile 1998 yılında Suriye TC tarafından tehdit edilmiş, Önder Apo Suriye’den çıkmıştı. Ancak yirmi yıl emek verdiği topraklarda Önder Apo fikirlerinin gün yüzüne çıkıp yeşermesi uzun sürmeyecekti.

Suriye’de savaşın başlaması tüm dünyanın ilgi odağı haline gelmesini, iki kutuplu dünya gerçeğinin yeniden uygulamaya geçişini getirdi.

Böyle bir savaş ortamında, Türkiye soykırım hafızasına bakarak Kürt Özgürlük Hareketi önderini yirmi yıl boyunca konuk eden ve filizlenip halklaşmasına zemin olan Suriye’ye karşı saldırıya geçmişti. Türkiye’nin özgür suriye ordusuna desteği dikkate değerdir. Öfkeli Türkiye, ilk muhalif gruplara her türlü desteği vermiş ve böylece öfkesini aktifleştirme dışında, Suriye’nin ve Suriyelilerin kaderi hakkında söz sahibi olmanın arayışına girmiştir. Öyle ki giderek bu gruplara verdiği desteği siyasal destekten öteye taşımış, bu kesimleri Türkiye’de örgütleyip donatarak Suriye’ye salmıştır. Ortaya çıkan DAİŞ gibi bir gruba her tür desteği vererek katliamlar yaptırmış, Palmira gibi kadim tarihleri yok etmekle görevlendirmiş, El Nusra gibi kesimleri, kimi çete gruplarını tabur-birlik düzeyinde destekleyerek Suriye’deki toplumsal karmaşayı arttırma, var olan sorunları çözümsüzleştirme ve krizi büyütme politikasını belirlemiştir.

Hal böyleyken faşist soykırımcı Türk devletinin öfkesi Suriye savaşı ortamında gelişen Rojava devriminin gelişimi karşısında daha da artmış, devrimin tasfiyesi için her türlü yol ve yöntemi denemekten kaçınmamıştır. Öyle ki, soykırımcı Türk devleti tüm varlığını “Kürtler hiçbir toplumsal hakkını almasın” düsturuyla inşa etmiştir. Bu stratejiyle TC, Arapları Kürtlere karşı kışkırtma, savaştırma yöntemlerini kullanmıştır.

Bir yandan Türk özel savaş mekaniği, psikolojik özel savaşı uygulamaktadır.

Bir yandan Araplar Türkiye’ye çekilerek ucuz işçilik, hatta kölelik ve fuhuş örgütlenmiştir.

Bir yandan mülteci tehdidiyle batılı ülkeler tehdit altında tutularak mali kaynak oluşturulmuştur.

Tüm bunlarla birlikte özünde Arapları Kürtlere karşı kışkırtarak halklar arası savaş çıkarmaya çalışmıştır. Özünde TC’nin beklentisi, Arapların Kürtleri yok etmesi ve Kürtsüz bir TC sınırını oluşturmasıdır.

Kuzey doğu Suriye’de Kürtlerin konumu stratejiktir. Kürtler kuzey doğu Suriye’nin tamamına yayılmıştır. Ancak Kürt yerleşim yerlerinin yaygın ve parçalı oluşu da demokratik konfederalizm için önemli bir zemin yaratmakla birlikte, devletçi zihniyetlerin saldırıları karşısında da bir zayıflık olarak ele alınmaktadır. Bu stratejik konum, Rojava Devrimini, Suriye demokratik devrimi yapmakla görevlendirmektedir. Çünkü Rojava devrimi ancak Suriye demokratik devrimini yapmakla kendini koruyabilecek, toplumsal demokratik yaşamını kesinleştirebilecektir. Bu tarihsel öngörü Rojavalı Kürtleri tüm kuzey doğu Suriye’de devrim yapmaya, tüm araplarla birlikte demokratik sistemi inşa etmeye götürmüştür.

Böyle bir devrimsel çıkış içinde şu an Efrîn’in içinde bulunduğu konum, devrimin-devrimci güçlerin en fazla kendini ele alması gereken yanı olurken, özünde de soykırımcı Türk devletinin Kürt halkının varlığı karşısındaki tutumunu da ortaya koyuyor.

Türk siyasetinin Suriye’deki tek amacı Kürt soykırımı gerçekleştirmek, Kürtlerin büyük bedellerle yarattığı toplumsal özgürlük düzeyini Kürtlerden almaktır.

Tüm bunlardan dolayı Türk devleti Efrîn’de soykırım suçu işliyor.

Efrîn’de binin üzerinde insan katledildi.

Ürünler yağmalandı, mülkler talan edildi, toprak kirletildi. Ve en önemlisi de zeytin bahçeleri yakılarak Efrîn toprağına yapılabilecek en büyük saldırı yapıldı.

Efrîn halkının büyük çoğunluğu Efrîn’den göçertilip Şehba’ya yerleşmek zorunda kaldı.

Öldürmenin bir biçimi insanları, tek tek ya da toplum olarak yersiz yurtsuzlaştırmaktır.

Türk devleti göçerttiği Efrînli ailelerin evlerine, öncesinde savaşı derinleştirerek yersiz yurtsuzlaştırdığı, çeteleştirdiği Arapları yerleştirmektedir. Bu yolla, yurtsuzlaştırılan araplar yurt sahibi kılınarak Türk devletine minnettar kılınmakta, borçluluk duygusu yaratılarak bu yolla da Türk faşizminin her istediğinin yapılması sağlanmaktadır. Öyle ki, Türk devleti bir Kürt şehrini işgal etmekle kalmamış, oraya yerleştirdiği çete Araplara Türkçe okullar açmaktadır.

Bitmedi. Bunun yanında Efrîn’e yerleştirilen çeteler gün aşırı Efrînlileri kaçırarak işkence etmekte, şantaj yaparak para istemektedir. Zira, çalınacak tüm maddi değerler çalınmış, bundan sonrası da insanların canı üzerinden çıkarılmaya çalışılmaktadır.

Efrîn’in etrafına duvar örülmekte, Efrîn, Türk devlet sınırları içine alınmaya çalışılmaktadır.

Osmanlı geleneği mi deriz, yeni Osmanlı mı deriz, Türk İslamcı zihniyet mi deriz, Türk soykırım siyasetinin sınır aşırı uygulaması mı deriz, ne dersek diyelim aslolan şudur:

Türk devleti Efrîn’de soykırım suçu işliyor.

Efrînliler kadim kültürlerini gittikleri yerlerde yaşatmaya çalışıyor, direniyor. Efrîn Kurtuluş Güçleri savaşıyor direniyor. Ancak Efrîn’in Türk devletinin soykırım uygulamalarından kurtulması için bu yeterli değildir. Efrîn’deki soykırımı durdurmak, direnişi büyütmek, hamlesel düzeye getirmek, Türk devletinin demografya saldırılarını öz savunma direnişinin her yöntemiyle boşa çıkarmak ve Türk devletini dünya insanlığının mahkemesine çıkararak Efrîn’de işlediği savaş suçlarından dolayı yargılayarak mahkum etmekle mümkündür.

Yazarın diğer yazıları