TC-Rus gerilimi ve İdlib çıkmazı

İdlib’de işler karıştı. Türkiye Soçi anlaşmasının gereğini yerine getirmeyip çeteleri korumayı sürdürünce, Rusya ve Suriye rejimi operasyonlarını yoğunlaştırdı. Bir süredir sessiz görünen İran sahada daha fazla görünmeye başladı. Çeteler hakimiyet kaybedip İdlib şehir merkezine doğru sıkıştıkça Erdoğan’dan Rusya’yı suçlayıcı açıklamalar geldi. Erdoğan Afrika ziyareti dönüşünde “Şu an itibarıyla maalesef Rusya, Astana’ya da, Soçi’ye de sadık değil” açıklamasıyla Ankara-Moskova-Şam hattında yaşanan anlaşmazlık ve gerilimi görünür kıldı.

Uzun süredir Rusya-ABD arasındaki çelişkilerden doğan boşluklar üzerinden siyaset yapan, bölgeyi işgal eden ve DAİŞ/Nusra çetelerini bölge halklarına saldırtan Türk devleti, makasın daraldığı yerde Rusya ile karşı karşıya geliyor. Erdoğan, Rusya’yı tehdit edercesine, “Ya Suriye ile süreci farklı yürütecek ya da Türkiye ile farklı yürütecek” derken gerilimin dozajını açık bir şekilde ortaya koymuş oldu.

İdlib’de rejim ve Rusya’nın ilerlemesi üzerine BM yetkililerinden ve ABD’den de Erdoğan’ın açıklamalarını tamamlayan açıklamalar geldi. Öyle ki, Türk devletinin İdlib’de Rusya, İran ve Suriye yönetimine kafa tutması kendi maharetiyle olan bir durum değil. Perde arkasında NATO ve ABD’den aldığı destek var.

Astana tarafları arasındaki gerilimi gösteren bir diğer husus, İdlib savaşına paralel Türk devletinin çeteleriyle birlikte Halep’in batıdan, Şehba-Tıl Rıfat’ı da Bab-Ezaz hattından sıkıştırmasıdır.

İdlib’den Maret El Numan gibi M4 ve M5 yollarını birbirlerine bağlayan stratejik bir alan rejim ve Rus kontrolüne geçince 1 Şubat’ta Şehba’ya saldıran TC çetelerinin 7 rejim askerini öldürdüğü bilgisi ajanslara düştü. Ancak çatışmalar durmadı ve 3 Şubat’ta Türk milli savunma bakanlığı yaptığı açıklamada 6 askerlerinin İdlib’de öldürüldüğünü duyurdu. Aynı gün Şehba ve Tıl Rıfat’a yönelik saldırılar bir anda en üst düzeye çıkarıldı.

Erdoğan, bu şekilde İdlib saldırılarını durdurmaya çalışırken, daha fazla sıkıştırılması durumunda Halep’i kuşatmaya alacağının, savaşı iki cepheden Halep’e taşıyacağının mesajını veriyor. İdlib’e çete ve silah sevkiyatının yapılması da, Şehba-Tıl Rıfat’a saldırıları da bu minvalde gelişiyor.

Sahada yaşanan bu gelişmeler, Suriye sahasında yeni pazarlıkların masaya geleceğini de gösteriyor.

Birincisi, İran kendisine yönelik baskılardan kurtulmak için savaşı Suriye üzerinden dışarıda daha etkili yürütmeye çalışacak. Bunun için ABD-NATO destekli Türk devleti ve çetelerinin Suriye’den çıkarılması birincil öncelik olacak. Rusya ise İran ve Suriye olmadan bölgede kalıcı olamayacağını iyi görüyor. İran ve Suriye’nin, TC’nin işgal ettiği yerlerden çıkarılması dayatmalarına bir süre direnebilir ya da Türkiye ile karşı karşıya gelmemek ve Türkiye’yi tümden ve yeniden batıya itmemek için, işi alttan alabilir. Ancak bu, Rusya açısından sadece konjonktörel bir politika olarak kalır. TC’nin tümden ABD ve NATO’dan kopması mümkün değil. Yani kısa süre sonra Rusya, İran ve Suriye rejim politikasına yatmak zorunda kalacaktır. Bu durum TC ile ipleri koparmasına kadar gidebilir.

Durumun bu radeye gelmemesi ve Rusya, ya TC ya İran ikileminde kalmamak için ince bir siyaset yürütecektir. Çünkü, ya İran ya TC, demek Rusya’yı batı karşısında güçsüz duruma düşürür. Hatta batıyla açıktan karşı karşıya da getirebilir. Rusya bunu tercih etmeyecektir.

ABD, İran üzerindeki ekonomik kuşatmasını alan daraltmasıyla daha da pekiştirmek istiyor. Kasım Süleymani’nin öldürülmesi ve daha önce Hürmüz Boğazı, Körfezde yaşanan gerilim hepsinin bunun adımları olarak gelişti.

Bu durumda yüz yıl sonra Rusya sıcak denizlere ve Ortadoğu’ya inme fırsatı bulmuşken bunu öyle kolay berheva etmeyecektir. Dolayısıyla Rusya TC’nin tepkilerine sessiz kalmayacağı gibi ipleri koparan sert tepki vermekten de kaçınacaktır.

İkinci husus ise bu gelişmelerin diğer önemli tarafının TC olmasıdır. TC, DAİŞ/Nusra menşeli çetelerinden vazgeçmeyeceğini İdlib’de net olarak göstermiştir. Amacının Suriye’de çözüm, barış olmadığını, aksine işgal ve yayılma peşinde koştuğunu bu şekilde bir kez daha ve açıkça ortaya koymuştur.

Yine Rusya ile kurduğu ortaklığın sadece bu işgaline alan açmak üzerinden olduğunu, NATO ve ABD’ye meydan okuyuşunun sadece şantajdan, hatta ve hatta bu güçlerle danışıklı geliştirdiği bir politika olduğunu da ortaya koymuştur.

Erdoğan siyasi manevra yapmış, dün dediği şeyi bugün yok saymış biri olarak nam salmış olsa da, Rusya ile hiçbir ittifak geliştirmemiş gibi de yapamaz. Fakat yine de Erdoğan Suriye’de kaybettiğini fark ettiği anda yeniden NATO ve ABD’ye açıktan yanaşmak zorunda kalacak ve arayı düzeltmeye gidecektir. Bu durumda Ortadoğu siyasetini tümden değiştirmek zorunda kalacaktır. İşte Suriye’de 2012’ye dönüş bu durumda ortaya çıkacaktır.

Eğer Erdoğan bunu yaparsa bölgede en fazla karşı karşıya geleceği devlet İran’dır. Çünkü Suriye siyaseti gelip İran duvarına çarpacaktır. Bu hem İran hem de Rusya ile karşı karşıya demek olacaktır ki, bu durumda Suriye’deki işgali daha fazla tartışmaya girecektir.

Özcesi, İdlib-Şehba-Halep hattında yaşanan gelişmeler kendisiyle birlikte birçok gelişmeyi olduğu kadar yeni dengeler de ortaya çıkaracak önemdedir.

Yazarın diğer yazıları